<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Şenyurt</title>
	<atom:link href="http://hsenyurt.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hsenyurt.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jan 2011 22:47:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Kızlık zarı bozulmadan gebe kalınır mı?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kizlik-zari-bozulmadan-gebe-kalinir-mi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kizlik-zari-bozulmadan-gebe-kalinir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 20:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kürtaj ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=780</guid>
		<description><![CDATA[Kadın doğum hekimlerinin zaman zaman karşı karşıya kaldıkları bu sorunun cevabı &#8220;Evet&#8221; tir. Kızlık zarı: (Hymen) vajinanın girişinde,vajinanın girişini kısmen kapatan bir oluşumdur. Kızlık zarının vajina girişini tamamen kapatması söz konusu olmadığından, vajina girişine yakın bölgelere bulaşan spermlerin kızlık zarının ortasındaki delikten geçerek vajianaya ve oradanda rahimin içine ulaşmaları mümkündür. Bunun anlamı kızlık zarı sağlam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın doğum hekimlerinin zaman zaman karşı karşıya kaldıkları bu sorunun cevabı &#8220;<strong>Evet</strong>&#8221; tir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kızlık zarı: (Hymen)</strong></span> vajinanın girişinde,vajinanın girişini kısmen kapatan bir oluşumdur. Kızlık zarının vajina girişini tamamen kapatması söz konusu olmadığından, vajina girişine yakın bölgelere bulaşan spermlerin kızlık zarının ortasındaki delikten geçerek vajianaya ve oradanda rahimin içine ulaşmaları mümkündür. Bunun anlamı kızlık zarı sağlam bile olsa vajinanın girişine yakın bölgelere erkeğin boşalması durumunda gebeliğin mümkün olduğudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kizlik-zari-bozulmadan-gebe-kalinir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtajdan hemen sonra spiral (RİA) takılır mı?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kurtajdan-hemen-sonra-spiral-ria-takilir-mi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kurtajdan-hemen-sonra-spiral-ria-takilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 10:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kürtaj ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Sık Sorulanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=701</guid>
		<description><![CDATA[Teknik olarak kürtaj işleminden hemen sonra spiral takılması mümkündür, tıbbi olarak ta uygun bir yaklaşımdır.Fakat benim ve pek çok kadın doğum hekiminin yaklaşımı kürtajdan sonraki ilk adet dönemini bekleyip o sırada spirali takmak yönündedir. Kürtaj işlemi sırasında spiral takmanın şöyle bir sakıncası olabilir: Kürtaj düşük riskli de olsa cerrahi bir müdahaledir ve bazı komplikasyonların oluşması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Teknik olarak kürtaj işleminden hemen sonra spiral takılması mümkündür, tıbbi olarak ta uygun bir yaklaşımdır.Fakat benim ve pek çok kadın doğum hekiminin yaklaşımı kürtajdan sonraki ilk adet dönemini bekleyip o sırada spirali takmak yönündedir.</p>
<p>Kürtaj işlemi sırasında spiral takmanın şöyle bir sakıncası olabilir: Kürtaj düşük riskli de olsa cerrahi bir müdahaledir ve bazı komplikasyonların oluşması ihtimali az da olsa vardır.Kürtajı hemen takiben spiral takılan bir hasta, bir kaç gün sonra doktorunu arayıp ;çok fazla kanaması veya aşırı ağrısı olduğunu söylediği takdirde ,doktorun yaklaşımı çok büyük ihtimalle bir kaç gün önce takılmış olan spirali çıkartmak şeklinde olacaktır.Çünkü hastanın şikayetlerinin, yapılmış olan kürtaj operasyonundan mı,yoka takılmış olan spiralden mi kaynaklandığını anlaması mümkün değildir.</p>
<p>Bu yüzden benim şahsi yaklaşımım hastanın çok özel bir takım gerekçeleri yoksa spiral takılmasını kürtajdan sonraki adet dönemine ertelemek şeklindedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kurtajdan-hemen-sonra-spiral-ria-takilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Molluskum Contagiosum</title>
		<link>http://hsenyurt.com/molluskum-contagiosum.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/molluskum-contagiosum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jun 2010 20:08:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Konuları]]></category>
		<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[Nispeten sık görülen ve cildi tutan bir enfeksiyon hastalığıdır.Tedavi edilmese de yaklaşık bir yıl içinde genellikle kaybolan sert kabarcıklar (papüller) oluşturur.Eğer bu kabarcıklar kaşıma yolu ile veya bir başka şekilde zedelenirlerse etraftaki cilde yayılan enfeksiyonlar oluşabilir. Çocuklarda daha sık görülmekle beraber erişkinlerde de görülebilen bu hastalık,genital bölgede de yerleşebilir ve bu durumda cinsel yolla bulaşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nispeten sık görülen ve cildi tutan bir enfeksiyon hastalığıdır.Tedavi edilmese de yaklaşık bir yıl içinde genellikle kaybolan sert kabarcıklar (papüller) oluşturur.Eğer bu kabarcıklar kaşıma yolu ile veya bir başka şekilde zedelenirlerse etraftaki cilde yayılan enfeksiyonlar oluşabilir.</p>
<p>Çocuklarda daha sık görülmekle beraber erişkinlerde de görülebilen bu hastalık,genital bölgede de yerleşebilir ve bu durumda cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilir.</p>
<p>Molluskum kişiden kişiye direkt temas ile bulaşabildiği gibi virüsle bulaşık nesnelerle (havlu gibi) temas  yoluyla da bulaşabilmektedir.<img class="aligncenter size-full wp-image-645" title="image001" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/06/image001.jpg" alt="Molluskum Contagiosum" width="507" height="243" /><br />
<span style="color: #ff6600;"><strong>Belirtiler</strong></span></p>
<p><strong> </strong>Molluskum contagiosum ciltle hemen hemen aynı renkte,yuvarlak kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Genellikle 2-5mm çapında</li>
<li style="text-align: left;">Sıklıkla tepesinde bir çukurluk içeren</li>
<li style="text-align: left;">Kaşıma veya sürtme neticesinde etraftaki deriye de yayılabilen lezyonlardır.</li>
</ul>
<p>Çocuklarda bu lezyonlar tipik olarak yüzde,boyunda,koltuk altlarında,el ve kollarda görülürler.Erişkinlerde ise cinsel yolla da bulaşabilen bu hastalık genital organlara,karnın alt bölgelerine,uylukların iç kısımlarına ve kalçalara da yerleşebilir.HPV nin neden olduğu genital siğiller gibi ciddi problemlere yol açmasa da Molluskum görülen erişkinlerin cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar açısından da incelenmelidirler.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Neden Olur?</strong></span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Pox virüs ailesinin bir üyesi olan <em>molluscum contagiosum</em> virüsü tarafından oluşturulur. Bu virüs;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Ciltten cilde direkt temas ile</li>
<li style="text-align: left;">Virüsle bulaşık objelerle temas ederek (oyuncak,kapı kulpu,musluk gibi)</li>
<li style="text-align: left;">Cinsel temas ile bulaşabilir</li>
</ul>
<p>Kabarcıkların kaşınması,ovulması veya traş edilmesi komşu bölgelere yayılmaya neden olur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Komplikasyonlar</strong></span></p>
<p>Kabarcıkların etrafındaki deri bazen kızarabilir,bu duruma molluskum dermatiti adı verilir.Bu durumun vücudun virüse karşı oluşturduğu bağışıklık cevabından kaynaklandığı düşünülmektedir.</p>
<p>Lezyonlar bazen kaşıntılı olabilmektedir.Kaşınma sonucu lezyonların mikrop kapıp iltihaplanması söz konusu olabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Teşhis</strong></span></p>
<p>Molluskum teşhisi genellikle, ciltten kabarık,tipik görünümlü kabarcıkların (papül) gözlenmesi ile olmaktadır.Eğer teşhis konusunda doktorun şüphesi var ise o zaman lezyonlardan bir tanesi cerrahi olarak alınıp patolojik incelemeye yollanarak teşhis kesinleştirilebilir.Hastalık avuç içi ve ayak tabanları dışında cildin her bölgesinde görülebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi</strong></span></p>
<p>Bağışıklık sistemi normal çalışan kişilerde ,hiç bir tedavi uygulanmasa da belirtiler 6-12 ay arasında geçen bir sürede kaybolmaktadır.Çocuklarda ve bağışıklık sistemi ile ilgili problemi olan erişkinlerde bu süre daha uzun olmaktadır.</p>
<p>Çok hızlı bulaşabilmesi nedeni ile ,doktorlar genellikle hastalığı kendi doğal seyrinde iyileşmeye bırakmazlar.Çeşitli yollarla kabarcıklar yok edilir. En sık kullanılan metotlar;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Küretaj (kabarcıkların kazınması)</li>
<li style="text-align: left;">Lezyonların dondurulması (kriyoterapi)</li>
<li style="text-align: left;">Lazer tedavisi</li>
<li style="text-align: left;">Lezyonların kimyasal olarak yok edilmesi (genellikle siğil tedavisinde kullanılan ilaçlar uygulanır)</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Önleme</strong></span></p>
<p>Virüsün yayılmasını önlemek için</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Ellerinizi sık sık yıkayınız</li>
<li style="text-align: left;">Kabarcıkları ellemeyin,kaşımayın ve ovuşturmayın.Ayrıca hastalıklı bölgeyi traş etmekten kaçının ,bu hastalığı yaymanızı kolaylaştırabilir.</li>
<li style="text-align: left;">Şahsi eşyalarınızı başkalarının kullanmasına izin vermeyin.Elbise,havlu,saç fırçası gibi eşyalarınızı başkaları ile paylaşmayın.</li>
<li style="text-align: left;">Kabarcıklar tamamen kaybolana kadar cinsel ilişkiden uzak durun</li>
<li style="text-align: left;">Yüzme havuzlarındaki klorlu suyun virüsün yayılmasını engelleyip engellemediği net değildir.Yüzme havuzlarındaki bulaşma  muhtemelen daha çok havlu gibi şahsi eşyalar vasıtası ile olduğu düşünülmektedir.</li>
<li style="text-align: left;">Eğer molluskum lezyonlarınız var ise güreş gibi kontakt sporları (kişilerin yakın temas halinde olduğu sporlar) yapmaktan kaçınınız.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/molluskum-contagiosum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Premenstruel sendrom</title>
		<link>http://hsenyurt.com/premenstruel-sendrom.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/premenstruel-sendrom.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 16:15:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[Premenstruel sendrom: adet öncesi dönemde görülen bir dizi fiziksel, psikolojik ve duygusal belirtilere verilen addır. Premenstruel gerginlik olarak ta adlandırılmaktadır. Bu tablonun özelliği adet öncesi dönemde başlaması ve adet kanamasının başlaması ile birlikte bir kaç gün içinde kaybolmasıdır. Doğurganlık çağındaki kadınların nerede ise tamamında ve özelliklede 20 li yaşların son kısmı ile erken 40 lı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-full wp-image-134" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="premenstruel" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/premenstruel.jpg" alt="" width="234" height="201" />Premenstruel sendrom: adet öncesi dönemde görülen   bir dizi fiziksel, psikolojik ve duygusal belirtilere verilen addır.   Premenstruel gerginlik olarak ta adlandırılmaktadır. Bu tablonun  özelliği adet  öncesi dönemde başlaması ve adet kanamasının başlaması  ile birlikte bir kaç gün  içinde kaybolmasıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Doğurganlık çağındaki kadınların nerede ise  tamamında ve  özelliklede 20 li yaşların son kısmı ile erken 40 lı yaşlarda  olanlarda  daha belirgin olarak gözlenmektedir. Küçük bir yüzdedeki kadında bu   belirtiler günlük yaşantılarına engel olacak şiddette oluşmaktadır.   Premenstruel sendromun neden olduğu tam olarak anlaşılamamıştır, fakat  ay  içinde kadın vücudunda oluşan hormon seviye değişiklikleri ile   bağlantılı olduğu düşünülmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Bu problemi kalıcı olarak çözecek bir tedavi  henüz  bulunamamıştır, sadece oluşan belirtileri hafifletmeye veya  kontrol etmeye  yönelik tedaviler uygulanabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>SEMPTOMLAR</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Kişiden kişiye değişen pek çok değişik semptom  tanımlanmıştır. Bu  semptomların hepsi tüm kadınlarda görülmez, genellikle bir  veya bir kaç  tanesi aynı kadında görülür. Bir kadında görülen premenstruel   şikâyetler zaman içinde şekil ve şiddetlerini değiştirebilir.</p>
<p style="text-align: left;">Bu güne  kadar tanımlanmış 150 kadar değişik  premenstruel belirti  bulunmaktadır, bunların içerisinden en sık görülenler  aşağıda  sıralanmıştır.</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Sinirlilik</li>
<li style="text-align: left;">Vücutta sıvı toplanması ve kendini şiş hissetme</li>
<li style="text-align: left;">Ruhsal durumun dalgalanması</li>
<li style="text-align: left;">Aşırı duygusallık ve kendini kötü hissetme</li>
<li style="text-align: left;">Uykusuzluk</li>
<li style="text-align: left;">Konsantrasyon zorluğu</li>
<li style="text-align: left;">Sırt ağrısı</li>
<li style="text-align: left;">Eklem ve kas ağrıları</li>
<li style="text-align: left;">Göğüslerde hassasiyet</li>
<li style="text-align: left;">Yorgunluk</li>
<li style="text-align: left;">Kilo alma (1 kg a kadar)</li>
<li style="text-align: left;">İştah değişiklikleri veya belli gıdalara yönelik aşırı iştah</li>
</ul>
<p style="text-align: left;">Bunların dışında kalbiniz daha hızlı atabilir,  ellerinizde ve  ayaklarınızda şişlikler oluşabilir, seks yapma isteğiniz  azalabilir.</p>
<p style="text-align: left;">Bu belirtiler her ay yaklaşık aynı zamanda başlar  ve adet olmanızla  birlikte hızla kaybolurlar. Bazen bu belirtiler adet olmanıza  2 hafta  kala dahi başlayabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Çoğu kadın bu belirtileri rahatsızlık verici  bulurken, küçük bir  yüzdedeki kadın ise bu belirtilerin normal işlerini  yapmalarına engel  olabilecek şiddette olduğunu bildirmektedirler. Adet öncesi   sıkıntıların çok daha şiddetli olarak yaşandığı bu tablo &#8220;premenstruel   disfori&#8221; adı ile kategorize edilmektedir. Premenstruel disfori tablosu   olanlarda;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Yoğun ümitsizlik hissi</li>
<li style="text-align: left;">Süreğen elem ve depresyon</li>
<li style="text-align: left;">Öfke ve gerginlik</li>
<li style="text-align: left;">Diğer aktivitelere yönelik ilgi azalması</li>
<li style="text-align: left;">Alışılagelenden daha fazla veya daha az uyuma</li>
<li style="text-align: left;">Kendine verilen değerde azalma</li>
<li style="text-align: left;">Yoğun gerginlik ve sinirlilik hali görülebilmektedir</li>
</ul>
<p>Premenstruel disfori tablosunda günlük yaşam ve  ilişkileri ilgilendiren  olumsuzluklar daha fazla olduğu için  düzeltilmesi  daha zor ve çaba  isteyen bir durumdur.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Nedenleri</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Premenstruel sendromun neden olduğu tam olarak  anlaşılabilmiş değildir.  Olası nedenlerin başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Hormonal değişiklikler</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Adet döngüsü içinde östrojen ve progesteron  hormonlarının seviyeleri  yükselir ve düşer. Hormon seviyelerindeki bu  değişikliklerin, adet  öncesi sıkıntıların başlıca nedeni olduğu  düşünülmektedir. Adet öncesi  yaşanan sıkıntıların, gebelik ve menopozda  düzelmesi bu teoriyi  desteklemektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Kimyasal değişiklikler</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Kandaki hormonlara benzer şekilde, beyinde bulunan  &#8220;<em>serotonin</em>&#8221;  gibi bazı  kimyasal maddelerin seviyeleri de adet döngüsü içinde  değişmektedir. Serotonin  insanın duygulanımını etkileyen bir maddedir.  Serotonin seviyesi düşük  kadınların özellikle <em>premenstruel  sendrom</em>a  yatkın oldukları düşünülmektedir. Serotonin seviyesindeki  düşüklükler.</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Yorgunluk</li>
<li style="text-align: left;">Uykusuzluk</li>
<li style="text-align: left;">Bazı gıdalara yönelik gelişen aşırı isteği  izah edebilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Stres</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Premenstruel sendromu olan kadınlar, stresli  olduklarında  şikâyetlerinin daha yoğun olduğunu tespit etmektedirler. Stres   premenstruel sendromun direkt bir nedeni değilse de şikâyetlerin  artmasına  neden olabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Diyet</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Bazı gıdaların fazla alınması, bazı gıdaları ise az  alınması, yaşanan  şikâyetlerin şiddetinde değişikliklere neden olabilmektedir.  Örneğin  fazla tuzlu gıdalar, vücutta su tutulmasına neden olup şişkinliği   artırırken; alkol ve kafein enerji seviyenizi ve ruhsal durumunuzu   etkileyebilmektedir. Vitamin ve mineral seviyelerindeki düşüklükler  çekilen sıkıntıların  şiddetini artırabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Teşhis</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Premenstruel sendromun teşhisinde kullanılabilecek  özel bir test  bulunmamaktadır. Doktorunuz sizin öykünüzü dinledikten sonra bir  karara  varabilir. Bazı vakalarda bir kaç ay boyunca günlük tutmanız ve   şikâyetlerinizi yazmanız istenebilir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Nedeni tam olarak bilinmeyen ve 150 den fazla  değişik belirti ile  karşımıza çıkabilen bu tablonun, maalesef kesin bir  tedavisi  bulunmamaktadır. Yapılan daha çok belirtilerin şiddetini azaltmaya   yönelik yaklaşımlardır.</p>
<p style="text-align: left;">Seçilecek tedavi yaklaşımlarını doktorunuz geçmişte  bu rahatsızlığın  tedavisinde edindiği tecrübeleri de göz önüne alarak ampirik  olarak  belirlemektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Doktorunuzun deneyebileceği başlıca seçenekler  aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Non-steroidal  antiinflamatuar ilaçlar (NSAID):</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Bu grup ilaçlar baş ağrıları, kas ve eklem  ağrıları, göğüslerdeki  hassasiyet gibi şikâyetleri azaltabilir. Bu grup ilaçlar  bazen vücutta  su tutulmasını artırmakta ve bununla bağlantılı şikâyetleri   şiddetlendirebilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Doğum kontrol hapları</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Bu ilaçların gebeliği önleme etkilerinin yanında,  adet öncesi  sıkıntıları baskılamada da kullanılmaktadır. Yumurtlama  mekanizmasını  durduran bu ilaçlar, hormon seviyelerini sabitleştirmekte ve  böylece  hormonlardaki dalgalanmaların getirdiği sıkıntılar kaybolmakta veya   hafiflemektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Premenstruel disforik  şikâyetleri olanlarda da bu ilaçlar  denenebilmektedir</strong>.</span></p>
<p style="text-align: left;">Fakat maalesef kullanılan her vakada olumlu netice  alınamamaktadır.  Bazı kadınlarda doğum hapı kullanımı nedeni ile vücutta sıvı  tutulması,  sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Selektif serotonin reuptake  inhibitörleri (SSRI)</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Antidepresan olan bu ilaçlar ağır premenstruel  sendrom ve premenstruel  disfori vakalarında etkili olabilmektedirler.  Yorgunluk, gıdalara  yönelik iştah değişiklikleri, uyku problemleri, depresyona  eğilim  gösterenlerde denenebilmektedirler. Fakat bazı vakalarda görülen ya   etkiler kullanımı imkânsız hale getirebilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>İdrar söktürücüler</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet, şişkinlik hissi  gibi şikâyetleri  olanlarda  denenebilmektedirler.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Kendi kendinize  yapabilecekleriniz</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Diyet</strong></span></p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Şişkinlik hissini azaltmak için daha sık ve daha az yemek alınız</li>
<li style="text-align: left;">Şişkinlik ve sıvı tutulumunu azaltmak açısından daha az tuz tüketiniz</li>
<li style="text-align: left;">Günde 6-8 bardak su içiniz. Vücudun susuz kalması baş ağrılarınızı ve  yorgunluk hissini artırabilir</li>
<li style="text-align: left;">Kompleks karbonhidratlar tüketiniz. Tam tahıllı ürünler, sebzeler ve  meyveler iyi bir seçenek olabilir</li>
<li style="text-align: left;">Kalsiyumdan zengin gıdaların tüketilmesi fiziksel ve psikolojik bazı  belirtileri azaltabilir. Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı  sebzeler ve soya ürünleri iyi bir seçenek olabilir</li>
<li style="text-align: left;">Kafein ve alkol tüketiminde dikkatli olun</li>
<li style="text-align: left;">Günde beş porsiyon sebze ve meyve tüketerek, aldığınız vitamin ve  mineral seviyenizi artırınız</li>
</ul>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Egzersiz</strong></span></p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Haftada en az beş kez, yarımşar saatlik egzersiz genel sağlığınızı  düzeltirken, depresyon ve yorgunluk hissini giderme konusunda yardımcı  olacaktır.</li>
<li style="text-align: left;">Yoga, pilates ve germe egzersizleri uyku düzeninizi sağlama ve stres  seviyenizi azaltma konusunda yardımcı olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Destekleyici ilaçlar</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Reçeteye tabi olmadan satılan bir dizi ilaç ve  bitkisel ürün değişik  derecelerde faydalı olabilir. Bu tip ürünleri  kullanırken, bu ürünlerin  etkinliklerinin etkinliği konusunda yeterli  çalışmanın ve bilimsel  kanıtın bulunmadığını unutmayınız. Bu tip ürünleri  kullanmazdan önce  doktorunuza danışmanız isabetli bir yaklaşım olacaktır. PMS  tedavisinde  kullanılabilen destekleyici ilaçların başlıcaları aşağıdadır;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Magnezyum: sıvı tutulmasını, şişkinlik hissini, göğüs hassasiyetini  azaltabilir. Günde 400 mg dan fazla alınmamalıdır.</li>
<li style="text-align: left;">B6 vitamini: PMS semptomlarına iyi gelebilir. Günde 100 mg  geçilmemelidir.</li>
<li style="text-align: left;">E vitamini: Mide krampları ve göğüs hassasiyetine iyi gelebilir. Günde  400 IU den fazla alınmamalıdır.</li>
<li style="text-align: left;">Evening Primrose Oil: PMS nin neden olduğu semptomları gidermek için  kullanılsa da, faydalı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.</li>
<li style="text-align: left;">Agnus castus (hayıt meyvesi):Avrupada yapılan bazı çalışmalarda, günlük  olarak alınan bu ürünün PMS nin genel semptomlarında bir azalma  sağladığı bildirilmiştir.</li>
<li style="text-align: left;">Black cohosh, zencefil, ahududu yaprağı, karahindiba gibi ürünler bazı  kadınlar tarafından kullanılmakta ve fayda gördükleri bildirilmekte ise  de; bu ürünlerin işe yaradığı hakkında bilimsel bir veri bulunmamaktadır</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/premenstruel-sendrom.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebe iken grip aşısı yapılır mı?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebe-iken-grip-asisi-yapilir-mi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebe-iken-grip-asisi-yapilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 13:10:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=450</guid>
		<description><![CDATA[Evet, yapılır.Hatta Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) grip mevsiminde gebe olan veya gebe kalacak tüm kadınlara mevsimsel grip aşısının yapılmasını önermektedir. Aşının yapılması sakıncalı olanlar yumurtaya ciddi alerjisi olanlar ve daha önceki grip aşısında ciddi reaksiyon gösterenlerdir. Gebelik süreci kalp ve akciğerler üzerine ilave yüklerin bindiği bir dönemdir ve ilave olarak gebelik sırasında bağışıklık sistemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-451" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="001" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/001-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Evet, yapılır.Hatta Amerikan  Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) grip mevsiminde  gebe olan veya  gebe kalacak tüm kadınlara mevsimsel grip aşısının yapılmasını   önermektedir. Aşının yapılması sakıncalı olanlar yumurtaya   ciddi alerjisi olanlar ve daha önceki grip aşısında ciddi reaksiyon   gösterenlerdir.</p>
<p>Gebelik süreci kalp ve  akciğerler üzerine ilave yüklerin bindiği  bir dönemdir ve ilave olarak gebelik  sırasında bağışıklık sistemi de  zayıflamaktadır.Tüm bunlar gebe iken grip  geçirme ve grip enfeksiyonuna  bağlı ciddi komplikasyonlar geliştirme riskinizi  artırmaktadır.</p>
<p>Bu tip komplikasyonlar anne hayatını dahi ciddi  olarak tehdit  edebilir, ayrıca düşük ve erken doğum gibi gebelik  komplikasyonlarına yol  açabilir.</p>
<p>Gebelik süreci kalp ve  akciğerler üzerine ilave yüklerin bindiği  bir dönemdir ve ilave olarak gebelik  sırasında bağışıklık sistemi de  zayıflamaktadır.Tüm bunlar gebe iken grip  geçirme ve grip enfeksiyonuna  bağlı ciddi komplikasyonlar geliştirme riskinizi  artırmaktadır. Bu tip  komplikasyonlar anne hayatını dahi ciddi olarak tehdit  edebilir,  ayrıca düşük ve erken doğum gibi gebelik komplikasyonlarına yol   açabilir.</p>
<p>Grip aşısı canlı aşı olmadığı  için gebeliğin her döneminde  emniyetle yapılabilir. Bir de ülkemizde bulunmayan  ve  burundan sprey şeklinde uygulanan canlı grip aşısı mevcuttur, bu  aşının  gebelik sırasında uygulanması pek doğru değildir.Fakat hem enjeksiyon   şeklinde uygulanan grip aşısı hem de burun spreyi şeklindeki grip aşısı  gebelik  öncesi dönemde emniyetli şekilde uygulanabilir.Yalnız canlı aşı  uygulandığında  gebelik 4 hafta ertelenmelidir.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-452" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="002" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/002-150x139.jpg" alt="" width="150" height="139" />Son dönemin güncel grip virüsü  olan H1N1 veya  diğer adı ile &#8220;domuz gribin&#8221;e ait virüs 2009-2010  sezonu için üretilmiş  mevsimsel aşının içinde bulunmamaktadır. Bu virüs. için  ayrı bir aşı  üretilmiştir ve bu günlerde uygulanmaya başlanacaktır. Bu aşının   uygulanması gereken gruplar arasında gebelerin önceliği bulunmaktadır.  Eğer  daha önce grip aşınızı yaptırmadınız ise mevsimsel grip aşısı ile  birlikte  &#8220;Domuz gribi&#8221; aşısını aynı anda yaptırabilirsiniz. Eğer daha  önce  mevsimsel grip aşınız yapıldı ise o zaman tek başına bu aşıyı  yaptırmanız  yeterli olacaktır.</p>
<p>Basında domuz gribi aşısı ile  ilgili olarak  çıkan olumsuz haberlerin hiç birinin bilimsel geçerliliği   bulunmamaktadır. Aşının denenmemiş olduğu iddiaları gülünçtür, zira grip  aşısı  her yıl sıfırdan üretilmektedir. 1952 yılında Dünya Sağlık  Örgütünün  kurduğu &#8221; <em>WHO  Global Influenza Surveillance Network</em> &#8221;  83 ülkede  128 merkezden aldığı bilgiler doğrultusunda , bir sonraki  yıl salgın yapması  ihtimali yüksek olan 3 virüsü belirler ve bunları  aşı üreticilerine  bildirir.Aşı üretimi yaklaşık 200 gün süren bir  süreçtir ve bu sürecin sonunda  aşılar sonbahara doğru piyasaya çıkmış  olur.Bu süreç her yıl tekrarlanır. Domuz  gribinin şansızlığı ,  tehlikenin algılandığı dönemde 2009-2010 mevsimsel grip  aşısı üretim  sürecinin başlamış olmasıdır.Eğer daha erken dönemde risk  belirlenmiş  olsa idi domuz gribi mevsimsel aşının içine dahil edilecekti. Bu   olmadığı için domuz gribi için ayrı bir aşı üretmek gerekli olmuştur.  Domuz  gribi için üretilen aşının , mevsimsel grip aşısından üretim  tekniği ve olası  komplikasyonlar açısından hiçbir farkı  bulunmamaktadır.</p>
<p>Riskler açısından &#8221;domuz gribi&#8221; aşısının, , mevsimsel  grip  aşısından hiç bir farkı yoktur, çünkü mevsimsel grip aşısının üretildiği   teknikle üretilmektedir.Risk gruplarında iseniz çekinmeden  yaptırabilirsiniz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kimlere grip aşısı yapılmalı?</strong></span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Gebeler<br />
65 yaş üzerinde olanlar<br />
Kronik akciğer hastaları<br />
Kronik kalp hastalığı olanlar (kalp yetmezliği,iskemik kalp  hastalığı,doğuştan kalp hastalığı)<br />
Kronik karaciğer hastaları (siroz dahil)<br />
Kronik Böbrek hastaları<br />
Bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar (kemoterapi  alanlar,kortizon kullananlar,AIDS hastaları)<br />
İnsanların yoğun olarak bir arada yaşadıkları yerlerde  olanlar. (Hapishane, yaşlı bakım evleri,kreşler,okullar ve öğrenci  yurtlarında yaşayanlar)<br />
Sağlık çalışanları<br />
6 ay &#8211; 2 yaş arasındaki  çocuklar</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Kimlere grip aşısı yapılmamalı?</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong>- Şiddetli       yumurta allerjisi olanlar<br />
- Guillain-Barre sendromu  öyküsü olanlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebe-iken-grip-asisi-yapilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezaryen İle Doğum Ne Zaman Gereklidir?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/sezaryen-ile-dogum.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/sezaryen-ile-dogum.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 14:21:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Bazı durumlarda bebeğin vajinal yol ile doğması mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda karın duvarı ve rahme yapılan cerrahi kesiden bebeğin doğumu gerçekleştirilir. Bu işleme sezeryan adı verilir. Bu yazıda; - Sezeryan ile doğum ne zaman gerekir - Riskleri nelerdir? - Sonrasında neler olur inceleyeceğiz. Sezeryan ne zaman yapılır? Sezeryan ile doğum yapılmasını gerektirecek pek çok neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-467" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="000" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/000.jpg" alt="" width="110" height="125" />Bazı durumlarda bebeğin vajinal yol ile doğması  mümkün olmaz. Bu gibi   durumlarda karın duvarı ve rahme yapılan cerrahi  kesiden bebeğin doğumu   gerçekleştirilir.     Bu işleme sezeryan adı verilir.</p>
<p>Bu yazıda;<br />
- Sezeryan ile doğum ne zaman gerekir<br />
- Riskleri nelerdir?<br />
- Sonrasında neler olur inceleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Sezeryan ne zaman yapılır?</strong></span></p>
<p>Sezeryan ile doğum yapılmasını gerektirecek pek çok neden olabilir.  Bunların bir   kısmı anneye ait nedenler, bir kısmı ise bebeğe ait  nedenlerdir. Bazı durumlarda   doğumun sezeryan ile gerçekleşmesi doğum  başlamazdan önce kararlaştırılırken,   bazı durumlarda ise doğum eylemi  sırasında çıkan problemlerden dolayı sezeryan   ile doğum kararı  alınabilir.</p>
<p>Bazen gebenin kendisi sezeryan ile doğum yapmak isteyebilir , bu  kompleks   kararın mutlaka doktor ile tartışılıp karara varılması  gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Çoğul Gebelik</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Karnında iki veya daha fazla bebek taşıyan kadınların bir kısmının  sezeryan ile   doğurtulması gerekir. Çoğul gebelikte , doğum çok erken  haftalarda   gerçekleşiyorsa veya bebeklerin rahim içindeki pozisyonları  uygun değilse;   doktor  sezeryan ile doğumu tercih edecektir. Çoğul  gebeliklerde bebek sayısı   arttıkça ( ikiz, üçüz, dördüz gibi)   sezeryan ile doğum ihtimali de artacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>İlerlemeyen Doğum   Eylemi</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Sezeryan ile doğumların yaklaşık üçte biri  doğum eyleminin normal  şekilde   ilerlememesi nedeni ile yapılır. Bu gibi doğumlarda  gerçekleşen rahim   kasılmaları, rahim ağzını istenildiği şekilde açıp  bebeği ilerletemez. Bu gibi   durumlarda doktorunuz bazı ilaçlar yardımı  ile doğumu hızlandırmayı deneyebilir.   İstenilen ilerlemenin  sağlanamadığı durumlarda ise doktorunuz sezeryan ile   doğumu tercih  edecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Bebek ile ilgili   sıkıntılar</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Bazı doğumlarda bebek sıkıntıya girebilir ve sezeryan ile doğum  gerekebilir.   Bunun en sık nedenlerinden biri göbek kordonunun  sıkışması ve plasentadan bebeğe   yeterli kan gidememesidir. Bazı  doğumlarda ise fetal monitörde bebeğe ait   anormal kalp atımları tespit  edilip sezeryan kararı alınabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Plasenta ile ilgili problemler </strong></span><strong><br />
</strong><br />
Plasenta previa : plasentanın bebekten daha aşağı konumda , rahim  ağzını   kapatacak şekilde yerleşmiş olmasıdır. Bu durum bebeğin  rahimden çıkmasına   engeldir. Plasenta dekolmanı da karşılaşılabilecek  diğer bir plasentaya ait   problemdir. Bebek doğmazdan önce plasentanın  rahim duvarından ayrılması ve   bebeğin oksijensiz kalması demektir.  Yukarıda anlatılan iki durumda da şiddetli   kanama olabilir ve doğumun  sezeryanla yapılması gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Daha önce sezeryanla doğum   öyküsü</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Daha önce sezeryanla doğum yapmış olmanız bu seferki doğumunuz  gerçekleşme   şeklini etkileyecektir. Daha önceki doğumu sezeryanla  gerçekleşmiş kadınların   vajinal yolla doğum yapma şansları vardır .  Vajinal yolla doğum yapıp   yapamayacağınıza  doktorunuzun karar  verecektir. Daha önceki sezeryanda rahme   yapılan kesik klasik  olarak  tanımlanan şekilde ise , vajinal doğumda rahminizin   yırtılma ihtimali  vardır ve doktorunuz sezeryan ile doğumu tercih edecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Olası diğer sezeryan   nedenleri</strong><strong> </strong></span></p>
<p><strong> </strong>- Bebeğin iri olması<br />
- Bebeğin ters gelmesi<br />
- Annedeki bazı enfeksiyonlar</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Operasyon</strong></span></p>
<p>Pek çok hastanede eşiniz ameliyathanede yanınızda bulunmasına izin  verilir. Bazı   durumlarda sezeryan kararı acilen alınır ve önceden  hazırlık yapma fırsatı olmaz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Hazırlık</strong></span></p>
<p>Sezeryan öncesi bir hemşire sizi ameliyata hazırlayacaktır.Mide  asidini azaltmak   amacı ile antiasit bir şurubu içmeniz istenebilir. Bu  anestezi sırasında   akciğerlerinize kaçabilecek mide sıvısının  vereceği zararı azaltmak içindir.   Daha sonra karnınız yıkanır ve  ameliyat sahası tıraş edilir. Mesanenizin   ameliyat sırasında  zedelenmesi ihtimalini azaltmak için bir idrar sondası   takılır, kol  veya elinize bir serum takılır. Gerekli ilaç ve sıvılar bu serum   yolu  ile size verilecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Anestezi</strong></span></p>
<p>Cerrahi işlem sırasında ağrı duymamanız için anestezi  uygulanacaktır. Genel   anestezi uygulandığı takdirde işlem sırasında  uykuda olacak ve hiçbir şey   hatırlamayacaksınız. Epidural anestezi  veya spinal anestezi uygulandığı   durumlarda ise operasyon sırasında  uyanık olacaksınız fakat ağrı duymayacaksınız.</p>
<p>Epidural anestezi , belinize yerleştirilen çok ince bir tüp vasıtası  ile   uygulanır. Bu tüp birkaç gün takıldığı yerde kalabildiği için  gerekli ilaçlar   daha sonra bu yolla tekrar verilebilir. Bu anestezi  türünde vücudunuzun alt   yarısı uyuşur.      Spinal anestezi de epidural anesteziye benzer şekilde vücudun   alt  yarısını uyuşturur. Bu uygulamada ilaç direkt olarak omuriliğin  etrafında   bulunan sıvıya verilir.</p>
<p>Uygulanacak anestezi tipinin seçimi pek çok faktöre bağlıdır. Bu  seçim   yapılırken bebeğinizin ve sizin sağlık durumunuz göz önüne  alınır. Anestezi   doktoru bu seçim işlemi sırasında sizinle de görüşüp  isteklerinizi göz önüne   alacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Doğum</strong></span></p>
<p>Doktorunuz karın duvarınıza bir kesik yaparak karın boşluğunuza  ulaşacaktır. Bu   kesik çatı kemiğinizin ( pubis ) hemen üstünde ve yere  paralel olabileceği gibi   , göbek ile çatı kemiğiniz arasında da  yapılabilir. Daha sonra karın ön   duvarındaki kaslara ulaşılarak kenara  çekilirler. Genelde kas dokusuna kesik   yapmak gerekmez. Daha sonra  rahim duvarınıza bir kesik yapılarak bebeğe   ulaşılır. Rahim  duvarındaki kesikte aynı karın duvarında olduğu gibi yatay veya   düşey  olarak yapılabilir. Bu kesiğin tipini doktorunuz sezeryanın yapılış    nedenine göre belirleyecektir.</p>
<div><a href="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_kesileri.jpg" rel="lightbox[319]"><img class="alignleft size-full wp-image-320" title="cilt_kesileri" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_kesileri.jpg" alt="" width="255" height="239" /></a><a href="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/rahim_kesileri.jpg" rel="lightbox[319]"><img class="alignnone size-full wp-image-321" title="rahim_kesileri" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/rahim_kesileri.jpg" alt="" width="255" height="239" /></a></div>
<p>Rahminize yapılacak kesik için genelde tercih  edilen yatay kesiktir. Bu tür   kesilerde kan kaybı daha az olur ve yara  iyileşmesi daha iyi olur. Bebeğin çok   ufak olması gibi bazı özel  durumlarda dikey rahim kesisi tercih edilecektir.</p>
<p>Yapılan kesiden bebek doğurtulur ve daha sonra  göbek kordonu  kesilerek plasenta   çıkarılır. Bu aşamadan sonra rahim ve karın  duvarını oluşturan tabakalar ,   vücutta kendi kendine eriyen dikiş  malzemeleri ile kapatılır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Komplikasyonlar</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Diğer cerrahi girişimler gibi sezeryan ile doğum da riskler içerir.  Bu   problemler az sayıdaki kadında oluşur ve genellikle kolay tedavi  edilirler.:</p>
<p>- Rahim ve etrafındaki diğer organlar  veya cilt kesisi  iltihaplanabilir.<br />
- Bazen kan naklini gerektirecek seviyede kanama olabilir.<br />
- Bacaklarınızda , leğen kemiğinin içindeki organlarda veya  akciğerlerinizde kan   pıhtıları oluşabilir.<br />
- Mesane veya bağırsaklarınız zedelenebilir.<br />
- Ameliyat sırasında kullanılan anestetik madde veya ilaçlara  alerjik reaksiyonlar   gösterebilirsiniz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Doğumdan sonra </strong></span><strong><br />
</strong><br />
Eğer sezeryan epidural veya spinal anestezi ile yapılmış ise  , bebeğinizi hemen   görebilirsiniz. Operasyonun tamamlanmasından sonra  ayılma odasına veya direkt   kendi odanıza alınırsınız. Kan basıncınız,  nabzınız , solunumunuz ve kanamanız   düzenli aralıklarla kontrol  edilecektir.</p>
<p>Bebeğinizi emzirmeyi planlıyorsanız bunu ameliyattan çok kısa bir  süre sonra   gerçekleştirebilirsiniz.  Sezeryan sonrası bir süre yatakta kalmanız   istenecektir. Yataktan ilk  birkaç kalkışınızda yanınızda hemşire veya bir başka   erişkinin olması   uygun olacaktır.</p>
<p>Sezeryandan kısa bir süre sonra idrar sondanız çıkarılacaktır. Ağız yolu  ile   gıda almaya başlayana kadar damar yolunuzdan serum verilecektir.  İlk birkaç gün   ameliyat yeriniz ağrıyacaktır. Bu ağrıyı azaltmak için  doktorunuz ağrı kesici   ilaçlar önerecektir. Eğer sezeryan epidural  anestezi ile yapılmış ise ağrı   kesici ilaçlar birkaç gün süre ile  epidural kateterinden verilebilir.</p>
<p>Doğumdan sonra hastanede 1-2  gün kalmanız istenir. Bu süreyi :  sezeryanın   yapılış nedeni ve sizin toparlanma süreciniz  belirleyecektir. Eve çıktıktan   sonra kendinize dikkat etmeniz ve fizik  aktivitenizi sınırlamanız gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Eve çıktıktan sonra </strong></span><strong><br />
</strong><br />
Karın duvarınızın iyileşmesi bir iki hafta sürecektir. Bu sürede;<br />
- Özellikle emzirme esnasında hafif kramplar<br />
- 4-6 hafta süre ile kanama veya akıntı<br />
- Kan pıhtıları ve kramplar<br />
- Kesi yerinde ağrı görülebilir.</p>
<p>Enfeksiyonu engellemek açısından :  birkaç hafta süre ile cinsel  ilişkide   bulunmayın ve vajinaya hiçbir şey koymayın. Ağır fizik  aktivitelerden kaçının.   Ateş, aşırı kanama veya ağrının    şiddetlenmesi gibi durumlarda doktorunuzu arayın.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Netice olarak</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Doğumun sezeryan ile yapılması için bir çok neden vardır.Bu konuda  aklınıza   takılanları ve endişelerinizi doktorunuzla konuşun.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Sözlük</strong></span><br />
<strong>Fetal Monitör:</strong> Annenin rahim kasılmaları ve bebeğin  kalp atım hızını   gösteren alet.<br />
<strong>Göbek Kordonu:</strong> bebeği plasentaya bağlayan ve içinde kan  damarları olan    kordona benzeyen yapıdır.<br />
<strong>Makat geliş:</strong> Bebeğin kalça veya ayakları ile doğduğu  durum.<br />
<strong>Plasenta:</strong> Besin maddelerinin anneden bebeğe , atık  maddelerin ise   bebekten anneye iletilmesini sağlayan organ. Eş adı da  verilir.<br />
<strong>Rahim ağzı:</strong> Rahmin vajinaya açılan kısa ve dar uç  kısmı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/sezaryen-ile-dogum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtaj</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kurtaj.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kurtaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 13:23:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kürtaj ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Her yıl pek çok kadının yaptırdığı veya yaptırmak zorunda kaldığı cerrahi bir müdahaledir. Uygun şartlarda yapıldığında düşük risk içeren bir operasyondur. Kürtaj kararı verdiğinizde bu operasyonu ne kadar erken yaptırırsanız  sizin açınızdan o kadar emniyetli olacaktır. Bu yazıda; - Kürtaj hakkında tıbbi bilgileri, - Kürtaj tiplerini, - Kürtajın nasıl yapıldığını  öğreneceksiniz. Bu konudaki video sunum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Her  yıl pek çok kadının yaptırdığı veya yaptırmak zorunda kaldığı  cerrahi bir  müdahaledir. Uygun şartlarda yapıldığında düşük risk  içeren bir  operasyondur</strong>.</span></p>
<p>Kürtaj kararı verdiğinizde bu operasyonu ne kadar erken  yaptırırsanız  sizin açınızdan o kadar emniyetli olacaktır.</p>
<p>Bu yazıda;<br />
- Kürtaj hakkında tıbbi bilgileri,<br />
- Kürtaj tiplerini,<br />
- Kürtajın nasıl yapıldığını  öğreneceksiniz.</p>
<p>Bu konudaki video sunum için aşağıdaki bağlantıyı takip ediniz.</p>
<p><a onclick="window.open(this.href,'','resizable=yes,location=no,menubar=no,scrollbars=no,status=no,toolbar=no,fullscreen=no,dependent=no,status');  return false" href="http://video.google.com/videoplay?docid=-7557645284541389398" target="_blank">video.google.com/videoplay</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtaj nedir?</strong></span></p>
<p>Son adet tarihinden sonraki ilk 10 hafta içinde embryo ve eklerinin  rahmin içinden tahliye edilmesi işlemidir.<br />
Bu  işlemden önce gebeliğin doğrulanması açısından bir gebelik testi   yaptırmanız istenebilir. Günümüzde pek çok doktor ultrasonografik   inceleme ile gebeliğin varlığını, büyüklüğünü   ve yerleşim yerini   tespit etmektedir.</p>
<p>Kürtaj risk  oranı düşük bir işlemdir. Bu işlem ne kadar erken  yapılırsa risk o kadar azalacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Bir başkasından izin almam gerekir mi?</strong></span></p>
<p>27  Mayıs 1983 tarihli 2827 sayılı kanunla (18059 sayılı resmi  gazetede  yayınlanmıştır) ve 18 Aralık 1983 te yayınlanan 510 sayılı  tüzükle  (18255 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır), Türkiye de  kürtaj; son  adetin ilk gününden sayılarak, <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">10 haftaya</span> </strong></span>kadar  serbest bırakılmıştır.</p>
<p>Evli çiftlerde hem erkeğin hem de kadının bu işlemi yaptırmak  istediğine dair bir belgeyi imzalaması gerekmektedir. <span style="color: #ff0000;"><strong>18 Yaş  üzerindeki <span style="text-decoration: underline;">bekar </span>bayanlar, sadece kendi istekleri ile bu  operasyonu yaptırabilirler</strong>.</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtajı kim yapar?</strong></span></p>
<p>Ülkemizde bu tip müdahaleleri yapmaya uzman Kadın Hastalıkları ve  Doğum hekimleri yetkilidir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtaj Tipleri</strong></span></p>
<p>Kürtaj  bir kaç şekilde yapılabilir. Gebelik haftanız, sağlık  durumunuz ve  kürtaj yapılma gerekçesine göre işlem cerrahi veya medikal  (ilaç yolu  ile) olarak gerçekleştirilir. Bebekteki anormallikler veya  anne sağlığı  nedeni ile yapılan 10 hafta üzerindeki kürtajlar konumuz  dışında olduğu  için sadece cerrahi yolla yapılan kürtajdan  bahsedeceğiz. Genel bir  kural olarak gebelik haftası arttıkça kürtaj  işleminin riskleri de  artar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Medikal kürtaj</strong></span> (ilaç verilerek  yapılan kürtaj) (Dikkat bu uygulama ülkemizde yapılmamaktadır)</p>
<p>Tıbbi  kürtaj son adetinizin başlangıç gününden itibaren 49 gün  geçmemiş ise  yapılmaktadır. Bu işlem için doktorunuzu üç kez ziyaret  etmeniz ve iki  çeşit ilaç kullanmanız gerekmektedir.</p>
<p>1.  Mifepristone (RU-486) progesteronun ( bir kadınlık hormonu)  etkilerini  bloke etmekte ve rahmin iç tabakasının (endometrium)  embryonun yerleşme  ve büyümesine uygun olmayan bir hale gelmesini  sağlamaktadır.</p>
<p>2. Misoprostol, rahmin kasılmasını ve embryonun atılmasını sağlar.    İlk  görüşmede üç adet mifepriston hapı verilir, iki gün sonra yapılan   görüşmede ise rahmin kasılmalarını sağlayan misoprostol isimli ilaç   verilir. Her iki ilaçta vajinal kanamaya neden olur.</p>
<p>İlk  görüşmeden sonraki 14 gün içerisinde yapılan üçüncü görüşmede  yapılan  muayenede düşüğün tam olarak gerçekleşip gerçekleşmediği  kontrol  edilir. Bu metod %92-95 oranında başarılı olmaktadır. Eğer  düşük  gerçekleşmemiş ise cerrahi yol ile kürtaj işlemi  gerçekleştirilir.</p>
<p>Bazı kadınlara ilaç ile kürtaj yapılmaması gerekmektedir. Bunlar  aşağıda sıralanmıştır;<br />
- Son adetin ilk gününden bu yana 49 günden fazla geçmiş ise.<br />
- Dış gebelik geçirmiş olanlar.<br />
- Kronik adrenal yetmezliği olanlar.<br />
- Kan sulandırıcı ilaç kullananlar.<br />
- Kanama problemi olanlar.<br />
- Kortizonlu ilaç alanlar.<br />
- Üç kere muayenehaneye gelme konusunda problem yaşama ihtimali var  olanlar.<br />
- Kullanılacak ilaçlara allerjisi olanlar.<br />
- Acil durumda sağlık kuruluşlarına kolayca ulaşma problemi olacaksa.</p>
<p>Ağır kansızlığı ve iyi kontrol edilmeyen diabeti olanlarda bu metod  dikkatli kullanılmalıdır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Menstrual Aspirasyon</strong></span></p>
<p>Adet  gecikmesinden sonraki 1-3 hafta içerisinde yapılır.  Rahmin iç   tabakasına yerleşmiş olan gebelik bir enjektör vasıtası ile çekilerek   alınır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Vakum kürtaj</strong></span></p>
<p>Rahmin  içeriği,  elektrikli bir pompanın yaptığı bir emme hareketi ile  dışarı  alınır. Bu işlem 12. gebelik haftasına kadar uygulanabilir. (   ülkemizdeki kanunlar 10. haftaya kadar bu işleme müsaade etmektedir)</p>
<p>İşlem  öncesi  enfeksiyonlara karşı bir antibiyotik uygulanacak daha  sonra ise  rahim ağzınıza lokal anestetik bir madde enjekte edilecektir.  İlave  olarak sakinleştirici ilaçlar da verilebilir. Bazı durumlarda   doktorunuz genel anestezi uygulanmasını tercih edebilir.</p>
<p>İşlem  yapılırken kadın doğum muayene masasına muayene oluyormuş gibi  yatmanız  istenecektir. Daha sonra spekulum denilen alet vajinaya  yerleştirilerek  rahim ağzı görünür hale getirilecektir. Bir sonraki  aşamada özel  plastik veya metal çubuklarla ( buji)  rahim ağzınız  genişletilecektir.  Rahim ağzı istenen genişliğe ulaştığında, plastik  bir tüp (kanül)  rahmin içine yerleştilecek ve bu tüp bir vakum cihazına  bağlanacaktır.  Vakum cihazının yaratacağı negatif basınç ile gebelik  boşalacaktır.  İşlemin tümü 5-10 dakika sürecektir. Gebelik haftası  arttıkça işlem  süreside genelde artış gösterecektir. İşlem sonrası  30-45 dakikalık bir  dinlenme süresini takiben eve gidecek hale  geleceksiniz.</p>
<p>İşlemden  sonra evinize giderken doktorunuz antibiyotik, ağrı kesici ve  bazı  durumlarda kanamayı kesici bir ilacı da içeren reçete düzenliyerek  bu  ilaçları düzenli, kullanmanızı istiyecektir. İşlemden sonra bir kaç  gün  kramp tarzı ağrılarınız olabilir. Kullanacağınız ağrı kesiciler bu   dönemi rahat geçirmenizi sağlıyacaktır. İşlem sonrası kanamanız 2   haftaya kadar devam edebilir. Aşırı bir kanamanız (adet miktarından   fazla) yoksa endişe duymanıza gerek yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Rh uyuşmazlığı ( kan uyuşmazlığı)</strong></span></p>
<p>Rh negatif bir kadının Rh pozitif bir erkekten gebe kalması durumunda  söz konusu olabilir.<br />
Böyle  bir kadın kürtaj olduğunda , düşük yaptığında , dış gebelik   geçirdiğinde veya doğum yaptığında (doğan bebek Rh + ise) 72 SAAT   İÇERİSİNDE  anti-D denilen ilacın uygulanması gerekir. Böylece daha   sonraki gebeliklerde problem yaşanması ihtimali önlenmiş olur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtaj işlemi nerede yapılır?</strong><strong> </strong></span></p>
<p>Kürtaj işleminin nerede yapılacağı bir dizi faktöre bağlı olarak  değişir.<br />
- Kullanılacak metot<br />
- Gebeliğin büyüklüğü<br />
- Sağlık durumunuz.</p>
<p>Erken  gebelik haftalarındaki gebelikler ( 10 haftadan küçük gebelikler)   doktor muayenehanesinde emniyetli bir şekilde tahliye edilebilir.  Tıbbi  nedenlerle yapılan daha büyük gebelikler ise hastane ortamında   gerçekleştirilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Riskler</strong></span></p>
<p>Kürtaj  düşük riskli bir işlemdir. Gebelik haftası küçük olanların riski  büyük  olanlardan daha azdır. Fakat her durumda kürtajın riski gebeliği  sonuna  kadar sürdürmekten daha azdır. Erken gebelik haftalarında % 1  den daha  az kadında komplikasyonlar yaşanırken daha ileri gebelik  haftalarında  bu oran %2 ye kadar çıkar.  Olası bazı komplikasyonlar  aşağıdadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tamamlanmamış tahliye </strong></span><br />
Nadiren  gebeliğin tahliyesi tam olarak gerçekleşmez. İşlem sonrası  kanama ve  enfeksiyon oluşabilir. Böyle bir durumda doktorunuzun kürtaj  işlemini  tekrarlaması gerekebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Enfeksiyon</strong><strong> </strong></span><br />
Kürtaj  işleminden sonra bakterilerin , vajen veya serviksten rahim  içine   ulaşması ile gerçekleşir. Doktorunuz bu duruma engel olmak için   antibiyotikler önerebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kanama</strong></span><br />
Kürtaj  sonrası bir miktar kanama olması normaldir. Kan nakli  gerektirecek  kadar kanama çok nadiren görülür. Genelde kanama miktarı  adet miktarı  kadardır. Daha fazla kan kaybı oluyor ise doktorunuzla  temasa geçmeniz  yerinde olur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Rahmin zedelenmesi </strong></span><br />
Cerrahi  kürtaj sırasında kullanılan cihazların uç kısmı rahmin  delinmesine   veya rahim ağzında yırtıklar oluşmasına neden olabilir.  Böyle bir  durumda ilave cerrahi girişimler gerekli olabilir. Mesane  veya barsak  zedelenmesi durumunda bu organların onarılması için cerrahi  girişim  gerekecektir.  Rahim ağzı yırtığı veya rahmin delinmesi 1000  kürtajda 1  görülür.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ölüm</strong></span><br />
Vakum  ile yapılan kürtajda ölüm ihtimali 100 000 de 1 den daha azdır.  Buna  karşılık doğum sırasında bir kadının hayatını kaybetme ihtimali 10  kat  daha fazladır.Ölüm riski açısından Tonsillektomi( bademciklerin   alınması) 3 kat, apendektomi (apandisin alınması) 200 kat daha fazla   risk taşımaktadır.</p>
<p><a href="http://www.hsenyurt.com/kurtaj_komplikasyonlari.htm">Kürtaj  komplikasyonları ile ilgili istatistikler için tıklayınız.</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Doğum Kontrolü</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Kürtaj bir doğum kontrolü metodu gibi algılanmamalıdır. Doktorunuzla  doğum kontrol metodlarını konuşmalısınız</p>
<div id="apDiv259" style="text-align: left;">
<div>Başlıca korunma metodları aşağıdakilerdir;<br />
- Doğum kontrol hapları: içerdikleri  hormonlarla yumurtlamayı durdururlar.<br />
- Kontraseptif implantlar. (cilt altına  yerleştirilen plastik tüplerdir) yumurtlamayı durduran hormonlar  içerirler.<br />
- Hormon enjeksiyonları: yumurtlamayı  engelleyen hormonlar içeririler.<br />
-  Bariyer metodları: spermlerin rahmin  içine girmesini engellerler.<br />
Erkek kondomu (penisi kaplayan ince kauçuk kılıf)<br />
Diafram (rahim ağzını kapatan lastik kapakçık)<br />
Vajinal sünger ( sperm öldürücü maddeler içeren ve vajene yerleştirilen  sünger)<br />
Kadın kondomu<br />
Sperm öldürücüler içeren jel, köpük ve fitiller.</div>
</div>
<p style="text-align: left;">- Rahim içi araçlar: gebeliği önlemek amacı ile  rahim içine yerleştirilirler<br />
- Kadında veya erkekte tüplerin bağlanması<br />
- Acil korunma: yüksek dozda doğum kontrol hapı vererek veya rahim  içi araç yerleştirilerek yapılır.</p>
<p><a onclick="MM_openBrWindow('dogumkontrol.htm','','toolbar=yes,status=yes,scrollbars=yes,width=685,height=600')" href="http://www.hsenyurt.com/kurtaj2.htm#">Bu   konuda daha fazla biligi için tıklayınız.</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtaj Sonrası </strong></span></p>
<p>Kürtajın  üzerinizdeki etkileri  kişiden kişiye değişir. Çok değişik  duyguları  aynı anda veya arka arkaya yaşıyabilirsiniz. Eğer mutsuzluk  duyguları  yoğunlaşırsa profesyonel yardım almalısınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtajdan sonra:</strong></span><br />
- Karın ağrısı ve kramplar<br />
- Bulantı<br />
- Kusma<br />
- İshal   görülebilir</p>
<p>Çoğu  durumda müdahale sonrası fizik aktivite ile ilgili bir  kısıtlama  genelde yapılmaz fakat yine de doktorunuza herhangi bir  kısıtlama olup  olmadığını sorunuz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Aşağıdaki belirtiler çıktığı takdirde mutlaka  doktorunuzu arayınız</strong></span></p>
<p>- Şiddetli karın ağrısı veya sırt ağrısı<br />
- Adet kanamanızdan daha fazla kan kaybı olması.<br />
- Pis kokulu akıntı<br />
- Ateş</p>
<p>Normal  adetleriniz müdahaleden 4-6 hafta sonra başlıyacaktır.  Kürtajdan çok  kısa süre sonra gebe kalabilirsiniz, bu nedenle mutlaka  korunmalısınız.  Çoğu doktor kürtaj işleminin sonraki gebelikleri  etkilemediğini  düşünmektedir.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-103" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="BirthControlMethods" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/BirthControlMethods.jpg" alt="" width="202" height="188" /></p>
<div id="apDiv259">
<div style="text-align: left;">Başlıca korunma metodları aşağıdakilerdir;<br />
- Doğum kontrol hapları: içerdikleri  hormonlarla yumurtlamayı durdururlar.<br />
- Kontraseptif implantlar. (cilt altına  yerleştirilen plastik tüplerdir) yumurtlamayı durduran hormonlar  içerirler.<br />
- Hormon enjeksiyonları: yumurtlamayı  engelleyen hormonlar içeririler.<br />
-  Bariyer metodları: spermlerin rahmin  içine girmesini engellerler.<br />
Erkek kondomu (penisi kaplayan ince kauçuk kılıf)<br />
Diafram (rahim ağzını kapatan lastik kapakçık)<br />
Vajinal sünger ( sperm öldürücü maddeler içeren ve vajene yerleştirilen  sünger)<br />
Kadın kondomu<br />
Sperm öldürücüler içeren jel, köpük ve fitiller.</div>
</div>
<p>- Rahim içi araçlar: gebeliği önlemek amacı ile  rahim içine yerleştirilirler<br />
- Kadında veya erkekte tüplerin bağlanması<br />
- Acil korunma: yüksek dozda doğum kontrol hapı vererek veya rahim  içi araç yerleştirilerek yapılır.</p>
<p><a onclick="MM_openBrWindow('dogumkontrol.htm','','toolbar=yes,status=yes,scrollbars=yes,width=685,height=600')" href="http://www.hsenyurt.com/kurtaj2.htm#">Bu   konuda daha fazla biligi için tıklayınız.</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtaj Sonrası </strong></span></p>
<p>Kürtajın  üzerinizdeki etkileri  kişiden kişiye değişir. Çok değişik  duyguları  aynı anda veya arka arkaya yaşıyabilirsiniz. Eğer mutsuzluk  duyguları  yoğunlaşırsa profesyonel yardım almalısınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kürtajdan sonra:</strong></span><br />
- Karın ağrısı ve kramplar<br />
- Bulantı<br />
- Kusma<br />
- İshal   görülebilir</p>
<p>Çoğu  durumda müdahale sonrası fizik aktivite ile ilgili bir  kısıtlama  genelde yapılmaz fakat yine de doktorunuza herhangi bir  kısıtlama olup  olmadığını sorunuz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Aşağıdaki belirtiler çıktığı takdirde mutlaka  doktorunuzu arayınız</strong></span></p>
<p>- Şiddetli karın ağrısı veya sırt ağrısı<br />
- Adet kanamanızdan daha fazla kan kaybı olması.<br />
- Pis kokulu akıntı<br />
- Ateş</p>
<p>Normal  adetleriniz müdahaleden 4-6 hafta sonra başlıyacaktır.  Kürtajdan çok  kısa süre sonra gebe kalabilirsiniz, bu nedenle mutlaka  korunmalısınız.  Çoğu doktor kürtaj işleminin sonraki gebelikleri  etkilemediğini  düşünmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Son olarak&#8230;</strong></span></p>
<p>Kürtaj  düşük riskler içeren bir işlemdir. Müdahaleyi ne kadar erken   yaptırırsanız riskiniz o kadar az olacaktır. İşlem sonrası  gebelikten   korunma için gerekli tedbirleri mutlaka almalısınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kurtaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerikan Kadın Doğum Cemiyetinin Kordon Kanı Bankacılığı Hakkında Görüşü</title>
		<link>http://hsenyurt.com/amerikan-kadin-dogum-cemiyetinin-kordon-kani-bankaciligi-hakkinda-gorusu.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/amerikan-kadin-dogum-cemiyetinin-kordon-kani-bankaciligi-hakkinda-gorusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 09:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Kordon kanı saklatmayı düşünen gebelerin doktorları;kamusal ve özel kordon kanı bankacılığının avantaj ve dezavantajları konusunda dengeli bilgilendirme yapmalıdırlar. Bir zamanlar doğum eyleminin neticesinde ortaya çıkan bir atık olarak düşünülen plasenta (eş) ve kordon , günümüzde ise hayat kurtarıcı olma potansiyelini barındıran kök hücreleri barındıran bir kaynak olarak görülmektedir. Kurulan özel kordon kanı bankaları;yeni doğanlardan alınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kordon kanı saklatmayı düşünen gebelerin  doktorları;kamusal ve özel  kordon kanı bankacılığının avantaj ve dezavantajları  konusunda dengeli  bilgilendirme yapmalıdırlar.</p>
<p>Bir zamanlar doğum eyleminin neticesinde ortaya çıkan  bir atık  olarak düşünülen plasenta (eş) ve kordon , günümüzde ise hayat   kurtarıcı olma potansiyelini barındıran kök hücreleri barındıran bir  kaynak  olarak görülmektedir.</p>
<p>Kurulan özel kordon kanı bankaları;yeni doğanlardan  alınan kordon  kanlarını ,aynı çocuğun veya aile bireylerinin gelecekte  doğabilecek  ihtiyaçlarını karşılamak üzere,belli bir ücret karşılığında  saklamak  üzere kurulmuşlardır.</p>
<p>Günümüzde ,kordon kanını ihtiyacı olan herkesin  kullanabilmesi için  ,kordon kanını ücretsiz olarak saklayan ,kamuya ait kordon  kanı  bankaları da bulunmaktadır.Bu bankaların işleyiş şekli aynı normal kan   bankaları gibi olmaktadır.</p>
<p>ACOG Genetik komitesi başkanı Dr.Anthony R.Gregg  &#8220;Kordon kanı  saklatanlar şunu bilmelidirler ki:saklanan kordon kanının ,  söz konusu  bebeğin veya ailesinin ihtiyaçları için kullanılma ihtimali çok  düşük  olduğunun farkında olmalıdırlar&#8221; demektedir.</p>
<p>ACOG kordon kanı bankacılığı lehinde veya aleyhinde  bir tavır  almamaktadır.Fakat bu konuda hastalarına danışmanlık veren   hekimlerin,kordon kanı saklanan bir bebeğin ileride bu kana ihtiyaç  gösterme  ihtimali konusunda güvenilir bir veri olmadığını mutlaka  vurgulamalarını  istemektedir.Bazı uzmanlar kordon kanı saklanan kişinin  bu kanı gelecekte  kullanma ihtimalinin 1/2700 olduğunu belirtirken ,  diğerleri bu ihtimalin çok  daha az olduğunu söylemektedirler.</p>
<p>Kordon kanı bankacılığı konusunda hastalarını bilgilendiren   hekimler ,ne kadar bir süre saklanabileceğinin de kesin olarak  bilinmediğini  hastalarına belirtmelidirler.</p>
<p>Saklanan kordon kanındaki kök hücreler, metabolik  hastalıkların  veya diğer genetik hastalıkların tedavisinde  kullanılamazlar.Çünkü kök  hücrelerin kendisi de bu bozukluğu taşımaktadırlar.</p>
<p>Dr.Gregg ;kordon kanı saklanan bir bebekte daha sonra  &#8220;çocukluk  çağı lösemisi&#8221; geliştiği takdirde ,saklanan kordon kanının  yukarıdaki  paragraftaki gerekçe ile kullanılamayacağını belirtmektedir.</p>
<p>399 numaralı bu komite kararı &#8220;<em>Obstetrics  &amp;Gynecology</em>.&#8221;  dergisinin Şubat  2008 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="http://www.acog.org/from_home/publications/press_releases/nr02-01-08-2.cfm" target="_blank">Yazının  orjinali için lütfen tıklayınız&gt;&gt;&gt;</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/amerikan-kadin-dogum-cemiyetinin-kordon-kani-bankaciligi-hakkinda-gorusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HPV Hakkında</title>
		<link>http://hsenyurt.com/hpv-hakkinda.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/hpv-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 07:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[HPV (human papillomavirus) kadın ve erkeklerde çok sık olarak görülen , 100 den fazla tipi tespit edilmiş bir virüs ailesinin genel adıdır. Bu virus ailesinin bazı tipleri cinsel ilişki yolula kişiden kişiye bulaşır ve kaç tip ise kanser oluşumu ile ilişkilidir. Bazı tipleri ise genital bölgede siğil oluşturmaktadır. Bu konudaki video sunumu için bağlantıyı kullanın. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HPV (human papillomavirus)  kadın ve erkeklerde  çok sık olarak görülen , 100 den fazla tipi tespit edilmiş bir virüs ailesinin genel adıdır. Bu virus ailesinin bazı tipleri cinsel ilişki yolula kişiden kişiye bulaşır ve kaç tip ise kanser oluşumu ile ilişkilidir. Bazı tipleri ise <a href="http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html">genital bölgede siğil</a> oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu konudaki video sunumu için bağlantıyı kullanın. <a href="http://video.google.com/videoplay?docid=5354984440990513699#" target="_blank">video.google.com/videoplay</a><br />
<span style="color: #ff6600;"><strong><br />
HPV nedir?</strong></span> <img class="alignright size-full wp-image-121" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="HPV_small" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/HPV_small3.jpg" alt="" width="270" height="187" /></p>
<p>HPV infeksiyonu çok sık görülen ve kişiden kişiye bulaşabilen bir hastalıktır. Bazı HPV türleri seksüel ilişki ile kişiden kişiye bulaşmaktadır. Yapılan çalışmaların gösterdiğine göre cinsel yönden aktif olan her dört kişiden üçü hayatlarının bir döneminde genital HPV enfeksiyonu geçirmektedirler. Seksüel olarak bulaşabilen HPV vajinal, anal veya oral seksle bulaşabilir. Bazı HPV enfeksiyonları cinsel ilişki ile kişiden kişiye bulaşabilir. Enfeksiyon riskini azaltmak için seksüel partner sayısını azaltmanız ve kondom kullanmanız tavsiye olunur.<br />
Yaklaşık 40 HPV tipi kadın ve erkeğin genital bölgesinde hastalık yapabilmektedir. Çoğu HPV enfeksiyonunda herhangi bir belirti görülmez. Bir kaç HPV tipi siğil oluşumuna neden olur. Genital bölgede gelişen bu siğillere condyloma acuminata adı verilir. Bu siğiller vajenin içinde ve dışında , anüs civarında , vulvada, rahim ağzında görülebilir. Siğillerin yerleşim yerine göre ilaçla veya cerrahi ile bu siğiller tedavi edilebilir.  Siğillerile ilgili daha geniş bilgi için bağlantıyı takip edin <a href="http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html">kondilomlar</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>HPV ve Kanser Riski</strong></span></p>
<p>Bazı HPV tipleri rahim ağzı kanserine neden olmaktadır. HPV anüs, vulva ,vajina ve penis kanserlerine de neden olabilmektedir. Genital siğiller genellikle kansere neden olmamaktadır.</p>
<p>Rahim ağzı kanseri uzun bir sürecin sonunda gelişmektedir. HPV ilk olarak rahim ağzındaki hücrelerin anormal bir karakter kazanmasına neden olmaktadır. Bazı durumlarda bu anormal hücreler kanser öncesi (prekanser) karakter kazanırlar ( bu hücreler de düşük bir ihtimalle kansere dönüşürler) . çoğu kez bu anormal hücreler hiç bir tedavi uygulanmadan kaybolup giderler. PAP test (smear, sürüntü) rahim ağzı kanserinin bu öncü hücrelerini tespit etmek için uygulanacak en iyi incelemedir.</p>
<p>Bazı HPV tipleri rahim ağzı kanserine neden olabilmekteyse de, HPV enfeksiyonu olan kadınların çok azında bu kanser gelişmektedir. Eğer risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız doktorunuzla görüşünüz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Testler</strong></span></p>
<p>PAP testi ile rahim ağzındaki hücrelerde kanserin öncü değişiklikleri saptanabilir. Bu testin yapılabilmesi için rahim ağzından bir fırça ile akıntı alınır ve laboratuara yollanır.<br />
Rahim ağzı kanseri için risk faktörleri                                                                                                         <img class="alignright size-full wp-image-122" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="test" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/test.jpg" alt="" width="296" height="246" /></p>
<p>- HPV enfeksiyonu<br />
- Daha öncesinde rahim ağzı kanseri tedavisi<br />
- HIV enfeksiyonu<br />
- Zayıflamış bağışıklık sistemi ( örneğin böbrek transplantasyonu  nedeni ile)<br />
- Doğum öncesi dietilstilbesterol adlı ilaca maruz kalmış olmak</p>
<p>Kadınlar cinsel yönden aktif olduktan sonraki ilk üç yıl içerisinde  PAP testini yaptırmaya başlamalıdır. Bu test 30 yaşına kadar her yıl tekrarlanmalıdır. 30 yaş ve üzerindeki kadınlar daha önce 2 veya 3 normal test sonucu olanlar daha sonra 2-3 yıl aralıklarla test yaptırabilirler. 30 yaş üstü kadınlara PAP testi ile beraber HPV incelemesi yapılabilir.<br />
Eğer bu iki testte normal çıkar ise 3 yıl boyunca test yapılmıyabilir. PAP testinin normal çıkmaması durumunda doktorunuz ilave incelemeler istiyecektir. Bu incelemeler PAP testinin tekrar yapılması, HPV testi, kolposkopi veya biyopsi olabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Önleme</strong></span></p>
<p>HPV enfeksiyonunun tedavisi yoktur, dolayısı ile önlemeye yönelik tedbirlerin alınması mantıklıdır. Bazı HPV tipleri için günümüzde aşı şansı vardır. Aşı yaptırmanın dışında;<br />
- Cinsel partner sayısını sınırlayın. Partner sayısı arttıkça hastalık riskiniz artacaktır.<br />
- Kondom kullanmak riskinizi azaltacaktır. Kondom kullanarak cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan da korunabilirsiniz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>HPV aşısı               <img class="alignright size-full wp-image-123" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="vaccine" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/vaccine.jpg" alt="" width="127" height="133" /></strong></span><br />
Rahim ağzı kanserine sıklıkla neden olan iki tip ve siğil yapan iki tip virüse karşı aşılanmak artık mümkündür. Aşı kadının bağışıklık sistemini bu virüslere karşı uyarmaktadır.<br />
Aşı 6 aylık bir periyot içerisinde üç doz şeklinde uygulanmaktadır. Aşının 9 yaşından itibaren uygulanması mümkündür. Mümkünse aşı cinsel yönden aktif olunmadan önce yapılmalıdır. Fakat cinsel yönden aktif olan ve hatta HPV ile enfekte olmuş kadınların da aşılanması önerilmektedir. Çünkü kadın belli bir tip HPV ile enfekte olmuş olsa da , aşı diğer tip HPV den korunma sağlıyacaktır. Gebe kadınlara aşı önerilmemektedir fakat emzirme dönemindeki kadınlar aşı yaptırabilir.<br />
Aşıdan önce herhangibir test yaptırmanıza gerek yoktur. Aşı tüm HPV enfeksiyonlarına karşı koruyucu olmadığı için düzenli olarak PAP smear yaptırmaya devam etmeniz gerekir. Aşı mevcut HPV enfeksiyonlarını tedavi etmediği gibi tüm rahim ağzı kanserleri ve genital siğilleri de önlemez.<br />
Kondom kullanımı da HPV enfeksiyonuna karşı mutlak koruma sağlamaz. Kondomun kapatmadığı sahalardan bulaşma mümkündür.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Netice olarak</strong></span></p>
<p>Bazı HPV enfeksiyonları cinsel yolla kişiden kişiye geçebilir. Enfeksiyon riskini azaltmak için seksüel partner sayısını azaltmalı ve kondom kullanmalısınız. 26 yaş altında iseniz HPV enfeksiyonlarından korunmak için aşı yaptırmalısınız. Aşıdan sonra da PAP testlerini doktorunuzun önerdiği aralıklarla yaptırmaya devam etmelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/hpv-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genital Siğiller</title>
		<link>http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 07:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Genital siğiller (tıbbi adı: kondiloma aküminata) vücudun diğer yerlerinde görülen siğillere benzerler , farkları penis, anüs, vajina veya rahim ağzında yerleşmeleridir. Tek veya çok sayıda yumuşak kıvamda oluşumlardır. Bu konudaki video sunumu için aşağıdaki bağlantıyı takip ediniz. video.google.com/videoplay Nasıl oluşurlar? Diğer siğillerde olduğu gibi etkeni virüslerdir. Genital siğillere neden olan virüsün adı  human papillomavirus (HPV) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genital   siğiller (tıbbi adı:<strong><em> <span style="color: #ff0000;">kondiloma aküminata</span></em></strong>) vücudun diğer yerlerinde   görülen  siğillere benzerler , farkları penis, anüs, vajina veya rahim ağzında    yerleşmeleridir. Tek veya çok sayıda yumuşak kıvamda oluşumlardır.</p>
<p>Bu   konudaki video sunumu için aşağıdaki  bağlantıyı takip ediniz.</p>
<p><a onclick="window.open(this.href,'','resizable=yes,location=no,menubar=no,scrollbars=no,status=no,toolbar=no,fullscreen=no,dependent=no,status');  return false" href="http://video.google.com/videoplay?docid=-2565326215166476553" target="_blank">video.google.com/videoplay</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Nasıl   oluşurlar?</strong></span></p>
<p>Diğer siğillerde olduğu gibi etkeni  virüslerdir. Genital siğillere neden olan   virüsün adı  human  papillomavirus (HPV) dir. Bu viriusun birçpk tipi   bulunmaktadır fakat  en sık görülen tipleri HPV-6  ve HPV-11 dir.  Genital   siğiller diğer  siğillere göre daha bulaşıcıdırlar ve kolaylıkla yayılırlar.    Başladıkları yerden komşu bölgelere yayıldıkları gibi cinsel yolla diğer    kişilere de geçerler. HPV virüsü alındıktan sonra ilk siğilin  görülmesi için   genellikle 1-6 ay süre geçmesi gerekir. Fakat virüs  alındığı zaman mutlaka siğil   gelişmesi olmaz, siğil görülmedende HPV  ile enfekte olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ff6600;"><strong>Belirtiler  nedir?</strong></span><br />
<a href="http://hsenyurt.com/genital-sigil-fotograflari.html" target="_blank">Fotoğrafların Tamamı İçin Tıklayınız</a><br />
Genital siğiller (kondilomlar)  küçük, ten renginde, grimsi beyaz  veya pembemsi   oluşumlard<img class="alignright size-full wp-image-112" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="condyloma_acuminata" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/condyloma_acuminata.jpg" alt="" width="221" height="157" />ır. Genellikle ince, eğilip bükülebilir  karnıbahar benzeri şişlikler   olarak görülürler. Bazı siğillerse ufak  ve düz yüzeyli olup kolayca   farkedilmiyebilirler.  Kadınlarda siğiller vulvada , rahim ağzında ,   vajinanın içinde , anüs  etrafında ve üretra       (idrar yolu) civarında   gelişirken; erkekte  penis üzerinde, skrotum üzerinde , anüs etrafında ve nadiren   de üretra  içinde büyür.<br />
Bazı siğiller herhangibir  tedavi yapılmadan kendiliğinden kaybolurken genelde   büyümeye devam  ederek karnıbahar görünümlü siğil kümeleri oluştururlar. Bazı    siğillerde hiçbir belirti olmaz iken , bazılarında kaşıntı, yanma hissi,    kızarıklık , kötü koku, cinsel ilişki sırasında ağrı, vajinal  akıntılarda artma   ve kanama görülebilir.      Siğiller vajina içinde veya rahim ağzında olduğunda   hiç belirti  vermiyebilirler. Uygulanacak Pap testinde tespit edilen   değişiklikler  virüs enfeksiyonunu düşündürebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Teşhis   nasıl konulur?</strong></span></p>
<p>Doktorunuz cildinizi ve siğili inceliyecektir,  gerekirse kolposkop denilen bir   alet yardımı ile hasta saha  büyütülerek incelenecektir. Eğer gerekirse teşhisi   doğrulamak için  ufak bir biyopsi yapılabilir. Rahim ağzını değerlendirmek için   Pap  testi yapılacaktır.</p>
<p>HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu   için , diğer cinsel  yolla bulaşan hastalıklar açısından gerekli testleri   doktorunuz  istiyecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Nasıl   tedavi edilir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Temel tedavi metodları: </strong></span><br />
- Siğillerin üzerine ilaç sürülmesi<br />
-   Siğillerin cerrahi olarak çıkarılması<br />
- Siğillerin dondurulması(cryotherapy)<br />
- Siğillerin laser ile tahrip edilmesi<br />
- Siğillerin elektrikli bir aletle   tahrip edilmesi (koter).</p>
<p>Bu tedavilerin bazıları lokal anestezi altında   uygulanır.<br />
Her iki seksüel partnerde de siğil varsa ikisininde tedavi alması    uygundur. Aksi halde birbirlerini enfekte etmeye devam edeceklerdir.</p>
<p>Siğillerin yok edilmesi , virüsün vücuttan tamamen atıldığı anlamına    gelmez ve bu nedenle tedaviden sonra siğiller tekrar belirebilir. Bir  kaçkez   uygulanan standart tedaviden sonra halen siğiller çıkmaya  devam ediyorsa   interferon tedavisi denenebilir. İnterferon vücudun  bağışıklık sistemini   uyararak virüslerin çoğalmasını engellemeye  yardım eden bir ilaçtır.</p>
<p>Eğer genital bölgede siğilleriniz var ve gebe kalmayı planlıyorsanız  ,   tedavinizi gebelik öncesi tamamlamalısınız. Gebelik döneminde ve  siğiller var   ise HPV nin bebeği etkilemesi nadir görülen bir durumdur.  Fakat gebelik   sırasında siğiller büyüme eğilimindedir. Doktorunuz  siğillerin çok büyük   olduğunu ve doğum sırasında problem yaratacağını (  kanama gibi) düşünüyorsa ,   doğumunuz sezeryan ile olacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi   kalıcımıdır?</strong></span></p>
<p>Genital siğiller başarılı bir şekilde ortadan  kaldırılıp tedavi edilebilirler.   Fakat bazı kişilerde tedaviden  haftalar veya aylar sonra tekrar ortaya   çıkabilirler. Bu durumda  tekrar tedavi edilmeleri gerekecektir.</p>
<p>Bazı HPV   enfeksiyonları zamanla rahim ağzı kanserine yol  açabilirler. Genitel siğillerin   en sık nedeni olan HPV-6 ve HPV-11  nadiren kansere yol açarlar ve düşük riskli   HPV olarak  adlandırılırlar. Yüksek riskli HPV lerin oluşturduğu lezyonlar    genellikle gözle görülemezler.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ne   yapabilirim?</strong></span><strong><br />
</strong><br />
- Genital siğilleriniz var ve gebe   kalmayı  planlıyorsanız, önce siğillerin tedavisini sağlayınız.<br />
- Genital   bölgeyi temiz ve kuru tutunuz.<br />
- Siğillere dokunduktan sonra ellerinizi   iyice yıkayınız.<br />
- Siğilleri kaşımayın.<br />
- Siğilleriniz tamamen tedavi   olana kadar cinsel ilişkiden  kaçınınız.<br />
- Doktorunuzun önerileri   doğrultusunda kontrollerinizi düzenli  yaptırınız.<br />
- Pap smear testinizi size   söylenen aralıklarla yaptırınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Siğillerin   yayılmasını nasıl  engelliyebilirim? </strong></span></p>
<p>Bunun en iyi yolu   cinsel temasta bulunmamaktır.<br />
Yakın zamanda Gardasil adlı bir aşı piyasaya   çıkmıştır. Bu aşı  sizi siğiller ve rahim ağzı kanserinden büyük ölçüde   koruyacaktır.  Eğer şu anda HPV ile enfekteyseniz bu aşı tedavinizi sağlamaz.   Fakat  başka tipten HPV virüsleri ile enfekte olmanızı engeller.</p>
<p>Gardasil   0, 2 ve 6. aylarda uygulanan üç doz şeklinde yapılır ve  sizi HPV den 5 yıl   boyunca korur. 5 yıl sonra ilave bir dozun gerekip  gerekmiyeceği şu anda   araştırma aşamasındadır.<br />
Gardasil gebe kadınlara uygulanmamaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Yukarıda anlatılanların dışında  yapabileceğiniz diğer bazı şeyler   aşağıdadır. </strong></span></p>
<p>- Evlenene kadar veya 18 yaşınızı geçene kadar  cinsel   temasta bulunmayın.<br />
- Siğiller kaybolsa bile ilişki sırasında kondom   kullanınız. Bu  siğil bulaştırma ve başkasından alma şansınızı azaltır.<br />
-   Siğiller tamamen kaybolana kadar mümkünse ilişkide bulunmayın.<br />
- Sigara   içmeyin. Sigara HPV bağlantılı risk ve problemleri  artırmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kordon Kanı bankası nedir?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kordon-kani-bankasi-nedir.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kordon-kani-bankasi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:44:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=342</guid>
		<description><![CDATA[YENİ DOĞAN ÇOCUĞUMUN KORDON KANINI SAKLATMALI MIYIM? Kordon kanı: Bebek doğduktan sonra, göbek kordonu ve plasentanın içinde kalan kandır.Bu kanın içinde hematopoietik (kan hücrelerini oluşturan) kök hücreler bulunur.Bu hücreler bazı hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. Günümüzde kordon kanı özel veya tüzel kordon kanı bankalarında saklanabilmekte ve gerekli olduğu durumlarda saklanan bu kanlar kullanılabilmektedir. Kamuya ait kan bankaları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff6600;"><strong>YENİ DOĞAN ÇOCUĞUMUN  KORDON KANINI SAKLATMALI MIYIM?</strong></span></p>
<p>Kordon kanı: Bebek doğduktan sonra,  göbek kordonu ve plasentanın  içinde kalan kandır.Bu kanın içinde  hematopoietik (kan hücrelerini oluşturan)  kök hücreler bulunur.Bu  hücreler bazı  hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. Günümüzde  kordon kanı özel veya tüzel  kordon kanı bankalarında saklanabilmekte ve  gerekli olduğu durumlarda saklanan  bu kanlar kullanılabilmektedir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-343" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="image005" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/image005.jpg" alt="" width="205" height="154" /></p>
<p>Kamuya ait kan bankaları, klasik kan bankası  mantığı  ile çalışmakta ve burada saklanan kanlar ihtiyacı olan her  kimse o kişiye  verilmektedir. Bu bankalar tuttukları kayıtlar ile  ihtiyacı olan kişileri bulup  tedavilerini sağlamaktadır. Bu bankalar  bağış yapacak kişiler önceden bir  taramaya tabi tutulmakta ve uygun  görülenlerin kanları kabul edilmektedir. Bazı  hastalıkları geçirmiş  olanların bağış yapması kabul edilmemektedir.</p>
<p>Bu tip bankaların faydası ve gerekliliği konusunda hiç  bir tartışma  veya tereddüt bulunmamaktadır.</p>
<div style="text-align: left;">
<p>Özel kordon kanı  bankalarında ise saklanan kordon  kanları kişi adına  saklanmakta ve bu  iş için bir para talep  edilmektedir. Genelde ilk  başvuruda 1500$  civarında bir ödeme ve daha sonra da  her yıl için 100$  civarında bir  ödeme istenmektedir. Özel kordon kanı  bankacılığı ile  ilgili tartışma  ve tereddütler bir kaç noktadan  kaynaklanmaktadır</p>
<ul>
<li>Kordon kanının ne kadar süre ile saklanabileceği kesin  olarak  bilinmemektedir. Bu güne kadar başarı ile çözülüp kullanılmış en eski  kan  7 yıllıktır.</li>
<li>Bu kanın genetik hastalıklar, çocukluk çağı lösemisi ve lenfoma  gibi hastalıkların tedavisinde kullanılması mümkün değildir.Bu  hastalıklara yol açan genetik bozukluk kordon kanındaki kök hücrelerde  de mevcut olacağı için ,saklanmış olan bu kan bu hastalıkları tedavi  için kullanılamaz.</li>
<li>10-15 sene sonra kan kullanılmak istendiğinde, kordon kanı  saklanan çocuk artık çok büyümüş olacak ve saklanmış olan kan hacim  olarak çok yetersiz kalabilecektir.</li>
</ul>
<dd> </dd>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kök hücre (stem cell) nedir?</strong></span></p>
<p>İnsan vücudundaki hücrelerin çoğu bölünerek kendisinin  aynısı olan bir  hücreyi oluşturabilir.kök hücreler (stem cell) ise bölünüp  çoğalarak  daha farklı hücreler oluşturabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kan kök hücreleri nasıl kullanılır?</strong></span></p>
<p>Bu hücreler kan, bağışıklık sistemi ve metabolizma ile  ilgili  rahatsızlıkları tedavi için kullanılabilir. Ayrıca bazı kanser  tedavilerinin  bağışıklık sistemi üzerinde yaptıkları olumsuzlukları  gidermek için de  kullanılabilirler.Çocuk ve erişkinlerde bu kök  hücreler kan ve kemik iliğinde  bulunmaktadırlar.Kök hücrelerle  tedavinin gerektiği durumlarda ,kordon kanının  kullanılması, kemik  iliği kullanılmasına göre daha kolay olmaktadır.Çünkü kemik  iliğinin  alınması ,verici kişi açısından zahmetli olabilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kök hücrelerin kullanılmasının sınırları  nelerdir?</strong></span></p>
<p>Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki kök hücreler  &#8220;<em>mucize tedavi</em>&#8221;  anlamına  kesinlikle gelmemektedir.Ayrıca bazı doğal kısıtlamalarda  bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>Genetik kökenli bir hastalıkla doğan bir bebeğin kordon kanı bu  hastalığın tedavisi için hiç bir şekilde kullanılamaz; çünkü aynı  genetik problem kordon kanındaki hücrelerde de bulunmaktadır.</li>
<li>Çocukluk çağında lösemi gelişen bir çocuğun tedavisi amacı ile kendi  kordon kanı kullanılamaz.Çünkü bu tip lösemiler genellikle daha anne  karnında iken başlamakta ve saklanmış kordon kanındaki kök hücrelerde  genellikle hastalığı taşımaktadır.Fakat böyle bir çocuğun kemik iliğini  yenilemek için sağlıklı bir çocuğun kordon kanı veya doku grubu tutan  sağlıklı bir vericiden alınan kemik iliği kullanılabilir.Burada kamusal  kordon kanı bankacılığının önemi ortaya çıkmaktadır.</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kordon kanı nasıl alınır?</strong></span></p>
<p>Kordon kanı, doğum yaptığınız merkezde sağlık  personeli tarafından  alınacaktır. Bu işlemden önce</p>
<ul>
<li>Kordon kanı bankacılığı hizmeti veren bir kuruluşla temasa  geçmeniz</li>
<li>Bir onay formu doldurmanız ve</li>
<li>Kordon kanının alınmasında kullanılacak malzemeyi, kordon kanı  bankasından temin etmeniz gerekmektedir.</li>
</ul>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-344" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="image004" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/image004.jpg" alt="" width="354" height="249" /></p>
<p>Kordon kanın alınması işlemi ağrısız  ve basit bir  işlemdir.Bebek doğduktan sonra göbek bağı kesilir ve daha  sonra bir iğne göbek  kordonundaki damarlara girilerek kan toplama  işlemi gerçekleştirilir.</p>
<p>Bazen yeterli kordon kanı toplanamaz; bu hiç bir  açıklayıcı neden  olmadan olabileceği gibi,bebeğin prematür olması veya çoğul  gebelik  olup bebeklerin plasentayı paylaşması gibi nedenlerle de   karşılaşılabilecek bir durumdur.</p>
<p>Vajinal yolla doğum yapan ve doğum sırasında aktif  herpes veya HPV  enfeksiyonu olanlardan kordon kanı alınamaz.</p>
<p><strong><br />
<span style="color: #ff6600;"><br />
Karar verme</span></strong></p>
<p>Kordon kanındaki kök hücreler bazı hastalıkları tedavi  için  kullanılabilirler, fakat bu konuda kesin karar vermezden önce şunları   bilmeniz gerekmektedir;</p>
<ul>
<li>Pek çok hastalık kişinin kendi kordon kanı ile tedavi edilemez</li>
<li>Kordon kanındaki kök hücrelerin, çocuğunuz veya bir yakınınız için  kullanılması ihtiyacı doğması ihtimali 1/2700 civarındadır.Kök  hücrelerin değişik tedavi amaçları ile kullanılması yönündeki çalışmalar  devam etmektedir.Bu arada kök hücre kullanımını içermeyen tedavi  seçeneklerinin de geliştirilmesi ihtimal dahilindedir</li>
<li>Şu anda kök hücrelerin ne süre ile saklanabileceği bilinmemektedir. (Yani ihtiyaç doğduğunda saklanan hücreler işe yaramaz halde olabilir)</li>
</ul>
<p>Kordon kanı saklatma kararı verirken,saklayıcı kuruluşu seçerken şunları  da düşünmelisiniz;</p>
<ul>
<li>Eğer kordon kanı bankası kapanırsa ne olacak?</li>
<li>Kordon kanı alınması ve saklanması ücretleri nedir ve gelecekte ne  olacaktır?</li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kordon-kani-bankasi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TOKSOPLASMOZİS</title>
		<link>http://hsenyurt.com/toksoplasmozis.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/toksoplasmozis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:39:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[Soğuk algınlığına benzer belirtiler oluşturan parazitik bir enfeksiyondur.Nedeni olan organizma &#8220;toksoplama gondii&#8221; tüm dünyada en yaygın görülen parazitlerden biridir. Bu parazitle enfekte olan kişilerin çoğunda hiç bir belirti oluşmaz.Buna karşılık bağışıklık sistemi bozuk kişilerle ,gebelikte hastalığı geçiren annelerin bebeklerinde çok ciddi problemler oluşabilir. Genel sağlık durumunuz iyi ise muhtemelen hiç bir tedavi uygulanmadan hastalığı geçireceksiniz,fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-338" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="tokso_01" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/tokso_01.jpg" alt="" width="244" height="244" />Soğuk algınlığına benzer belirtiler oluşturan parazitik bir   enfeksiyondur.Nedeni olan organizma &#8220;<em>toksoplama gondii</em>&#8221; tüm   dünyada en yaygın görülen parazitlerden biridir. Bu parazitle enfekte  olan  kişilerin çoğunda hiç bir belirti oluşmaz.Buna karşılık bağışıklık  sistemi  bozuk kişilerle ,gebelikte hastalığı geçiren annelerin  bebeklerinde çok ciddi  problemler oluşabilir. Genel sağlık durumunuz iyi ise muhtemelen hiç bir tedavi uygulanmadan   hastalığı geçireceksiniz,fakat gebe iseniz veya bir nedenle bağışıklık   sisteminiz zayıflamış ise enfeksiyonun şiddetini azaltmak için bazı  ilaçlar  size verilebilir. Ama her zaman için esas olan önlemedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Belirtiler</strong></span></p>
<p>Çoğu kişi toksoplazmozis  enfeksiyonu geçirdiğini anlayamaz, çünkü  oluşan belirtiler ya hiç yok, ya çok  hafif yada müphemdir. Bazı kişiler  ise grip veya enfeksiyoz mononükleoz  (virütik bir hastalık) benzeri  belirtiler gösterirler. Bunların en belirginleri  aşağıda sıralanmıştır:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Vücut ağrıları</li>
<li style="text-align: left;">Lenf düğümlerinde şişme</li>
<li style="text-align: left;">Başağrısı</li>
<li style="text-align: left;">Ateş</li>
<li style="text-align: left;">Yorgunluk</li>
<li style="text-align: left;">Boğazınızda yanma ve ağrı</li>
</ul>
<p>Kemoterapi alanlarda, yakın  zamanda organ nakli yapılanlarda, AIDS  hastalarında daha şiddetli belirtiler  ortaya çıkabilir. Bunlar;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Başağrısı</li>
<li style="text-align: left;">Zihin bulanıklığı</li>
<li style="text-align: left;">Koordinasyon bozukluğu</li>
<li style="text-align: left;">Havale</li>
<li style="text-align: left;">Zatürre belirtileri</li>
<li style="text-align: left;">Gözde oluşan problemlere bağlı bulanık görme  (oküler toksoplazmozis)</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Bebeklerde görülen belirtiler</strong></span></p>
<p>Gebelik sırasında  toksoplazmozis geçiren kadınların çoğunda  hastalığa ait hiç bir belirti  oluşmaz.Gebe kalmazdan hemen önce veya  gebelik sırasında hastalığı geçiren  kadınlar ortalama %30 oranında  ,hastalığı bebeklerine geçirirler (kendilerinde  hiç bir belirti olmasa  dahi).</p>
<p>Bebeğinizin hastalığı alma  riski ve hastalığın şiddeti, bulaşmanın  gebeliğin hangi döneminde olduğuna göre  değişiklik gösterir.Gebeliğin  son üç hastalık geçirildiğinde bebeğinize bulaşma  riski en fazladır,  buna karşılık ilk üç ayda hastalığı geçirirseniz, bebeğe  bulaşma  ihtimali en azdır. Buna karşılık ilk üç ayda hastalığı alan bebeklerde   hastalık gebeliğin geç dönemlerinde alanlara göre çok daha şiddetli  seyreder.Bebeğin  ilk üç ayda hastalığı alması durumunda ,sonuç  genellikle düşük veya ölü  doğumdur. Böyle bir gebeliğin devam etmesi  durumunda ise doğan çocukta  aşağıdaki problemler görülebilir:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Havale</li>
<li style="text-align: left;">Karaciğer ve dalakta büyüme</li>
<li style="text-align: left;">Sarılık</li>
<li style="text-align: left;">Şiddetli göz enfeksiyonları</li>
</ul>
<p>Toksoplazmozisli doğan  bebeklerin sadece küçük bir kısmında doğum  anında bu belirtiler görülebilir.  Pek çok vakada belirtiler 10&#8242;lu  yaşlarda ve hatta daha sonra ortaya çıkar. Bu  belirtiler;</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">İşitme kaybı</li>
<li style="text-align: left;">Zeka geriliği</li>
<li style="text-align: left;">Körlüğe kadar gidebilen ciddi göz  enfeksiyonlarıdır.</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Neden olur?</strong></span></p>
<p>Toksoplazma gondii (T.gondii)  tek hücreli bir parazittir ve  hayvanların çoğunu enfekte edebilir (kuşlar dahil).<br />
Seksüel üremesi sadece  kedigillerde olabildiğinden kedigiller nihai  konak hayvanlarıdır.<br />
T.gondii nin hayat çevrimi bir  kedinin hasta bir hayvanı yemesi ile  başlar , bu hayvan genellikle bir fare  veya kuştur. Evde beslenen  kedilere pişmemiş et verilmesi veya kedinin enfekte  toprağı yemesi ile  de hastalık kediye bulaşabilir.</p>
<p>Kedinin vücuduna giren T.gondii kedinin ince  barsak  duvarına gömülür ve ookist denilen oluşumları yaparlar.<img class="alignright size-full wp-image-339" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="tokso_02" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/tokso_02.jpg" alt="" width="301" height="244" /><br />
Daha  sonraki aşamada, kedi bu ookistleri 2-3 haftalık bir süre boyunca  dışkılama ile dış ortama  atar. Her bir seferlik dışkılamada milyonlarca  ookist dışarı atılır.Dış ortama  atılan bu ookistler olgunlaşırlar ve  toprakta aylarca bulaşmaya hazır vaziyette  yaşarlar. Topraktaki bu  ookistler bir başka canlı tarafından alındığında , o  canlının vücudunda  hızla çoğalırlar daha çok beyin ve kas dokusuna yerleşen  inaktif  kistler oluştururlar.Bu şekilde enfekte olmuş hayvanlarda genelde   herhangi bir belirti oluşmaz ve ookistleri dış ortama atmazlar, ama bir  şekilde  bir başka canlıya yem olduklarında ona hastalığı bulaştırırlar.  Bu yüzden  insanlar bu hastalığı iyi pişmemiş hayvan etlerini  yediklerinde de alabilirler  (çiğ köfte bu nedenle özellikle tehlike  taşımaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>İnsanlarda ne olur?</strong></span></p>
<p>Toksoplazma insan vücuduna  girdiğinde olanlar yukarıda  anlatılanlardan çok farklı değildir.Özellikle beyin  ve kas dokusunda  (kalp dahil) kistler oluşur. Eğer bağışıklık sisteminiz  kuvvetli ise  parazitler inaktif şekilde vücudunuzda yıllarca  kalırlar.Vücudunuzun  bağışıklık sistemi kuvvetli olduğu sürece bu parazitle  tekrar enfekte  olmazsınız.Fakat bir nedenle bağışıklık sisteminiz zayıflarsa (   hastalıklar veya kullanılan bazı ilaçlar nedeni ile) hastalık alevlenip  çok  ciddi komplikasyonlara neden olabilir.</p>
<p>Toksoplazmozis hasta bir çocuk  veya erişkinden size bulaşmaz.  Bulaşma aşağıdaki mekanizmalarla olabilir:</p>
<p>- Parazit taşıyan kedi dışkısı  ile temas: Bahçede çalıştıktan sonra  veya kedi kumunu değiştirdikten sonra veya  parazit içeren kedi dışkısı  ile temas etmiş herhangi bir objeye dokunduktan  sonra ağzınıza temas  ettiğinizde parazit sizin vücudunuza girebilir. Avcı  kediler ve çiğ et  verilen kedilerin bu paraziti taşıma ihtimalleri daha  fazladır.</p>
<p>- Enfekte gıda maddeleri ve su:  Koyun,domuz ve geyik etleri  toksoplazma ile bulaşık olma riski özellikle yüksek  olan etlerdir. Ara  sıra pastörize edilmemiş sütlerinde bulaşık olduğu  tespit edilmektedir.  Özellikle geri kalmış ülkelerde su da bulaşık  olabilmektedir.</p>
<p>- Kesme tahtası,bıçak ve diğer  mutfak malzemeleri: Çiğ etle temasa  gelen mutfak malzemeleri de bulaştırıcı  olabilmektedir. BU tip mutfak  malzemesinin kullanımdan sonra bol sıcak su ve  sabunla yıkanması doğru  bir tedbirdir.</p>
<p>- Yıkanmamış meyve ve  sebzeler:Meyve ve sebzelerin dış yüzeyleri  toksoplazma ile bulaşık  olabilmektedir.BU yüzden meyve sebzelerin iyi  bir şekilde yıkandıktan sonra  tüketilmeleri önemlidir.</p>
<p>- Organ nakli ve kan nakli:  Nadir vakalarda toksoplazmozisin organ  nakli veya kan nakli ile bulaştığı rapor  edilmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Risk faktörleri</strong></span><br />
Tüm dünyada yaygın olarak  bulunan bu parazit ile herkesin enfekte  olması mümkündür.<br />
Toksoplazma ile enfekte olan  insanların çoğunda herhangi bir bulgu veya  belirti oluşmamaktadır.Fakat bazı  durumlarda ciddi sağlık problemleri  oluşabilmektedir.</p>
<p>- Kemoterapi alanlar:Kemoterapi  bağışıklık sistemini etkiler ve vücudun  basit enfeksiyonlarla mücadelesi bile  zora girebilir.<br />
- Steroid veya diğer immün  süpresanlar kullanıyorsanız bağışıklık  sisteminiz baskı altında olacak ve  enfeksiyonlarla mücadele kapasitesi  azalacaktır.<br />
- AIDS:bu hastalıkla yaşayan  insanların çoğu , aynı zamanda toksoplazma  ile enfektedir. Toksoplazma yeni  alınmış olabileceği gibi eski bir  enfeksiyonun yeniden alevlenmesi şeklinde de  karşımıza çıkabilir.  Vücudun immün sisteminin (bağışıklık sistemi) bir ölçüsü  olan CD+  lenfosit sayısı 100 ün altına düştüğünde toksoplazmanın görülme   ihtimali artmaktadır.<br />
- Gebelik: Gebe iseniz veya  gebelik planlıyorsanız mutlaka doktorunuzla  görüşünüz.Eğer aktif  toksoplazmozisiniz var ise verilecek tedavi  hastalığın bebeğe geçme ihtimalini  büyük ölçüde azaltır. Gebe kalmazdan  önce toksoplazmozis geçirmiş iseniz,  hastalığı bebeğinize geçirme  ihtimaliniz hemen hemen hiç yoktur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Testler ve teşhis</strong></span></p>
<p>Toksoplazma enfeksiyonunun  kendine özgü bir belirtisi olmaması, belirti  oluştuğunda da daha çok grip veya  enfeksiyoz mononükleoza benzemesi  klinik metotlar ile teşhisi  zorlaştırmaktadır. Bu yüzden teşhis daha  çok serolojik metotların kullanılması  ile olmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelikte teşhis</strong></span></p>
<p>Sizi takip eden doktor  toksoplazmadan şüphelenir ise, vücudunuzun bu  mikroorganizmaya karşı  geliştireceği antikorların ( Toksoplazma IgG ve  IgM) kanda yoğunluğunu ve zaman  içinde bu yoğunluğun değişimini  izleyerek karar verecektir.</p>
<p>Eğer hastalığın başlangıç  döneminde iseniz, o zaman bu testler negatif  sonuç verebilir. Böyle bir durumda  , doktorunuz halen sizde toksoplazma  olabileceğinden şüpheleniyorsa 2-3 hafta  sonra aynı testleri  tekrarlayıp,daha önce yapılanlarla karşılaştıracaktır. 2-3  hafta sonra  yapılan bu testlerde tespit edilen antikor seviyeleri, tipleri  ,artış  ve azalış miktarına göre doktorunuz bir yorum yapacaktır.Antikor   bulunmaması bu hastalığı geçirmediğiniz anlamına gelir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Bebeğinize yönelik testler</strong></span></p>
<p>Gebe iseniz ve yapılan testlerde toksoplazma enfeksiyonu geçirdiğiniz   tespit edildi ise, ikinci aşama bebeğinizin etkilenip etkilenmediğini  anlamak  olacaktır. Bu amaçla doktorunuz değişik metotları kullanabilir. Bunların   başlıcaları aşağıda anlatılmıştır.</p>
<p>- Amniyosentez: 15. gebelik  haftasından sonra uygulanabilir.İnce bir  iğne ile bebeğinizin içinde bulunduğu  su kesesine girilip,buradan bir  miktar sıvı alınır.Daha sonra alınan bu sıvı  incelenerek bir neticeye  ulaşılır.Amniyosentez işlemi azda olsa bir düşük riski  taşır, işlem  sırasında hafif bir rahim kasılması,işlem sonrası amniyotik  sıvının  sızması gibi riskler içerir. Amniyosentez ile ilgili daha detaylı bilgi   için bağlantıyı takip edebilirsiniz <a href="http://www.hsenyurt.com/amniyosentez.html">http://www.hsenyurt.com/amniyosentez.html</a></p>
<p>- Ultrason incelemesi:Yüksek  frekanslı ses dalgaları kullanarak yapılan  bir incelemedir.Detaylı ultrason  incelemesi ile toksoplazma teşhisi  konulamaz, ancak hastalığa bağlı oluşacak  bazı değişiklikler (  hidrosefali gibi) gözlenerek bir fikir sahibi  olunabilir.Çoğu enfekte  bebeğin doğumda belirti vermediği gerçeği göz önüne  alınırsa, ultrason  incelemesinin normal olması hastalığı ekarte ettirmez. Bu  nedenle,  toksoplazma şüphesi ile doğan bebeklerin ,özellikle doğumdan sonraki   bir yıl içinde yakından takip edilmeleri gerekir.</p>
<p>Ağır vakalarda yapılabilecek  incelemeler<br />
Eğer toksoplazma enfeksiyonuna  bağlı hayatı tehdit eden ansefalit   (beyin iltihabı) gelişti ise kafa içi  yapıların daha iyi  değerlendirilebilmesi için MR incelemesi yapılabilir.Çok  nadir  durumlarda beyin cerrahı tarafından beyine biyopsi yapılıp alınan doku   örneğinde toksoplazma kisti olup olmadığı araştırılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi</strong></span></p>
<p>Çoğu sağlıklı kişiye herhangi  bir tedavi uygulanması gerekmez. Eğer  toksoplazma enfeksiyonu geçiriyor ve buna  ait belirtileri  gösteriyorsanız ( hastaların çoğu belirti göstermeden iyileşirler)   doktorunuz size bazı ilaçlar önerebilir.</p>
<p>- Pyrimethamine (Daraprim): Aynı  zamanda bir sıtma ilacıdır. Folik asit  metabolizmasını bozarak etki etmektedir.  Uzun süreli kullanımda  doktorunuz ilave olarak folik asit kullanmanızı  isteyebilir.Bu ilaç  karaciğerde ve kemik iliğinde problemler yaratabilir.</p>
<p>- Sulfadiazin:Bir antibiyotik  olan bu ilaç genellikle pyrimethamine ile  beraber kullanılır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelerde tedavi</strong></span></p>
<p>Gebe iseniz ve toksoplazma  enfeksiyonu geçiriyorsanız: şayet bebeğiniz  hastalıktan etkilenmemiş durumda  ise size spiramycin (bir antibiyotik)  verilebilir.Bu antibiyotiğin kullanılması  hastalığın bebeğinize geçmesi  ihtimalini azaltmaktadır.</p>
<p>- Şayet yapılan incelemeler  sonucunda doğmamış bebeğinizin  toksoplazmadan etkilendiği anlaşılırsa bu  durumda size pyrimethamine ve  sulfadiazine tedavisi verilecektir. Bu ilaçların  verilmesi anne  karnındaki bebekte süren enfeksiyonun şiddetini azaltacaktır  fakat  oluşmuş tahribat geri dönmeyecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Önleme</strong></span></p>
<p>Tıbbın diğer konularında da  olduğu gibi, toksoplazma konusunda da  önleme tedaviden üstündür. Bu amaçla  aşağıdaki tedbirlere dikkat  edilmesi yerinde olacaktır:</p>
<p>- Bahçede çalışırken ve toprakla  ilgili işler yaparken eldiven  giyiniz.İşiniz bittikten sonrada mutlaka elinizi  bol sabunlu su ile  yıkayınız.</p>
<p>- Az pişmiş veya pişmemiş  etlerden uzak durunuz. Özellikle koyun,sığır  ,geyik ve domuz etlerinde  toksoplazma bulunabilir.İyice pişmeden etleri  kesinlikle yemeyiniz.</p>
<p>- Çiğ etleri yemek için  hazırladıktan sonra, bıçak,kesme tahtası ve  diğer mutfak malzemelerini sabunlu  su ile iyice yıkayın.</p>
<p>- Meyve ve sebzeleri iyice  yıkayın veya kabuklarını soyun.</p>
<p>- Pastörize edilmemiş süt  kullanmayın, zira bu tip sütler toksoplazma  ile bulaşık olabilir.</p>
<p>- Çocukların oynadığı kum  havuzlarının üzerini kapatın, zira kediler  buraları tuvalet olarak kullanabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kedi bakıyor iseniz</strong></span> <img class="alignright size-full wp-image-340" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="tokso_03" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/tokso_03.jpg" alt="" width="240" height="212" /></p>
<p>Kedileri seviyor ve  besliyorsanız,bundan vazgeçmeniz gerekmez.</p>
<p>- Kedinizi evde tutunuz,kuru  mama veya konserve  mamalarla besleyiniz. Çiğ et vermeyiniz.</p>
<p>- Sokaktan kedi alıp  beslemeyin.Toksoplazma ile enfekte olan  kedilerin çoğunda herhangi bir belirti  yoktur. Toksoplazma olup  olmadığına yönelik testlerde yaklaşık olarak bir ay  içinde netice  verirler.</p>
<p>- Kedinizin kumunu bir başkası  değiştirsin. Eğer bu mümkün  olmuyorsa işlem sırasında mutlaka eldiven giyin ve  daha sonra  ellerinizi bol sabunlu su ile yıkayın.Kedi kumunu her gün  değiştirin,  böylece şayet ookist var ise bunların enfeksiyon yapma kapasitesi   oluşmadan atılmalarını sağlamış olursunuz.Kedi kumunun olduğu kabı  kaynar su  veya dezenfektanlarla temizleyin. Dezenfeksiyon ve temizlik  işlemlerini  mutfakta yapmayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/toksoplasmozis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkili Test (Birinci Trimester Down Taraması)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/ikili-test-birinci-trimester-down-taramasi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/ikili-test-birinci-trimester-down-taramasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılan bir incelemedir. İki aşamalı olan bu testte; 1-Yapılan ultrasonografik incelemede ,gelişmekte olan bebeğinizin ense kalınlığı (NT) ölçülerek kaydedilir 2- Kolunuzdan alınan kanda gebelikle ilgili iki maddenin seviyeleri ölçülür.(PAPP-A ve serbest ß HCG) Daha sonra, elde edilen veriler bir bilgisayar programı tarafından analiz edilir ve bir rapor olarak doktorunuza sunulur. Raporda Down [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-335" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="ikili_test" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/ikili_test.jpg" alt="" width="273" height="181" />Gebeliğin 11-14. haftaları  arasında  yapılan bir incelemedir.</p>
<p>İki aşamalı olan bu testte;</p>
<p>1-Yapılan ultrasonografik incelemede ,gelişmekte olan bebeğinizin ense   kalınlığı (NT) ölçülerek kaydedilir</p>
<p>2- Kolunuzdan alınan kanda  gebelikle ilgili iki maddenin seviyeleri  ölçülür.(PAPP-A ve serbest ß HCG)</p>
<p>Daha sonra, elde edilen  veriler bir bilgisayar  programı tarafından analiz edilir ve bir rapor olarak  doktorunuza  sunulur. Raporda <span style="color: #ff0000;"><strong>Down sendromu</strong></span> (<em>trizomi 21</em>-yani  21 numaralı kromozomun 3 tane olması) ve <span style="color: #ff0000;"><strong>Edwards  sendromu</strong></span> (<em>trizomi  18</em>-yani 18 numaralı kromozomun 3 tane olması) hakkında  birer risk  rapor edilir.</p>
<p>Eğer bu hastalıklar için rapor  edilen risk düşük ise, gebelik  takibine normal şekilde devam edilir. Eğer yüksek  bir risk rapor edilir  ise o zaman doktorunuz kesin teşhis koyabilmek için size <em>amniyosentez</em> yapmayı  önerecektir.</p>
<p>Bu hastalıkların bebeğinizde  olup olmadığı ancak amniyosentez ile  kesinleşebilir. Zira <span style="color: #ff0000;"><strong>tarama  testleri sadece bir risk oranı  rapor ederler, kesin bir teşhis söylemezler</strong>.</span> Örneğin yapılan  testte Down sendromu riski 1/100 olarak rapor edilmiş  ise: bebeğinizin  Down sendromlu olma ihtimali 1/100 , Down sendromlu olmama  ihtimali ise  99/100 dür.</p>
<p>İkili test, bebeğinizde nöral  tüp defektleri (örneğin spina bifida)  riskinin ne olduğu konusunda bilgi  vermez. Bu problemlerle ilgili  tarama testi 16. haftadan sonra ayrıca  yapılacaktır. (<em>AFP</em>)</p>
<p>Tarama testlerinde risk  sınırı, bazı değişiklikler göstermekle  beraber; çoğu yerde <strong><span style="color: #ff0000;">1/250</span> </strong>değer  sınır olarak kabul  edilmektedir (Bazı doktorlar 1/200 ü sınır alırken bazıları  da 1/300 ü  sınır kabul ederler). 1/250 risk sınır olarak kabul edildiğinde  1/250  nin üzerindeki risklerde örneğin : 1/200 , 1/150 veya 1/50 gibi   değerlerde kesin tanıya ulaşabilmek için size amniyosentez  önerilecektir.</p>
<p>İkili test yapılarak, anne  karnındaki Down sendromlu bebeklerin <span style="color: #ff0000;"><strong>%85</strong></span> i  teşhis edilebilir. Bundan  çıkarılması gereken sonuç: ikili test Down  sendromlu bebeklerin hepsini tespit  etme kapasitesinde olmadığıdır. <span style="color: #ff0000;"><strong><em>Anne  karnındaki bebek Down sendromlu olduğu halde test bunu tespit   edemeyebilir</em></strong>.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><em>Benzer şekilde ikili testte  yüksek risk rapor edilmesi,  bebeğinizin Down sendromu olduğu anlamına gelmez</em></strong>.</span> Bunu  kesin olarak anlamak için mutlaka amniyosentez yapılması gerekmektedir.</p>
<p>O zaman insanların aklına  şöyle bir soru gelebilir:Tarama testi  %100 başarılı olmadığına göre, bu testle  uğraşacağımıza ,bütün gebelere  amniyosentez yapılsa ve kesin sonuç alında daha  iyi olmaz mı? Bu  yaklaşım teorik olarak doğru olmakla beraber pratik olarak  doğru  değildir. Çünkü amniyosentez riskleri olan bir işlemdir  ve yaklaşık   1/200 oranında bebek kaybına neden olabilmektedir. Dolayısı ile her  gebelikte  bu işlem uygulanırsa gebeliklerin 1/200 ü sadece amniyosentez  yapıldığı için  kaybedilecektir. Dolayısı ile Amniyosentez uygulanacak  gebelerde bebeğin  problemli olma riski 1/200 den fazla olmalıdır ki bu  risk göze alınabilsin.  İşte bu riskin hesaplanması da ancak tarama  testleri ile mümkün olmaktadır.</p>
<p>Muhtemelen yakın bir  gelecekte,direkt olarak anne kanından bebeğe  ait DNA molekülleri izole edilip  bebeğin kromozomal yapısı analiz  edilebilecektir.Bu konuda epeyce yol  katedilmiş durumdadır (Şu anda  Türkiye&#8217;de olmamakla beraber, anneden alınan kan  incelenerek bebeğin  kan grubu belirlenebilmektedir). Bu işlemin günlük pratiğe  girmesi ile  tarama testi veya amniyosentez yapmaya gerek kalmadan, anne  adayının  kolundan alınan kanda gerekli incelemeler yapılarak bebeğin durumu   ortaya konulabilecektir. Bu işlem günlük pratiğe girdiğinde bütün anne  adayları  bu testten geçirilerek, ciddi bir risk almadan sonuca  gidilebilecektir.</p>
<p>Geliştirilmekte olan benzer  bir teşhis metodu da , gebeliğin erken  döneminde annenin rahim ağzından alınan  salgıda , bebeğe ait hücrelerin  izole edilip bunların incelenmesi ile kromozomal  yapının ortaya  konmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/ikili-test-birinci-trimester-down-taramasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebeliğin İkinci Trimesterinde Gelişim</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebeligin-ikinci-trimesterinde-gelisim.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebeligin-ikinci-trimesterinde-gelisim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:29:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğin ikinci trimesteri (ikinci üç aylık dönem) bebeğinizin hareketlerini ilk defa hissedeceğiniz, bebeğinizin cinsiyetini öğreneceğiniz bir dönem olması itibarı ile heyecan verici bir dönemdir. Gebeliğiniz ilerledikçe bebeğinizi gerçek bir varlık olarak algılamaya başlayacaksınız; İki ay önce sadece bir hücre kümesi iken artık bebeğinizin çalışan organları,sinirleri ve kasları var. Doktor kontrolüne gittiğinizde bebeğinizin kalp atımlarını duyabiliyorsunuz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliğin ikinci trimesteri (ikinci üç aylık  dönem) bebeğinizin hareketlerini   ilk defa hissedeceğiniz, bebeğinizin  cinsiyetini öğreneceğiniz bir dönem olması   itibarı ile heyecan verici  bir dönemdir.</p>
<p>Gebeliğiniz ilerledikçe bebeğinizi gerçek bir varlık olarak  algılamaya   başlayacaksınız; İki ay önce sadece bir hücre kümesi iken  artık bebeğinizin   çalışan organları,sinirleri ve kasları var. Doktor  kontrolüne gittiğinizde   bebeğinizin kalp atımlarını duyabiliyorsunuz.  Sizin vücudunuzda da ciddi   değişiklikler oluyor; artık eski  kıyafetlerinizin içine sığmakta zorlanıyorsunuz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>13.Hafta</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin göbek kordonunun içinde gelişen bağırsakları karın  boşluğuna   dönerler. Bebeğinizin kafa, kol ve bacaklarında kemik dokusu  gelişmektedir.   Kaburga kemikleri belirmeye başlar.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>14.Hafta: Bebeğin cinsiyeti belirginleşir</strong></span></p>
<p>Döllenmenin üzerinden on iki hafta geçti, bebeğinizin kolları hemen  hemen   doğumdaki uzunluğa eriştiler, boyun daha belirginleşti.Dalakta  kırmızı kan   hücreleri yapılmaya başladı. Bu haftada bebeğinizin  cinsiyeti daha belirgin hale   gelmeye başladı.<br />
Bebeğinizin baş-popo uzunluğu 87 mm civarında ve ağırlığı da  yaklaşık olarak   45gram.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>15.hafta:Kemikler gelişiyor</strong></span></p>
<p>Bebeğiniz hızla büyüyor.İskelet sisteminde kemikler gelişiyor, bu  kemikler   önümüzdeki haftalarda ultrasonda görülebilecektir.Kafada  saçlı derinin şekli   belirmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>16.Hafta:Bebeğinizin  yüzünde mimikler belirmeye başlar</strong></span> <img class="alignright size-full wp-image-329" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="16.ci_hafta" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/16.ci_hafta.jpg" alt="" width="216" height="220" /></p>
<p>Bebeğin gözleri kafanın yan kesiminden öne doğru yer değiştirir ve  yavaş yavaş   hareket etmeye başlar.Kulaklar kafadaki nihai yerlerine  gelirler. Yüz kasları   oldukça gelişmiş durumdadır ve çeşitli mimik  hareketleri gözlenebilir. Bebeğiniz   ağzı ile emme hareketleri  yapabilir. Bebeğin hareketleri giderek koordineli hale   gelir ve  ultrason incelemesi sırasında gözlenebilir.</p>
<p>Bebeğin baş -popo uzunluğu yaklaşık 120 mm dir ve ağırlığı da 110  gram   civarındadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>17.Hafta. Yağ  dokusu birikmeye başlar</strong></span></p>
<p>Bebeğin cilt altı yağ dokusu gelişmeye başlar. Biriken bu yağ dokusu hem  enerji   kaynağı olarak kullanılacak hem de doğduktan sonra bebeğin  sıcaklığını   korumasında yardımcı olacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>18.Hafta: Bebeğiniz  işitmeye başlar</strong><img class="alignright size-full wp-image-330" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="18.ci_hafta" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/18.ci_hafta.jpg" alt="" width="158" height="152" /></span></p>
<p>Bebeğinizin kulakları ,kafanın iki yanında pozisyonlarını  sabitleşmiştir ve   beyinle olan gerekli sinirsel bağlantılar  oluşmuştur. Bebek sizin kalp   atışlarınızı, mide-barsak seslerini  duyabilir. Dış ortamdan gelen güçlü seslere   irkilerek cevap verir.</p>
<p>Bu haftanın sonunda bebeğin baş-popo uzunluğu 140 mm ve ağırlığı da  yaklaşık 200   gramdır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>19.Hafta:Kız bebeklerin  rahmi şekillenir</strong></span></p>
<p>Bebeğin işitme duyusu daha da gelişir.Dış ortamdan gelen sesler içinde  sizinkini   ayırt edebilir.<br />
Kız bebeklerin rahim ve vajinası şekillenmeye  başlar.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>20. Hafta- Yarı yoldasınız</strong></span></p>
<p>Gebeliğin sürecinin yarısına geldiniz. Bebeğin cildi &#8220;<em>verniks  caseosa</em> &#8221;   denilen yağlı bir madde ile kaplıdır ve böylece içinde yüzdüğü sıvının cildi   olumsuz etkilemesinden korunur.<img class="alignright size-full wp-image-331" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="20.ci_hafta" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/20.ci_hafta.jpg" alt="" width="211" height="217" /><br />
Bu haftada bebeğin hareketlerini ilk kez hissetmeye başlarsınız.<br />
Bebeğin baş-popo uzunluğu 160 mm ağırlığı da 320 gram civarındadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>21.Hafta: Bebeğiniz yutma hareketleri  yapabilir</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin kilosu giderek artıyor.Aktivitesi artıyor ve yutma  hareketleri   yapıyor.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>22.Hafta</strong></span></p>
<p>Bebeğin cildi kırışık ve eskisinden daha şeffaftır ve rengi  pembeleşmiştir.<br />
Bu haftada hızlı göz hareketleri başlar, bebeğin dilinde tat alma  tomurcukları   belirir.<br />
Erkek çocuklarda, yumurtalıklar karın içinden torbalara doğru inmeye  başlar.<br />
Kız çocuklarda rahim ve yumurtalıklar yerlerine  yerleşmiştir.Yumurtalıkların içi   yumurta ile doludur. Bundan sonra  yumurta oluşumu gerçekleşmeyecektir.Hayat boyu   bu mevcut yumurtalar  kullanılacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>24.Hafta:Gerçek saçlar çıkar</strong></span></p>
<p>Bebeğiniz düzenli olarak uyumakta ve uyanmaktadır.Kafasında gerçek  saçlar   büyümeye başlar.<br />
Şu anda baş-popo uzunluğu 210 mm ve ağırlığı da yaklaşık 630  gramdır.<br />
Yoğun bakım verilerek, bu haftada doğan bebeklerin bir kısmı  yaşatılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>25.Hafta</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin elleri tamamen gelişmiştir fakat sinirsel bağlantılar  henüz tamamen   bitmemiş durumdadır.Bebeğinizin en büyük eğlencesi rahim  içindeki oluşumları   keşfetmektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>26. Hafta: Bebeğin tırnakları gelişir</strong></span></p>
<p>Bebeğin tırnakları oluşur. Akciğerlerin düzgün çalışmasını sağlayacak  olan   &#8220;sürfaktan&#8221; adlı madde salgılanmaya başlar.<br />
Bebeğinizin boyu 230 mm ağırlığı da yaklaşık 820 gramdır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>27.Hafta: İkinci trimester sona eriyor</strong></span></p>
<p>Döllenmenin üzerinden yaklaşık 25 hafta geçti ve bebeğinizin akciğer,  karaciğer   ce bağışıklık sistemleri olgunlaşmaya devam etmekte. 12.  haftadan şu ana kadar   baş-popo uzunluğu yaklaşık üç kat arttı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebeligin-ikinci-trimesterinde-gelisim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son Üç Ayda Bebeğin Gelişimi</title>
		<link>http://hsenyurt.com/son-uc-ayda-bebegin-gelisimi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/son-uc-ayda-bebegin-gelisimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğin son üç ayına girdiniz, belki de gebelik sürecinden sıkılmaya başladınız,fakat gebeliğinizin son üç ayında da bebeğiniz gelişmesini sürdürecek ve doğuma hazırlanacaktır. 28.Gebelik Haftası:Bebeğinizin gözleri açılır. Bu hafta itibarı ile bebeğinizin göz kapakları kısmen açılmaya başlar, bu arada kirpikler belirmeye başlar. Bebeğinizin kilosu artmakta ve buna bağlı olarak cildindeki kırışıklıklar azalmaktadır. Bebeğinizin baş popo uzunluğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliğin son üç ayına girdiniz, belki de gebelik sürecinden sıkılmaya    başladınız,fakat gebeliğinizin son üç ayında da bebeğiniz gelişmesini  sürdürecek   ve doğuma hazırlanacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>28.Gebelik Haftası:Bebeğinizin gözleri  açılır.</strong></span></p>
<p>Bu hafta itibarı ile bebeğinizin göz kapakları kısmen açılmaya başlar,  bu arada   kirpikler belirmeye başlar. Bebeğinizin kilosu artmakta ve  buna bağlı olarak   cildindeki kırışıklıklar azalmaktadır. Bebeğinizin  baş popo uzunluğu 250 mm   olmuş durumda ve ağırlığı da yaklaşık olarak  1000gram. Başka türlü bir anomalisi   olmamak kaydı ile, bu haftada  doğan bebeklerin fiziki veya nörolojik problem   geliştirmeden yaşama  şansı %90 civarındadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>29.Gebelik Haftası: Kemikler tamamen  gelişir</strong>.</span></p>
<p>Bebeğinizin kemikleri tamamen gelişmiş durumdadır fakat kemikler halen  yumuşak   ve eğilebilir kıvamdadır. Bebeğiniz bu haftadan sonra  demir,kalsiyum ve fosfor   depolar.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>30.Hafta: Gözler tamamen açılır</strong>.</span></p>
<p>Bebeğinizin gözleri artık tamamen açılıyor.Kafasında artık oldukça fazla  saç   mevcut. Baş popo uzunluğu 270 mm e ulaştı ve ağırlığıda 1300 gram  civarında.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>31.Hafta</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin cinsel organları gelişimini sürdürür. Erkek bebeklerin  testisleri   kasıktan, torbalara doğru yaptıkları göçe devam ederler.  Kız bebeklerin   klitorisi daha bariz hale gelir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>32.Hafta: Bebek soluk alma egzersizleri yapar.</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin akciğerleri tam olarak gelişmemiş olsa da soluk alıp verme    hareketleri başlar.Bebeğinizin vücudu vitamin ve çeşitli mineralleri  depolamaya   devam eder. Bu haftaya kadar bebeğin vücudunu kaplayan ve  lanugo adı verilen   kadifemsi yumuşak tüyler dökülmeye başlar.  Bebeğinizin hareketleri artık oldukça   kuvvetli olabilir ve sizin  canınızı yakabilir. Baş popo uzunluğu 280 mm civarında ve ağırlığı da 1700 gramdır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>33.Hafta: Bebek ışığı ayırt etmeye başlar.</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin gözleri ışığı ayırt etmeye başlamıştır;ortamın ışık  şiddetine göre   göz bebekleri genişleyip daralır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>34.Hafta: Bebeğin tırnakları büyümeye devam eder.</strong></span></p>
<p>Döllenmenin üzerinden 32 hafta geçmiş durumdadır ve bebeğin tırnakları  parmak   uçlarına gelecek şekilde uzamıştır.Baş-popo uzunluğu 300 mm  ağırlığıda 2100 gram   olmuştur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>35.Gebelik Haftası.</strong></span></p>
<p>Bebeğiniz daha yuvarlak hatlar kazanmıştır ve vücudunu kaplayan koruyucu  yağlı   madde (verniks kaseosa) kalınlaşmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>36.Gebelik Haftası:Hızlı kilo artışı başlar.</strong></span></p>
<p>Bu haftadan sonra bebeğiniz hızlı bir kilo artışı gösterecek ve haftada  yaklaşık   250 gram ağırlaşacaktır. Rahmin içinde hareket edecek hacim  azaldığı için   hareketleri eskisi kadar iyi hissetmeyebilir ve hatta  bazen hareket etmediği   endişesine kapılabilirsiniz. Bebeğin  hareketlerindeki azalma ile ilgili endişe   duyuyorsanız mutlaka  doktorunuzla görüşünüz.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>37.Hafta.</strong></span></p>
<p>Bu hafta tamamlandığında artık bebeğiniz tamamen olgunlaşmış kabul  edilebilir.   Doğuma hazırlanmak için bebeğin başı doğum kanalında aşağı  inmeye başlayabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>38.Hafta.</strong></span></p>
<p>Bebeğin ayak tırnakları, ayak parmaklarının ucuna ulaşmıştır.Beyin ve  sinir   sistemi her gün daha iyi çalışmaktadır.Bebeğinizin beyin ve  sinir dokusundaki bu   gelişme ergenlik çağına kadar devam  edecektir.Bebeğinizin baş popo uzunluğu 340   mm ağırlığı da yaklaşık  olarak 2900 grama ulaşmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>39.Hafta.</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin göğsü daha belirgin hale gelmektedir. Erkek bebeklerde  testisler   torbalara doğru inmeye devam ederler,kız bebeklerde büyük  dudaklar daha belirgin   hale gelirler.Cilt altı yağ dokusu kalınlaşmaya  devam eder, bu tabaka bebeği dış   ortamdaki sıcaklık  dalgalanmalarından koruyacaktır. Bu arada bebeğin eşi   (plasenta) ilk  altı ayda bebeği belli hastalıklarda koruyacak olan antikorların    bebeğe geçmesini sağlamaktadır. Doğumdan sonra bebeğinizi emzirirseniz ;  sütte   ilave koruyucu maddeleri bebeğinize sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>40. Hafta: Doğum zamanı.</strong></span></p>
<p>Döllenmenin üzerinden 38 hafta geçti ve bebeğinizin baş-popo uzunluğu  360 mm   ağırlığıda ortalama 3400 grama ulaştı.Fakat unutmayın ki burada  söylenen ağırlık   ve uzunluklar ortalamadır sizin bebeğiniz ölçüleri  daha az veya fazla   olabilir.Önümüzdeki günler içinde doğum  gerçekleşecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/son-uc-ayda-bebegin-gelisimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu anda gebeyim, domuz gribi olursam ne yapmalıyım?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/su-anda-gebeyim-domuz-gribi-olursam-ne-yapmaliyim.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/su-anda-gebeyim-domuz-gribi-olursam-ne-yapmaliyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[Gebe iken grip olmak ve güncel grip salgını özelinde &#8220;domuz gribi&#8221; olmak potansiyel olarak tehlikeli bir durumdur. Gebe iseniz ve &#8220;domuz gribi&#8221; geçirmekte olan birisi ile yakın temasta olduysanız hemen doktorunuzla temasa geçiniz. Böyle bir durumda doktorunuz bu virüse karşı etkili olduğunu bildiğimiz oseltamivir (Tamiflu®) başlayabilir.Bu ilacın belirtiler başladıktan sonra en geç 48 saat içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-324" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="gebelikte-domuz-gribi" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/gebelikte-domuz-gribi.jpg" alt="" width="320" height="240" />Gebe iken grip olmak ve güncel grip salgını  özelinde &#8220;domuz gribi&#8221; olmak   potansiyel olarak tehlikeli bir durumdur.  Gebe iseniz ve &#8220;domuz gribi&#8221;   geçirmekte olan birisi ile yakın temasta  olduysanız hemen doktorunuzla temasa   geçiniz. Böyle bir durumda  doktorunuz bu virüse karşı etkili olduğunu bildiğimiz <em>oseltamivir</em> (Tamiflu®) başlayabilir.Bu ilacın belirtiler   başladıktan sonra en geç  48 saat içinde başlanması gerekmektedir.İlaca başlamak   için testlerin  sonucunu beklemeye gerek yoktur. Tamiflu&#8217;nun <a href="http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html">gebelik kategorisi</a> &#8220;C&#8221; dir. Önerilen tedavi süresi 5 gündür.</p>
<p>Domuz gribinin gebe iken geçirilmesinin özel  olarak ne gibi problemler yarattığı   bilinmemektedir.Fakat mevsimsel  gribin komplikasyonlarını geliştirme riskini   taşıyan herkesin  (dolayısı ile gebelerin de) domuz gribine bağlı olarak   komplikasyon  geliştirme riski olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p>Gebelik kalp ve akciğerlere ilave yüklerin bindiği bir dönemdir,  ayrıca gebelik   sırasında bağışıklık sistemi de zayıflamaktadır.Tüm  bunlar gebelik sırasında   grip olma ve grip olduğunuzda komplikasyon  geliştirme riskinizi   artırmaktadır.Gelişecek zatürre gibi ciddi  komplikasyonlar; düşük, erken doğum   gibi gebelik problemlerinin  oluşmasına neden olabilir.</p>
<p>Domuz gribinin (H1N1 gribi) belirtileri ,mevsimsel gripten farklı  değildir   :ateş, öksürük, boğaz ağrısı ,eklem ve kas ağrıları çok  tipiktir. Ayrıca nezle   hali, ishal de görülebilmektedir.Pek çok ilaçta  olduğu gibi,   Tamiflu®da da gebelik sırasında kullanım hakkında %100  güvence   verecek bir bilimsel çalışma bulunmamaktadır.Fakat gebe olupta  gribe   yakalananlarda bu ilacın kullanımının getireceği potansiyel  tehlikeler; grip   komplikasyonlarının oluşturacağı risklerden  muhtemelen çok daha azdır. Gebe iken   grip olduğunuz takdirde  doktorunuz önerdiği takdirde bu ilacı kullanmaktan   çekinmeyiniz.Ayrıca  istirahat etmeyi ve bol sıvı almayı da unutmayınız.</p>
<p>Gebeliğin erken döneminde yüksek ateş doğumsal sakatlıkların görülme  riskini   artırmaktadır.Bu kanıtlanmış bir bilimsel gerçektir.Bu  nedenle gebeliğin erken   döneminde grip gibi ateşi yükselten bir  hastalığa yakalandığınız takdirde ,   ateşinizin &#8220;parasetamol&#8221; gibi  gebelikte kullanılması emniyetli bir ateş düşürücü   ile kontrol altına  alınması çok önemlidir.İlave olarak folik asit içeren   multivitamin  preparatları kullanılmalıdır.</p>
<p>Doğum sırasında da &#8220;yüksek ateş&#8221; istenmeyen bir durumdur ve mutlaka  kontrol   altına alınmalıdır.Doğum eylemi sırasında yüksek ateş olması :   bebekte havale   geçirmeye , ensefalopati oluşmasına, serebral palsi  (beyin felci) ve ölüme neden   olabilmektedir.Bu yüzden ateş mutlaka  kontrol altına alınmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/su-anda-gebeyim-domuz-gribi-olursam-ne-yapmaliyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve Beslenme</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-beslenme.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-beslenme.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:18:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın her döneminde önemli olan dengeli beslenme, gebelik sırasında ayrı bir önem kazanmaktadır. Aldığınız gıdalar bebeğinizin ana besin kaynağını oluşturmaktadır. Bebeğiniz büyüdükçe beslenme ihtiyacınız da artacaktır. Bu yazıda; - Sizin ve bebeğiniz için uygun gıda seçimi - İhtiyaç duyacağınız gıda maddeleri ve - Sağlıklı kilo artışından bahsedeceğiz. Gebelik sırasında doğru  beslenme, sizin ve bebeğiniz için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın her döneminde önemli olan dengeli  beslenme, gebelik sırasında ayrı bir   önem kazanmaktadır. Aldığınız  gıdalar bebeğinizin ana besin kaynağını   oluşturmaktadır. Bebeğiniz  büyüdükçe beslenme ihtiyacınız da artacaktır. Bu   yazıda;</p>
<p>- Sizin ve bebeğiniz için uygun gıda seçimi<br />
- İhtiyaç duyacağınız gıda maddeleri ve<br />
- Sağlıklı kilo artışından bahsedeceğiz.</p>
<p>Gebelik sırasında doğru  beslenme, sizin ve bebeğiniz için yapacağınız en isabetli iş olacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>GEBE KALMADAN ÖNCE</strong></span><br />
Sağlıklı beslenmeye başlamak için gebe kalmayı beklemeyin, bu  alışkanlığı   kazanmak için en uygun zaman gebelik öncesidir. Bu sizin  ve bebeğinizin gebeliğe, ihtiyaç duyulan gıda maddeleri ile yüklenmiş  olarak başlamanızı sağlıyacaktır.</p>
<p>Gebe kalmayı planlıyorsanız yapmanız gereken ilk iş doktorunuzu  ziyaret etmek   olmalıdır. Gebelik öncesi alacağınız iyi bir sağlık  hizmeti gebeliğin daha az   problemli olması konusunda size yardım  edecektir. Bu ziyaret sırasında   doktorunuz diyetiniz konusunda da sizi  sorgulayacaktır ve folik asit gibi   özellikle önemli gıda maddeleri  hakkında sizi bilgilendirecektir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">SAĞLIKLI   DİYET</span></strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme için ilk önce günlük diyetinizdeki besin  maddelerini gözden   geçirmelisiniz. Gebeliğin erken dönemlerinde sabah  bulantıları yeme   alışkanlıklarınızı etkiliyebilir. Böyle bir durumda  belli gıdalar aşırı istek   gösterirken belli gıdalara karşı da tiksinti  oluşabilir. Böyle bir durumda   aldığınız gıdaları çeşitlendirerek  yeterli besin maddelerinin alınmasını   sağlamalısınız.<br />
Günde üç ana öğün yemek yerine ana öğünler dışında ara   öğünler  şeklinde alınacak ufak miktarlı fakat besleyici gıdalar, ihtiyacınız    olan gıda maddelerinin alınmasını sağlarken, bulantı ve mide  yanmalarınızın da   azalmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>Sağlıklı beslenme, zararlı    olabilecek şeylerden kaçınma anlamına da gelir. Bunlar alkol ( bira ,  şarap ve   sert içkiler) , uyuşturucular (bebekte doğumsal  anormalliklere neden   olabilirler)  ve sigaradır. Gebelik sırasında  alınacak orta derecedeki alkol   dahi ileride çocukta davranış ve  gelişme problemlerine neden   olabilmektedir.Gebelikte sigara içilmesi   gebe kadının kendisine ve bebeğine   zararlıdır.</p>
<p>Gebelik sırasında kafein alımının da kontrollü olması yerinde bir  davranış olur.   Günde üç  fincandan fazla kahve tüketilmesinin düşük  riskini artırdığını   gösteren  araştırmalar bulunmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">YEMEK   ÖĞÜNLERİNİN  PLANLANMASI<img class="alignright size-full wp-image-310" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="yemekogunleri" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/yemekogunleri.jpg" alt="" width="303" height="202" /></span></strong></p>
<p>Öğünlerin   önceden planlanması sizin ve ailenizin dengeli  beslenmesine yardımcı olacaktır.    Her gebenin beslenme planında  aşağıdaki besin gruplarından gıdalar bulunmalıdır.</p>
<p>- Tahıllar<br />
- Sebzeler<br />
- Meyveler<br />
- Yağlar<br />
- Süt ve süt ürünleri<br />
- Et ve baklagiller</p>
<p>Temel   gıda maddeleri</p>
<p>Her  beslenme rejiminde proteinleri karbohidratlar,yağlar,  vitaminler ve   mineraller bulunmalıdır. Beslenme rejiminizle yeterli  gıda maddesi aldığınızdan   emin olmak için , hangi gıdaların hangi  besin maddelerinde bulunduğunu   bilmelisiniz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-311" title="A1" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/A1.jpg" alt="" width="465" height="249" /></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Folik Asit</span><br />
Folik asit , nöral tüp defektleri ( ciddi kafatası ve omurga  problemleri)   oluşumunu azaltır. Folik asit eksikliği erken doğum  riskini, bebeğin düşük doğum   ağırlıklı doğması ihtimalini artırır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Ne kadar ihtiyacınız var?</span>: gebe kalmazdan önce ve  gebelik süresince 600   mikrogram.<br />
<span style="color: #ff6600;">Ne işe yarar?</span>: kan ve protein sentezi için gerekli.  Bazı enzim   fonksiyonları için elzem.<br />
<span style="color: #ff6600;">Kaynaklar</span>: tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler,  turunçgiller ve   kurubaklagiller.</p>
<p>Sağlıklı gıda seçeneklerine ilave   olarak ,  gebe kalmazdan üç ay önce almaya başlıyacağınız bir multivitamin    preperatı , bu hayati maddelerin yeterli miktarda alınmasını garanti  edecektir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-312" title="A2" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/A2.jpg" alt="" width="466" height="213" /><span style="color: #ff6600;">Kalsiyum</span><br />
Kalsiyum sizin ve bebeğinizin diş ve kemik yapısının kuvvetli olması  için   gerekli bir mineraldir. Kalsiyum ayrıca dolaşım sisteminizin,  kaslarınızın ve   sinir sisteminizin normal olarak çalışması için  gereklidir. Diyetinizde yeterli kalsiyumun  olmadığı   durumlarda bebeğin ihtiyacı olan kalsiyum sizin  kemiklerinizden çekilecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Ne kadar almalısınız?:</span> günde 1,000 miligram<br />
<span style="color: #ff6600;">Ne işe yarar? :</span> kemik ve diş gelişimi açısından  hayati önemi var<br />
<span style="color: #ff6600;">Kaynaklar :</span> Süt ve ürünleri kalsiyumdan zengindir.  Pek çok tahıl gevreği   ve müsli  kalsiyumla takviye edilmiştir.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-313" title="A3" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/A3.jpg" alt="" width="372" height="246" /></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Protein</span><br />
Proteinler , özellikle  üçüncü aydan sonra bebeğinizin büyümesi için  önemlidir.   Proteinler sizin hücrelerinizin faaliyeti ve onarımı  içinde gereklidir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Ne miktarda gerekli?:</span> günde 71gram<br />
<span style="color: #ff6600;">Kaynaklar :</span> yağsız et, kümes hayvanlarının etleri  ,balık ve yumurta çok   önemli protein kaynaklarıdır. Diğer seçenekler:  kurubaklagiller , tofu, süt   ürünleridir.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-314" title="A4" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/A4.jpg" alt="" width="466" height="178" /><span style="color: #ff6600;"></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><br />
Demir</span><br />
Demir özellikle hemoglobin adı verilen ve temel görevi oksijeni  dokulara taşımak   olan bir kan proteinin yapımında kullanılır. Gebelik  sürecinde  sizin giderek   artan kan ihtiyacınızın karşılanması ve  bebeğinizin ihtiyacı olan kanın   yapılabilmesi için demir ihtiyacınız  bir kat artar.</p>
<p>Yeterli demir almadığınız durumlarda, çabuk yorulur ve enfeksiyon  hastalıklarına   açık hale gelirsiniz. Bebeğinizi erken doğurma riskiniz  ve bebğinizin düşük   doğum ağırlıklı olma ihtimali artabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Ne miktarda gerekli?:</span> Günde 27 mg<br />
<span style="color: #ff6600;">Ne işe yarar? :</span> kandaki oksijen taşıyıcı molekük  olan hemoglobinin   yapısında mevcut, eksikliğinde yeterli hemoglobin  sentezlenemez<br />
<span style="color: #ff6600;">Kaynaklar :</span> yağsız kırmızı et, kümes hayvanı etleri  ve balıklar iyi demir   kaynaklarıdır. Demirle takviye edilmiş tahıl  gevrekleri, fındık, ceviz ve   kurutulmuş meyveler diğer seçeneklerdir.</p>
<p>Gebelik döneminde verilen vitamin preperatları genellikle demir  içerirler. Bazı   durumlarda doktorunuz size ilave demir ilacı  verebilir.</p>
<p>Hayvansal gıdalardan alınan demirin barsaklardan emilimi daha iyi  olmaktadır.   Vitamin ilaçlarındaki ve bitkisel kaynaklardaki demirin  bağırsaklardan daha iyi   emilebilmesi için yüksek c vitamini içeriği  olan gıdalarla beraber alınması   yerinde bir davranış olur. Portakal  suyu , domates suyu, kavun, çilek, domates   iyi bir seçenek olabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-317" title="MEVZU" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/MEVZU.jpg" alt="" width="457" height="189" /><span style="color: #ff6600;"></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Kilo   artışı</span><br />
Gebe kaldığınız zaman bebeğinizin ve sizin ihtiyaçlarını karşılamak  için daha   fazla yemeniz gerekecektir. En azından gebeliğin son 6  ayında gebelik öncesi   döneminize göre fazladan 100 kalori daha almanız  gereklidir.</p>
<p>Gebelik sürecinde ne kadar kilo alacağınız , gebelik öncesi  kilonuzla   ilişkilidir. Aşağıdaki tablo bu konuyla ilgili bir fikir  verebilir.</p>
<p><a href="http://www.novoturk.com/documents/calculate_form/document/bmicalculate.asp" target="_blank">http://www.novoturk.com/documents/calculate_form/document/bmicalculate.asp</a><br />
bağlantısını   takip ederek kilonuz hakkında fikir sahibi  olabilirsiniz.</p>
<p>Çoğu kadın için 12-18 kiloluk bir artış idealdir. Bu artışın yarısı  ilk 6 ayda ,   diğer yarısı ise son üç ayda gerçekleşmelidir. Gebelik  öncesi kilonuz normalin   altında ise , o zaman daha fazla kilo almanız  normal karşılanabilir. Çoğul   gebelik durumunda daha fazla kilo almanız  normaldir.</p>
<p>Aldığınız   Kilolar Nereye Gidiyor?<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-315" title="A5" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/A5.jpg" alt="" width="467" height="124" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Özel   durumlar</span></strong></p>
<p>Vejeteryan diyet uyguluyorsanız<br />
Eğer vejeteryansanız ve bu diyete gebelikte de devam ediyorsanız ,  diyetinizi   dikkatle gözden geçirmeli gerekirse bu konuda bir  diyetisyenden yardım   almalısınız. Sizin ve bebeğinizin yeterli gıda  alması sağlanmalıdır. Özellikle   doğru tipte ve yeterli protein almanız  sağlanmalıdır. Özellikle demir, B12   viyamini ve D vitamini içeren bir  vitamin preperatını kullanmanız yerinde   olacaktır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Laktoz   intoleransı</span></strong><br />
Diyetinizdeki süt ve süt ürünleri enn iyi kalsiyum    kaynaklarındandır. Bazı kadınlar süt ve süt ürünlerini aldıktan sonra   karında   şişkinlik, gaz  ve hazımsızlıktan şikayet ederler. Bu durum  laktoz intoleransı   olarak adlandırılır.  Bu şikayetler gebelik sırasında genellikle hafifler.   Fakat sizin  şikayetlerinizde bir azalma yok ise o zaman doktorunuzla konuyu    görüşünüz. Diğer gıdalardan yeterli kalsiyum alamadığınız düşünülürse  size   ilaçlar ile kalsiyum takviyesi yapılabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">CİVA</span></strong><br />
Balık ve kabuklu deniz   ürünleri protein, omega-3 yağ asitleri ve diğer  temel besin maddeleri açısından   iyi bir kaynak oluşturmakla beraber  gebe kadınlar bazı tip balıkları   tüketmemelidir zira bu tip balıklar  bebeğin gelişimine zarar verebilecek    düzeyde civa içermektedirler.</p>
<p>Kılıçbalığı, köpekbalığı ve ton balığından özellikle uzak durmalısınız.  Bu büyük   balıklar vücutlarında yüksek miktarda civa bulundururlar.  Diğer tip balıklardan   haftada  iki öğüne kadar yiyebilirsiniz. Balık  seçiminde aynı tür ufak boyda   olanlarını tercih etmeniz yerinde olur.  Örneğin lüfer yerine çinekop veya sarı   kanadı tercih etmelisiniz ,  bunun altında yatan mantık küçük balığın denizlerde   daha az dolaşmış  olması nedeni ile vücudunda toksik maddelerin daha az seviyede   olacağı  beklentisidir. Çevrenizdeki göl ve nehirlerde yakalanan balıkları    yemezden önce bölgenizdeki çevre sağlığı teşkilatının görüşünü almanız  yerinde   olur.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Listeriosis</span></strong><br />
Bir bakterinin   neden olduğu hastalıktır. Pastorize edilmemiş süt ve  ondan yapılan peynirde ;   pişmemiş ette ve kümes hayvanlarının  etlerinde ve kabuklu deniz hayvanlarının   etlerinde bulunabilir. Gebe  kadın ve bebeklerine zarar vetme potansiyeli içerir.</p>
<p>Belirtiler  mikropla bulaşık gıdayı yedikten birkaç hafta sonra çıkar ve  teşhis   edilmesi zor olabilir. Ateş , titreme, eklem ağrıları ve  sırtta ağrı oluşabilir.   Bazı vakalarda ise hiçbir belirti yoktur. Gebe  bir kadın enfekte olduğunda düşük   veya ölü doğuma neden olabilir.</p>
<p>Listeriosiz beliritleri soğukalgınlığı belirtilerine benzediği için  teşhisi zor   olabilir. Ateşiniz varsa veya soğuk algınlığı benzeri  belirtileriniz varsa   doktorunuzla temasa geçiniz. Doktorunuz gerek  görürse vajen, rahim ağzı ve   kanınızdan örnek alarak incelenmesini  isteyebilir. Eğer bakteri bulunursa   antibiyotik tedavisi başlanabilir.</p>
<p>Listeriozis hastalığına yakalanmamak için <span style="color: #ff6600;"><em>gebelik  süresince aşağıdakileri yemeyiniz</em>:</span></p>
<p>Pastorize edilmemiş süt ve peynir<br />
Çiğ veya az pişmiş et, tavuk ve kabuklu deniz hayvanları<br />
Pişmemiş sosis ve salamlar</p>
<p>Ayrıca pişmemiş etle temas eden ellerinizi, mutfak malzemelerini ,  tezgah   üstlerini , kesme tahtalarını  güzel şekilde yıkayınız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;">Pika</span></strong><br />
Gebelik sürecinde bazı   kadınların , bazı maddelere karşı aşırı bir  yeme arzusu duydukları görülür. Kil,   buz, çamaşır kolası veya nişasta   bunlardan bazılarıdır. Bu duruma pika adı   verilir. Pika gebelik  açısından olumsuzluklar yaratabilir zira gebenin ihtiyacı   oaln gıda  maddelerini almasını engelleyebilir, kabızlık ve  kansızlığa neden    olabilir. Bu tip bir problem yaşıyorsanız doktorunuzla konuşmalısınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Sonuç olarak :</strong></span> Doğru beslenme    alışkanlıkları edinip uygulamanız sizin ve bebğiniz için yapabileceğiniz  en   faydalı işlerden biridir. Sağlıklı beslenmeye geçmek için hiçbir  zaman geç    değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-beslenme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Bulantı ve Kusmaları</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-bulanti-ve-kusmalari.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-bulanti-ve-kusmalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:06:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[(EMESİS GRAVİDARUM VE HİPEREMEZİS GRAVİDARUM) Erken gebelik haftalarında yorgunluk hissedilmesi, bulantı ve kusmalar görülmesi oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Gebelerin  yaklaşık  yarısında bulantı ve kusma görülürken , %30 da kusma olmadan sadece bulantı oluşur. Gebelik sırasında görülen bulantı ve kusmalar rahatsız edici , fakat gebelik sürecinin tamamen normal bir parçasıdır ve bebeğinizin risklerini artırmaz. Yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff6600;"><strong>(EMESİS GRAVİDARUM VE  HİPEREMEZİS GRAVİDARUM)</strong></span><br />
Erken gebelik haftalarında yorgunluk hissedilmesi, bulantı ve  kusmalar görülmesi   oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Gebelerin   yaklaşık  yarısında bulantı ve   kusma görülürken , %30 da kusma olmadan  sadece bulantı oluşur.      Gebelik   sırasında görülen bulantı ve kusmalar rahatsız edici ,  fakat gebelik sürecinin   tamamen normal bir parçasıdır ve bebeğinizin  risklerini artırmaz.</p>
<p>Yapılan araştırmalar , gebeliği sırasında     bulantı-kusma problemi yaşıyan gebelerin  daha sağlıklı bir gebelik  süreci   geçirdiklerini , düşük ve ölü doğum risklerinin daha az  olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Gebelik bulantı ve kusmaları , istirahat ederek ve diyetinizde  yapacağınız   değişikliklerle genellikle kontrol edilebilmektedir. Fakat  bazen maalesef günlük   yaşantınızı ciddi olarak olumsuz etkileyecek  boyuta ulaşabilmekte  ve daha ciddi   yaklaşımları gerekli kılmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Belirtiler</strong></span></p>
<p>Sıklıkla sabahları görülmekle beraber, günün herhangibir saatinde de  bulantı ve   kusmalar olabilmektedir.</p>
<p>Çoğu gebede belirtiler son adet tarihinden 6    hafta sonra ve de genellikle 9. Haftadan önce başlar. Genellikle  haftalar   ilerledikçe belirtilerin şiddeti azalır, %90 vakada gebeliğin  16. Haftasından   önce kaybolur.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ne Zaman   Acil Tıbbi Yardım İstemelisiniz?</strong></span></p>
<p>Bulantı ve kusmalar nadiren de  olsa daha ciddi nedenlerle, örneğin:  idrar yolu   enfeksiyonu, apandisit nedeni ile oluşabilir. Aşağıdaki  durumlarda doktorunuza   acilen ulaşmalısınız:</p>
<p>- İdrarınız   çok koyu renkli ise veya son 8 saattir idrar  çıkarmadınız ise<br />
- Karın   ağrısı ve ateşiniz var ise<br />
- Kendinizi   çok güçsüz veya baygın hissediyorsanız<br />
- Kusmuğunuzda kan var ise<br />
- Tekrarlayan   ve durdurulamayan kusmalarınız oluyor ise<br />
- Son 24   saatte sıvı veya katı gıda alamadınız ise</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Neden   Olur?</strong></span></p>
<p>Gebelik bulantı ve kusmalarının gerçek nedeni bilinmemektedir, fakat  bir dizi   teori mevcuttur. Bunlardan aşağıda bahsedilmiştir.</p>
<p>HORMONLAR<br />
Gebeliğin erken   döneminde yaşanan hormon seviyesi değişiklikleri  kısa süreli bulantı ve   kusmalara neden olabilmektedir.      Gebeliğin erken döneminde yükselmeye başlayan   östrojen seviyeleri   ilk üç ay içinde en üst seviyelere çıkar ve bu dönemde   bulantı ve  kusmaların en kötü olduğu dönemdir.</p>
<p>Yükselen östrojen seviyeleri  koku duyunuzu keskinleştirir ve bu  nedenle bazı   kokular bulantıyı tetikleyebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>EVRİMSEL ADAPTASYON</strong></span><br />
Evrimsel    adaptasyon , bir organizmanın bulunduğu ortama daha iyi  adapte olması için   gerçekleşen değişiklikler demektir.<br />
Bazı bilim adamlarının inancına göre bu   bulantı-kusmalar gebe anne  ve bebeğini gıda zehirlenmelerinden korumak için    gelişmiş evrimsel  bir adaptasyondur. Bulantı ve kusmaların en şiddetli olduğu   dönem,  embryonun büyümekte olduğu ve organ taslaklarının oluştuğu döneme denk    gelmektedir. Bu dönem gelişmekte olan bebeğiniz dış etkilere en açık  durumdadır.</p>
<p>Gebelik bulantı-kusması yaşayan gebelerin :  et,tavuk ve yumurta  gibi kontamine   olma potansiyeli yüksek gıdaları yemekten  hoşlanmadıkları , bu tip gıdaların   bulantıyı tetiklediği görülürken;  kontaminasyon riski düşük ekmek, kraker gibi   gıdalarda pek problem  yaşamadıkları görülür.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Teşhis</strong></span></p>
<p>Gebelik bulantı ve kusması teşhisini koymak için  genellikle  belirtilerden ve   hastalık hikayesinin dinlenmesi yeterli olur.</p>
<p>Aşırı bulantı ve kusmanız oluyor ise o zaman yapılacak bir idrar  testinde   bakılacak keton cisimcikleri vücudunuza enerji sağlamak için  yağların yakılıp   yakılmadığını gösterecektir ( metabolizmanın ilk  tercihi karbohidratları   yakmaktır, yağ yakılmaya başlanmış ise  bulantı-kusmaların daha ciddiyet   kazandığı düşünülebilir) . Böyle    bir durumda bulantı-kusmayı kesmek için ilaç   verilmesi, verilecek  serumlarla kaybettiğiniz sıvıların yerine konulması    gerekli olabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi</strong></span><br />
Bulantı ve kusmaları azaltmak için kendi kendinize alabileceğiniz bazı  önlemler   vardır, bunlar:</p>
<p>- Yeterince   dinlenin, zira yorgunluk bulantıyı artırır.<br />
- Bir seferde   çok miktarda değil, azar azar ve kısa aralıklarla sıvı  alın.<br />
- Sık ve   küçük miktarlarda yağdan fakir, karbohidrattan zengin  gıdalar almaya çalışın.   Tostlar, krakerler , kızartılmış ekmek  genellikle iyi tolere edilir.<br />
- Soğuk   gıdalar almaya çalışın, sıcak gıdaların kokusu daha çok  çıktığı için bulantıyı   artırıcı etki gösterebilirler.<br />
- Yataktan   kalkmadan 20 dakika kadar önce bisküvi, kraker gibi  ürünlerden   atıştırabilirsiniz.<br />
- Sizde   bulantı-kusma oluşturan gıdalardan ve kokulardan uzak  durunuz.<br />
- Soğuk,   ekşi-buruk tadı olan veya çok tatlı içecekleri içmekten  kaçının.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tıbbi   Tedavi</strong></span></p>
<p>Yaşam tarzınız ve diyetinizde yaptığınız değişiklikler işe yaramaz  ise,   doktorunuz size bulantı- kusmayı kesecek  ve gebelikte emniyetli  ilaçlardan   reçete edecektir.</p>
<p>Diğer Tedaviler<br />
Gebelik   bulantı-kusmaları için bazı kaynaklarda önerilen  zencefilin      kısmen de  olsa faydalı   olabilceği yolunda deliller olsa da ,  uzun süreli kullanımda sizin ve bebeğiniz   üzerine olan etkileri  hakkında  yeterli bilgi bulunmamaktadır.Toz halinde   zencefili bal ile  karıştırıp almayı deneyebilirsiniz. &#8220;Ginger&#8221; adı ile eczanelerde satılan  kapsül   formu da bulunmaktadır, bu kapsüllerden günde dört tane  alabilirsiniz.  Diğer   bitkisel ürünler, multivitaminler , piridoksin (B6 vitamini) ve  diğer reçetesiz   satılan ilaçların etkinlikleri bilimsel olarak  kanıtlanmamıştır.</p>
<p>Bulantıyı yatıştırmak için denenebilecek bir uygulamada <strong>accupressure</strong> dır.  Geleneksel   Çin tıbbının bir uygulaması olan bu yöntemde  Neiguan   P6 noktasına basıç yapılarak bulantı    yatıştırılır. Bu nokta el bileğinizin üç parmak genişliği kadar  yukarısında,iki   kemiğin arasında yer almaktadır.</p>
<p>Uygulama şöyle  yapılır:<img class="alignright size-full wp-image-307" title="neiguan-acupressure-point" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/neiguan-acupressure-point.jpg" alt="" width="350" height="233" /></p>
<p>1. Baş parmak bu noktanın üstüne yerleştirilir</p>
<p>2. Nefes verilirken kuvvetli şekilde bu noktaya basınç uygulanır</p>
<p>3. Nefes alırken basınç hafifletilir</p>
<p>Bu işlemin uygulaması ile ilgili bir videoyu aşağıdaki bağlantıyı takip  ederek   izleyebilirsiniz</p>
<p><a href="http://www.expertvillage.com/video/6378_self-acupressure-treatment-nausea.htm" target="_blank">http://www.expertvillage.com/video/6378_self-acupressure-treatment-nausea.htm</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Komplikasyonlar</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>HİPEREMEZİS GRAVİDARUM</strong></span><br />
Hiperemezis   gravidarum gebelik bulantı-kusmalarının seyrek görülen  şiddetli formudur.   Gebelerin %0.5-2 de görülmektedir ve bu kadınların  şikayetleri  20. Haftaya   kadar uzayabilmektedir.    Bu gebeleri belirtileri o kadar şiddetlidir ki ağız   yolu ile sıvı  almaları neredeyse imkansızdır. Şiddetli bulantı kusmadan dolayı   vücut  susuz kalıp kilo kaybı olabilir.<br />
Böyle bir durumda doktorunuz sizi   hastaneye yatırıp, durumunuzu  değerlendirecek , gerekli tedaviyi   düzenleyecektir.   Hiperemezis gravidarum yaşayan gebelerin bebeklerinin zarar   görmesi  uzak bir ihtimaldir, fakat kilo almanıza ciddi olarak engel olmuşsa    bebeğiniz düşük doğum ağırlıklı olarak doğabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-bulanti-ve-kusmalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve İlaç Kullanımı</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı her zaman için bir takım endişelere yol açmıştır. Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı ile ilgili bir takım kılavuzlar yayınlamışsa da bu kılavuzlarda söz konusu hastalıkları tedavi etmeli mi etmemeli mi veya hangi ilaçları kullanmalı şeklinde bir yönlendirme yoktur. FDA klasifikasyonunda ilaçlar potansiyel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı her zaman için bir takım  endişelere   yol açmıştır. Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) gebelik  ve emzirme döneminde   ilaç kullanımı ile ilgili bir takım kılavuzlar  yayınlamışsa da bu kılavuzlarda   söz konusu hastalıkları tedavi etmeli  mi etmemeli mi veya hangi ilaçları   kullanmalı şeklinde bir yönlendirme  yoktur.      FDA klasifikasyonunda ilaçlar   potansiyel teratojenik  potansiyellerine göre beş gruba ayrılmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>A Kategorisi </strong></span><br />
Hamile   kadınlarda yapılan kontrollü çalışmalarda gebeliğin ilk üç  ayda kullanıldığında   fetüste herhangi bir risk oluşturduğu  gösterilememiş (örneğin folik asit,   levotiroksin) ilaçlar.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>B Kategorisi </strong></span><strong><br />
</strong> Hayvanlar üzerinde yapılan   deneylerde fetal risk ortaya çıkarmayan  ancak insanlarda kontrollü çalışma   yapılmamış olan ilaçlar ya da  hayvanlarda risk göstermesine rağmen bu bulgunun   insanlar üzerinde  yapılan kontrollü çalışmalarda saptanmadığı ilaçlar.   (örneğin  amoksilin, seftriakson)</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>C   Kategorisi</strong></span><strong><br />
</strong> Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda istenmeyen etkiler    saptanan ancak insanlarda kontrollü çalışma yapılmamış olan ilaçlar ya  da hayvan   ve insanlar üzerinde hiç çalışılmamış ilaçlar. ( örneğin  nifedipin, omeprazol)</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>D Kategorisi</strong></span><strong><br />
</strong> Fetüs üzerinde olumsuz etki   riski yarattığı konusunda kanıtlar  olan ancak gebe kadınlarda kullanımından elde   edilecek yararın bilinen  bu riske karşın kabul edilebilir olduğu   ilaçlar.(örneğin  propilthiouracil)</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>X Kategorisi </strong></span><strong><br />
</strong> Hayvanlarda ya da insanlarda   yapılan araştırmalarda fetal anomalilere neden   olduğu kanıtlanmış ya  da deneyim ve gözlemlerde fetüste risk yarattığı   konusunda kanıtlar  bulunan ilaçlar ile gebelikte kullanımında ortaya çıkabilecek   olan  zararın olası yararından fazla olduğu bilinen ilaçlar.( örneğin    misoprostol, warfarin, isotretinoin)      Bu tür ilaçlar gebe ya da gebelik   şüphesi olanlarda kesinlikle  kontrendikedir.</p>
<p>Gebelikte kullanılan ilaçların çoğu kategori B veya C dedir.  Kategori A da olan   ilaç sayısı oldukça azdır, zira gebe kadınlarda  yapılmış kontrollü çalışmalar   nadirdir. Etik olarak ta gebe bir  kadında, etkileri tam bilinmeyen bir ilacı   denemek mümkün değildir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>KLİNİK UYGULAMA</strong></span></p>
<p>Gebe bir kadına ilaç verilmesi gerektiğinde, klinisyenlerin şu  kurallara uyması   gerekir:<br />
- Gebeliğin ilk üç ayında ilaçlardan mümkün olduğu kaçınılmalıdır.  Zira bu dönemde   fetüs teratojenlere  (sakatlık yapan ajanlar) en  açıktır.<br />
- Kombine ilaçlar yerine mümkün olduğu kadar tek ilaç tercih  edilmelidir.<br />
- Mümkün olan en küçük dozu, mümkün olan en kısa süre ile  vermelidir.<br />
- Lokal ilaç uygulaması mümkün ise tercih edilmelidir, çünkü  sistemik dolaşıma   geçen ilaç miktarı az olacaktır.<br />
- Kullanılacak ilacın fayda /risk karşılaştırması yapıldığında,  fayda kısmı ağır   basmalıdır.</p>
<p>Yazının devamında gebelikte sıkça karşılaşılan bazı tablolarla  ilgili önerileri   bulacaksınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>SOĞUK   ALGINLIĞI, ÖKSÜRÜK, BULANTI ve KUSMA</strong></span></p>
<p>Soğuk   algınlığı durumlarında yatak istirahatı ve bol sıvı vererek  semptomatik tedavi   yapılmalıdır. Antihistaminiklerden chlorpheniramine  (gebelik kategorisi B),   triprolidine (gebelik kategorisi C), ve  diphenhydramine (gebelik kategorisi C)   gebelik ve emzirme sırasında  kullanımı emniyetli olarak kabul edilen ilaçlardır.   Dekonjestanlar  (burun damlaları) gerektiğinde, lokal ilaçlar ilk olarak tercih    edilmelidir. Dekonjestanların kesilmesini takiben belirtilerin daha kötü  olarak   geri gelebileceği unutulmamalı hiçbir dekonjestan 2-4 günden  fazla   kullanılmamalıdır.</p>
<p>Pseudoephedrine gebelik kategorisi C olan bir ilaçtır ve bu ilacın  milyonlarca   gebede her yıl kullanımı söz konusudur. Gebelikte çekince  olmadan kullanılabilir.</p>
<p>Öksürüğün baskılanması için guaifenesin (kategori C) veya  dextromethorphan   (kategori C) içeren ilaçlar kullanılabilir.  Formülünde alkol içeren ilaçlar   kullanılmamalıdır. Fetüsün tiroit bezi  açısından risk oluşturduğu için iyot   içeren öksürük ilaçları  kullanılmamalıdır.</p>
<p>Bulantı ve kusmalar ilk planda ilaçsız kontrol edilmeye  çalışılmalıdır. Az ve   sık yemek alınması, kuru gıdaların tercih  edilmesi ve acupressure uygulaması (   el bileğiniz iç yüzünde bulunan  katlantı izlerinden en yukarda olan hizasında,   yumruk yaptığınızda  beliren iki büyük kirişin orta noktasına 30-60saniye süre   ile  uygulanan basınç)<br />
<a href="http://www.wikihow.com/Stop-Nausea-With-Acupressure">http://www.wikihow.com/Stop-Nausea-With-Acupressure</a><br />
<a href="http://www.expertvillage.com/video/6378_self-acupressure-treatment-nausea.htm">http://www.expertvillage.com/video/6378_self-acupressure-treatment-nausea.htm</a></p>
<p>Yukarıda anlatılan basit yollar ile bulantı kusmalar kontrol  edilemez ise   pyridoxine (Vitamin B6, gebelik kategorisi A); doxylamine  (kategori B); veya   emetrol içeren ilaçlar kullanılabilir. Bu  ilaçların gebelikte ve emzirme   döneminde kullanımı emniyetli kabul  edilmektedir. Bu ilaçlar hastanın   şikâyetlerini gidermede yeterli  olmadığında promethazine veya metaclopramide   denenebilir. Bu iki  ilacında gebelik kategorisi C dir.</p>
<p>Kabızlık problemi olan hastalarda laksatiflerden mümkün olduğu kadar    kaçınılmalıdır onun yerine lifli gıdalar ve meyvelerin alımı teşvik  edilmeli   sıvı alımı artırılmalıdır. İshal durumunda loperamide en iyi  güvenlik profili   olan ilaçtır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>ASTIM</strong></span></p>
<p>Astımın   gebelik sırasındaki tedavisi gebe olunmayan dönem ile  aynıdır. Yeni bir ilaç   grubu olan lökotrienler B grubundadır ve  gebelik ve süt verme döneminde   rahatlıkla kullanılabilirler.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>ANTİBİYOTİKLER</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Çoğu antibiyotik B kategorisindedir, gebelik ve   emzirme döneminde  rahatlıkla kullanılabilir. İstisnaları içinde genel pratikte   sık  kullanılan quinolon grubu antibiyotikler, tetrasiklin grubu  antibiyotikler (   ilk üç ay kullanılabilir)  ve metronidazol ( kategori  C- ilk üç ay   kullanılmamalıdır) bulunmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>SONUÇ</strong></span><strong><br />
</strong><br />
Gebelik sırasında   değişik rahatsızlıklar oluşabilir ve bunların  ilaçla tedavisi gerekebilir. Pek   çok ilaç seçeneğinden uygun olanını  doktorunuz seçecektir. Doktorunuza bu konuda   güveniniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve Cinsellik</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-cinsellik.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-cinsellik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[Gebe kalmanızla birlikte cinselliğe olan ilginiz arttı mı? yada tam aksine cinsellik aklınıza gelen son şey mi?.Bu konularla ilgili bilmek isteyebileceğiniz konular aşağıda. Gebelikte cinsellik normal midir? Şayet gebeliğiniz normal olarak ilerliyorsa istediğiniz sıklıkta cinselliği yaşayabilirsiniz. Gebeliğin ilk aylarında cinselliğe olan isteğiniz azalabilir, bunun nedeni yaşamakta olduğunuz hormonal dalgalanmalar, size hakim olan yorgunluk hissi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebe kalmanızla birlikte cinselliğe olan ilginiz arttı mı? yada tam  aksine   cinsellik aklınıza gelen son şey mi?.Bu konularla ilgili bilmek    isteyebileceğiniz konular aşağıda.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelikte cinsellik normal   midir?</strong></span><br />
Şayet gebeliğiniz normal olarak   ilerliyorsa istediğiniz sıklıkta  cinselliği yaşayabilirsiniz. Gebeliğin ilk   aylarında cinselliğe olan  isteğiniz azalabilir, bunun nedeni yaşamakta olduğunuz   hormonal  dalgalanmalar, size hakim olan yorgunluk hissi ve yaşadığınız    bulantı-kusmalar olabilir.Gebeliğin ilk üç ayı tamamlanınca  göğüslerinize ve   cinsel organlarınıza giden kan miktarında ciddi  artışlar olacaktır, bu durum   cinsel arzularınızı kamçılayabilir. Son  üç ayda ise artan kilonuz, oluşan sırt   ve bel  ağrıları ,cinselliğe  olan isteğinizi azaltabilir ve hatta yok edebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelikte cinsel ilişki düşüğe neden olur   mu?</strong></span><br />
Gebe pek çok çift özellikle ilk üç ayda yapılan cinsel ilişkinin düşüğe  neden   olacağı endişesini taşırlar.Bebeğiniz bir su kesesinin içinde  bulunmakta ve   rahim ağzındaki bir tıkaçta dış dünya ile arasında bir  engel   oluşturmaktadır.Cinsel aktivitenin bebeği etkilemesi söz konusu  değildir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelikte, cinsel ilişki için en uygun    pozisyonlar hangileridir?</strong></span><br />
Siz kendinizi rahat hissettiğiniz sürece çoğu birleşme pozisyonu bir  risk   taşımaz.Gebeliğiniz ilerledikçe tecrübe ederek ,kendinizi rahat   hissettiğiniz   pozisyonları bulacaksınız.Çiftlerin yan yana oldukları  veya kadının üstte olduğu   pozisyonlar genellikle en çok rahat edilen  ve tercih edilen pozisyonlardır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Partnerimin kondom kullanması gerekir   mi?</strong></span><br />
Gebelik sürecinde alınan cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gebeliğin  gidişini ve   bebeğinizin saplığını etkileyebilir.Eğer eşinizde cinsel  yolla bulaşan bir   hastalık var ise kondom kullanmak iyi bir tercihtir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Orgazm olmam, erken doğuma neden olur   mu?</strong></span><br />
Orgazm rahminizde kasılmalara neden olabilir.Bu kasılmalar ,doğum  sürecinde   hissedeceklerinizden farklıdır.Gebeliğiniz <em>yolunda giden  bir gebelik   ise </em>orgazm olmanız (cinsel ilişki veya başka yollar  ile) prematür doğuma   neden olmaz. Gebeliğin son dönemine bile olsanız,  cinsel ilişkinin doğum   eylemini tetiklemesi oldukça uzak bir  ihtimaldir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Cinsellikten sakınmanız gereken durumlar    hangileridir?</strong></span><br />
Gebelik sürecinde cinsellik genellikle emniyetli olmakla beraber, bazı    durumlarda doktorunuz cinsellikten uzak durmanızı isteyebilir.</p>
<p>- <strong>Erken doğum riskinizin artmış olduğu    durumlarda</strong><br />
- <strong>İzah edilmemiş vajinal kanamanız var   ise</strong><br />
- <strong>Amniyos sıvısı geliyor ise</strong><br />
- <strong>Rahim ağzınız erkenden açılmaya başlamış   ise (servikal  yetmezlik)</strong><br />
- <strong>Bebeğin eşi rahim ağzını kısmen veya   tamamen kapatıyor ise (  plasenta previa)</strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Cinselliği arzulamıyorsam?</strong></span><br />
Bu durumda da bir anormallikten bahsedilemez. Cinsellik kavramı sadece  cinsel   ilişkiyi içermez: eşiniz ile ihtiyaçlarınızı ve endişelerinizi  açık ve sevecen   bir tarzda paylaşın.Birbirinize sarılmanız, öpüşmeniz  veya masaj yapmanızda   oldukça tatmin edici olabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Doğumdan ne kadar sonra cinsel yaşantım   normale  döner?</strong></span><br />
İster vajinal yol ile ister sezaryen ile doğum yapın, vücudunuzun  iyileşmek için   zamana ihtiyacı vardır. Pek çok sağlık otoritesi  doğumdan sonra 4-6 haftalık bir   sürenin geçmesini önermektedir. Bu  süre içinde rahim ağzı kapanır, yırtıklar var   ise iyileşir.Kendinizi  fiziki ve ruhsal olarak hazır hissettiğinizde cinsel   yaşantınız tekrar  başlatabilirsiniz. Bu arada istenmeyen gebeliklerden korunmak   için  gerekli tedbirleri almalısınız. Bu dönemde hormonal tablonuz &#8220;menopoz&#8221;    dönemine benzer ve ilk ilişki denemelerinde acı hissedebilirsiniz.Bu  yüzden   yumuşak bir ilişki tarzı denemeli gerekirse kayganlaştırıcı  ürünler   kullanmalısınız.<br />
<a href="http://www.hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-cinsellik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gestasyonel Diyabet</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gestasyonel-diyabet.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gestasyonel-diyabet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[Sadece gebelik sırasında ortaya çıkan bir diyabet (şeker hastalığı) şeklidir (Gestasyonel diyabet). Diğer diyabet formlarında olduğu gibi bu rahatsızlık ta vücudunuzun şekeri kullanma mekanizmasındaki bir bozukluğa işaret eder. Gestasyonel diyabette oluşan kan şekerlerinin sizin açınızdan problem yaratma ihtimali azdır, fakat doğmamış bebeğinizin sağlığını tehdit edebilir. Her gebelik komplikasyonu endişe vericidir, fakat gestasyonel diyabeti;düzenli egzersiz yaparak,sağlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece gebelik   sırasında ortaya çıkan bir diyabet (şeker hastalığı)  şeklidir (Gestasyonel   diyabet). Diğer diyabet formlarında olduğu gibi  bu rahatsızlık ta vücudunuzun   şekeri kullanma mekanizmasındaki bir  bozukluğa işaret eder. Gestasyonel   diyabette oluşan kan şekerlerinin  sizin açınızdan problem yaratma ihtimali   azdır, fakat doğmamış  bebeğinizin sağlığını tehdit edebilir.</p>
<p>Her gebelik komplikasyonu endişe vericidir, fakat   gestasyonel  diyabeti;düzenli egzersiz yaparak,sağlıklı beslenerek ve gerekirse   de  ilaç kullanarak kontrol etmek mümkündür.</p>
<p>Gestasyonel diyabet   sıklıkla doğum sonrası ortadan kalkar.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>BELİRTİLER</strong></span></p>
<p>Çoğu kadında   gestasyonel diyabet herhangi bir şikayet oluşturmaz,  nadiren aşırı susama ve sık   idrara çıkma görülür.</p>
<p>Eğer mümkünse daha   gebe kalmadan doktorunuzla görüşün, böylece doktor  sizin risklerinizi   değerlendirecek ve eğer gestasyonel diyabet  açısından risk taşıyorsanız gebelik   takibinizde daha uyanık  olacaktır.Eğer gebelik sürecinde gestasyonel diyabet   gelişirse daha  sık aralıklarla doktorunuzu görmeniz gerekebilir.Bu problemin    gebeliğin son üç ayında ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir. Böyle bir  problem   teşhis edilirse doktorunuz sizi &#8220;endokrinoloji uzmanı&#8221; veya  &#8220;diyetisyen&#8221; gibi   diğer profesyonellere yönlendirebilir. Bu uzmanlar  diyabetin kontrolü açısından   size yardımcı olacaklardır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>NEDEN   OLUR?</strong></span></p>
<p>Araştırmacılar henüz   neden bazı gebelerde gestasyonel diyabet  geliştiğini tam olarak çözmüş değildir.   Konuyu kavramak açısından ,  normalde glikozun vücutta nasıl işlendiğini  bilmek   faydalı olabilir.</p>
<p>İnsülin ,pankreastan   salgılanan bir hormon olup, kandaki glikozun  hücrelere girmesini kolaylaştırıcı   bir rol oynamaktadır. Hücreye giren  glikoz da enerji kaynağı olarak kullanılır.</p>
<p>Gebelik sırasında   ,plasenta (eş) adı verilen organ , yüksek  miktarlarda değişik hormonlar   salgılar. Bu hormonların hemen hemen  hepsi,insülinin dokular üzerindeki   etkilerini azaltıcı özelliktedir.Bu  durum glikoz (şeker) moleküllerinin hücre   içine alınmasını  zorlaştırır ve kan şekeri yükselir. Gebelik sürecinde   ,yemeklerden  sonra kan şekerinizin bir miktar yükselmesi normaldir. Bebeğiniz    büyüdükçe ,plasenta giderek artan miktarlarda hormon salgılayarak ,  insülin   hormonunun işini zorlaştırır; burada fizyolojik olarak  amaçlanan annede   yükselmiş olan kan şekerinin bebeğe geçmesi ve onun  beslenmesini   kolaylaştırmasıdır. Yalnız bu olayda denge kritik bir  eşiği geçtiğinde, artık   Gestasyonel diyabetten bahsedilmeye başlanır  ve bebek için bir takım riskler   artar. Gestasyonel diyabet genellikle  gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkar,   20. gebelik haftasından önce  görülmesi nadirdir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>RİSK   FAKTÖRLERİ</strong></span></p>
<p>Her gebe kadın   gestasyonel diyabet geliştirebilir, fakat bazı kadınlar  daha fazla risk   altındadır. Bu konu ile ilgili başlıca risk  faktörleri aşağıdadır.</p>
<p>- 25 yaş üzerinde   olmak<br />
- Kişisel ve ailesel   hikaye: Yakın akrabalarınızda(anne,baba,kardeş)  diyabet olması,daha önceki   gebeliğinizde gestasyonel<br />
- Daha önce4.5 kilo üzerinde bebek doğurdu iseniz<br />
- Ölü bebek doğurdunuz ise<br />
- Fazla kilolu iseniz:   Vücut kitle endeksiniz 30 üzerinde ise. vücut  kitle endeksi hesaplamak için   bağlantıyı takip ediniz: <a href="http://sopranoguzellik.tripod.com/id6.htm">http://sopranoguzellik.tripod.com/id6.htm</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>KOMPLİKASYONLAR</strong></span></p>
<p>Gestasyonel diyabeti   olan kadınların çoğu sağlıklı bebekler  doğururlar. Fakat iyi bir şekilde kontrol   edilmemiş gestasyonel  diyabet vakalarında sizinle ve bebeğinizle ilgili   problemler  çıkabilir.</p>
<p>Gestasyonel   diyabetiniz var ise bebeğinizde aşağıdaki problemler  çıkabilir.</p>
<p>- Fazla doğum kilolu   bebek: Anne kanında fazla yükselen kan şekeri  (glikoz) plasentadan geçerek   bebeğe ulaşır, bu durumda bebeğinizin  pankreası fazla miktarda insülin   salgılamaya başlar. Bu durum  bebeğinizin fazla kilo almasına ( makrosomi) neden   olur. İri  bebeklerin doğum kanalında sıkışması, zedelenmesi ihtimali normal    kiloda olanlara göre daha fazladır.</p>
<p>- Düşük kan şekeri   (hipoglisemi) Gestasyonel diyabetli anne  bebeklerinde doğumdan sonra kan   şekerinde aşırı düşmeler görülebilir  (yükselmiş insülinden dolayı). Buna bağlı   olarak bebek havale  geçirebilir.</p>
<p>- Solunum sıkıntısı   (Respiratuar distres). Gestasyonel diyabetli  annelerin doğurduğu bebeklerde,   normal annelerinkilerden daha fazla  oranda solunum sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu   bebeklere solunumları  normale dönene kadar tıbbi yardım gerekebilir.</p>
<p>- Sarılık:Gestasyonel   diyabetli annelerin bebeklerinde sarılık oluşma  ihtimali daha fazladır.</p>
<p>- Gelişme   problemleri:Gestasyonel diyabetli annelerin bebeklerinde  motor yetenekler daha   geç gelişebilir( yürüme, atlama, denge ve  koordinasyon gerektiren aktiviteler).   Ayrıca dikkat toplama zorlukları  ve hiperaktivite de daha sık gözlenir.</p>
<p>Nadiren,kontrolsüz   gestasyonel diyabet anne karnında veya doğumdan  hemen sonra bebek ölümlerine   neden olabilir.</p>
<p>Anneyi ilgilendiren   komplikasyonlar ise;</p>
<p>- Preeklampsi:Yüksek   tansiyon ve idrarda albümin (protein) çıkması ile  karakterize olan bu durum   özellikle 20. haftadan sonra karşımıza  çıkar ve tedavi edilmediğinde anne ve   bebek hayatını tehdit edecek  boyutta sıkıntılara neden olabilir.<br />
- İdrar yolu   enfeksiyonları:gestasyonel diyabetli gebelerde, diğer  gebelerin iki katı idrar   yolu enfeksiyonu gelişir.<br />
- Şeker hastalığı:eğer   bu gebeliğinizde gestasyonel diyabet gelişti  ise daha sonraki gebeliklerinizde   de tekrarlama riski yüksektir. aynı  zamanda yaşınızın ilerlemesi ile beraber   tip2 diyabet geliştirme  şansınız yüksektir. Bu ihtimali azaltmak için yaşam   tarzınızı  düzenlemeniz ve ideal kiloya ulaşmanız yerinde olur.Bu şartlarda tip 2    diyabet geliştirme şansınız %25 in altına iner.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>TEŞHİS</strong></span></p>
<p>Doktorunuz gebeliğin   başlangıcında yapacağı ilk görüşmede sizin risk  faktörleriniz belirleyecektir.   Çoğu gebe kadında gebeliğin ortalarında  tarama testleri yapılarak durumunuz   değerlendirilecektir.</p>
<p>Bazı doktorlar 25   yaşın altında olan ve risk faktörlerini taşımayan  gebelerde tarama testi   yapmamayı tercih etseler de , çoğu doktor takip  ettikleri gebelerin tümüne   tarama testi uygularlar. Bu testler  genellikle gebeliğin 24-28. haftaları   arasında uygulanır. Eğer diyabet  açısından yüksek risk taşıyorsanız  doktorunuz   bu testleri daha erken  isteyecektir.</p>
<p>- 50g Glikoz yükleme   testi: içinde 50 g glikoz içeren bir şurubu  içmenizden 60 dakika sonra kan   şekerinizin ölçülmesi esasına dayanır.  140 mg/dL altındaki değerler normal   olarak kabul edilirler.Eğer sonuç  bu değerin üzerinde çıkarsa, doktorunuz  100 g   OGTT ( oral glikoz  tolerans testi) yaptırmanızı isteyecektir.<br />
- 100g OGTT: Bu testi   yaptırmazdan önceki gece aç kalmanız  istenecektir. Bu sefer size 100 g Glikoz   içeren bir şurup verilerek  kan şekerleriniz  her saat başında olmak üzere üç   saat süresince  ölçülecektir.Eğer bu kan şekeri ölçümlerinden en az ikisi   normalin  üzerinde çıkar ise, gestasyonel diyabet tanınız kesinleşecektir.</p>
<p>Gestasyonel diyabet   tanısı alırsanız:</p>
<p>Böyle bir durumda   doktorunuz sizi daha sık aralıklarla görmek  isteyebilir, özellikle son üç ayda   bu görüşmeler daha sık olacaktır.  Bu muayenelerde kan şekeri ölçümleriniz   tekrarlanabilir veya sizin  evde kendi kendinize kan şekerinizi ölçmeniz   istenebilir. Verilen  diyete uyduğunuz halde kan şekerinizin kontrolü istenildiği   gibi  gerçekleşmez ise insülin kullanmanız gerekebilir ( bu çok sık    gerekmemektedir). İlerleyen gebelik haftalarında bebeğinizin sağlığını    değerlendirmek açısından bir takım testleri yaptırmanız istenebilir.  Bunun   nedeni diyabetin plasentayı etkilemesi ve bebeğin oksijen ve  gıda almasını   zorlaştırmasıdır.</p>
<p>- Non stres test   (NST): Karnınıza bağlanan problar vasıtası ile  kaydedilen grafiğe bakılarak   bebeğin hareketleri ile kalp atım hızının  ilişkisi değerlendirilir. Eğer bu   ilişki istenildiği gibi değilse  bebeğin yeterli oksijen almadığının işareti   olabilir.<br />
- Biyofizik Profil   (BPP): NST ile ultrasonun birlikte kullanılması ile  yapılır. Doktor bebeğin   içinde yüzdüğü sıvının miktarı, bebeğin  hareketleri ve solunum hareketlerini   değerlendirerek bir değerlendirme  yapar. Bu skorun düşük çıkması bebeğin   sıkıntıda olduğunu düşündürür.<br />
- Bebek hareketlerinin   sayılması: Bu sayımı kendiniz evde  yapabilirsiniz.Bebek hareketlerindeki azalma   bir sıkıntının öncü  işareti olabilir.Genelde bebeğin 10 defa hareket etmesi 4-6   saatlik  bir periyot içinde gerçekleşir. Hareket sayısı daha az oluyorsa    doktorunuzla temasa geçiniz.</p>
<p>Doğumdan sonra kan   şekeri kontrolü:<br />
Doğumun üzerinden   altı hafta geçtikten sonra doktorunuz kan şekerinizi  tekrar kontrol etmek   isteyecektir. Eğer testleriniz normal çıkar ise  her üç yılda bir kan şekerinizi   yeniden kontrol ettirmeniz yerinde  olacaktır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>TEDAVİ</strong></span></p>
<p>Kan şekeri   seviyelerinizin normal sınırlarda tutulması bebeğinizin  sağlığını sürdürmek ve   doğum komplikasyonlarını azaltmak açısından  gereklidir. Bunu sağlamak için   değişik yaklaşımlarda bulunulabilir.</p>
<p>- Diyet: ;Doğru   beslenme, kan şekerinizin kontrolü açısından çok  önemlidir. Genel olarak daha   fazla sebze ve meyve tüketmeniz,tam  tahıllı ürünleri tercih etmeniz yerinde   olacaktır. Karbonhidrat  alımının ölçülü olması şeker kontrolü açısından   önemlidir. Bu konuda  yardımına başvuracağınız bir diyetisyen size yardımcı   olacak ve sizin  bünyenize uygun bir diyet programı ayarlayacaktır.<br />
- Egzersiz:Egzersiz   kan şekerinizin kontrol edilmesi açısından önemli  bir faktördür.Egzersiz kandaki   şekerin hücreler tarafından alınmasını  hızlandırırken, insülin ihtiyacını da   azaltır. Düzenli egzersiz sırt  ağrısı,kas krampları, kabızlık, uykuya dalış   zorluğu gibi sık görülen  gebelik problemlerini de azaltacaktır.<br />
- İlaçlar: diyet ve   egzersize rağmen kan şekeriniz istendiği şekilde  kontrol edilemiyorsa size   insülin başlanması gündeme gelebilir.  Gestasyonel diyabeti olan gebelerin   yaklaşık %15 de insüline başlamak  gerekmektedir. Bazı gebelerde &#8220;glyburide&#8221; gibi   ağız yolu ile verilen  bir ilacın kullanımı da gündeme gelebilir.</p>
<p>Bebeğinizin de bu   dönemde yakın takibi gerekecektir.Doktorunuz belli  aralıklar ile bebeğinizin   gelişimini monitorize edecek ve beklenen  doğum tarihi geçtiği halde doğum   başlamaz ise suni sancı ile doğumu  başlatmak yoluna başvuracaktır.Beklenen doğum   tarihinin geçmesi bu  bebekler açısından riski ciddi artırmaktadır.</p>
<p>Gebelik sırasında   gestasyonel diyabet gelişmesi daha sonraki  yaşantınızda tip2 diyabet geliştirme   riskinizi artırır. Bu yüzden  sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarınızı   sürdürmeniz  önemlidir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>ÖNLEME</strong></span></p>
<p>Gestasyonel diyabeti   engellemenin garantili bir yolu bulunmamaktadır.  Fakat gebe kalmazdan önce   aşağıdaki önerileri yerine getirmeniz doğru  olacaktır.</p>
<p>- Sağlıklı   beslenin:Kalorisi düşük , yağ içeriği az olan gıdaları  tercih ediniz. Sebze ve   meyveleri bol tüketiniz. Tam tahıl içeren  gıdaları tercih ediniz.<br />
- Daha fazla fizik   aktivite yapınız:Gebelik ve öncesinde yapılan  egzersiz gestasyonel diyabet   şansınızı azaltacaktır. Günde 30 dakika  kadar orta dereceli egzersiz yapmayı   hedefleyiniz. Tempolu yürüyüşler,  bisiklete binmek ve yüzme iyi seçeneklerdir.<br />
- Fazla kilolarınızı veriniz.Gebelik sürecinde kilo   vermeniz istenmez.  Fakat gebe kalmayı planlıyorsanız:fazla kilolardan kurtulmak   için  yeme ve egzersiz alışkanlıklarınızda  yapacağınız kalıcı değişiklikler    sizin ve doğmamış bebeğiniz için en iyi  yatırım olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gestasyonel-diyabet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Tetanos Aşısı</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-tetanos-asisi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-tetanos-asisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:59:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Sık Sorulanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Gebe iken tetanos aşısı yaptırmam gerekir mi? Gebelik takibi sürecinde , hemen hemen her gebeden duyduğumuz bu sorunun cevabı: &#8220;duruma göre değişir&#8220; dir. Tetanos genelde kirli yaralanmalarla gelişen ve öldürücü olabilen bir hastalıktır ve bu hastalıktan korunmak için mutlaka aşılanmak gerekmektedir. Normalde yeni doğan döneminden başlanmak üzere ülkemizdeki herkes tetanosa karşı aşılanmaktadır. Aşılar ilkokul, ortaokul ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff6600;">Gebe iken tetanos aşısı yaptırmam   gerekir mi?</span></p>
<p>Gebelik takibi sürecinde , hemen hemen her gebeden   duyduğumuz bu  sorunun cevabı: &#8220;<strong><em>duruma göre değişir</em></strong>&#8220; dir.</p>
<p>Tetanos genelde kirli yaralanmalarla gelişen ve   öldürücü olabilen  bir hastalıktır ve bu hastalıktan korunmak için mutlaka   aşılanmak  gerekmektedir. Normalde yeni doğan döneminden başlanmak üzere    ülkemizdeki herkes tetanosa karşı aşılanmaktadır. Aşılar ilkokul,  ortaokul ve   lise döneminde de tekrarlanmaktadır. Daha sonraki dönemde  de her 10 yılda bir   aşıyı tekrarlamak gerekmektedir. Ufak  yaralanmalarda eğer son aşının üzerinden 5   yıl geçmiş ise tekrar  (rapel) dozu yapılmaktadır.</p>
<p>Gebelerde tetanos aşısının üzerinde ısrarla   durulmasının nedeni;  özellikle kırsal kesimde uygunsuz ortamlarda gerçekleşecek   doğumlarda,  göbek kordonunun uygun olmayan aletlerle kesilmesi ve göbek   bakımının  iyi olmaması durumunda ,yeni doğanda tetanos gelişmesi ve bebek    kayıplarının olmasıdır.</p>
<p>Ülkemizdeki sağlık ocaklarında, gebelere aşı   yaptırmaları otomatik  olarak söylenmektedir.Bu tıbbi olarak doğru bir yaklaşım    değildir.Doğru olan kişinin daha önceki aşılanma durumuna göre  yaklaşımda   bulunmaktır.</p>
<p>- Eğer söz konusu gebe hayatı boyunca hiç  tetanos   aşısı olmamış ise  3 doz aşı ile tam korunma altına  alınmalıdır.</p>
<p>- Eğer son tetanos aşısının üzerinden 10 yıldan fazla   geçmiş  ise:tek doz aşı 20. gebelik haftasından sonra yapılarak bağışıklığın    devamı sağlanmalıdır.</p>
<p>- Eğer son kez ne zaman aşı yapıldığı bilinmiyorsa o   zaman tek doz  aşı ile bağışıklığın devamı sağlanmalıdır.</p>
<p>- Son 10 yıl içinde   tetanos aşısı yaptırdınız  ise aşı olmanıza gerek yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-tetanos-asisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amniyosentez</title>
		<link>http://hsenyurt.com/amniyosentez.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/amniyosentez.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Bebeğin anne karnında iken, içinde bulunduğu sıvıdan ( amniyos sıvısı) bir miktarın inceleme amacı ile alınması işlemidir. Bu sıvının içinde, bebekten dökülen hücreler ve bebeğin çıkardığı bir takım maddeler bulunur. Amniyosentezin ne amaçla yapıldığına göre değişmek üzere bu hücreler ve maddeler üzerinde değişik incelemeler yapılabilir. Genetik inceleme amacı ile yapılan genetik amniyosentezde alınan sıvıdaki hücreler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeğin anne karnında iken, içinde bulunduğu  sıvıdan ( amniyos sıvısı) bir   miktarın inceleme amacı ile alınması  işlemidir. Bu sıvının içinde, bebekten   dökülen hücreler ve bebeğin  çıkardığı bir takım maddeler bulunur. Amniyosentezin   ne amaçla  yapıldığına göre değişmek üzere bu hücreler ve maddeler üzerinde    değişik incelemeler yapılabilir.<img class="alignright size-full wp-image-294" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="amniocentesis" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/amniocentesis.jpg" alt="" width="211" height="194" /></p>
<p>Genetik inceleme amacı ile yapılan genetik  amniyosentezde alınan sıvıdaki   hücreler çoğaltılarak bebeğin kromozom yapısı ortaya konur. Matürite   amniyosentezinde ise, alınan sıvıda  yoğunluğu ölçülen bir takım maddelerin   seviyesine göre bebeğin  akciğerlerinin yeterince gelişip gelişmediği konusunda   karar verilir  ve buna göre doğum kararı alınır veya ertelenir. Bazı durumlarda   ise  amniyosentez bebekte bazı hastalıkların olup olmadığını anlamak için    yapılır. Nadiren amniyosentez, amniyos sıvısının hacmini azaltmak için  yapılır.</p>
<p>Bu konudaki video sunumu için aşağıdaki bağlantıyı takip ediniz.</p>
<p><a href="http://video.google.com/videoplay?docid=929490815257462516" target="_blank">video.google.com/videoplay</a></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Genetik Amniyosentez</strong></span></p>
<p>Bebeğinizin genetik yapısı ile ilgili bilgi almak için yapılır. Genelde    gebeliğin 15. haftasından sonra uygulanır, nadiren 11 hafta gibi erken    haftalarda da uygulanabilir. Aşağıdaki durumlarda size amniyosentez  önerilebilir.</p>
<p>- Tarama testlerinde (ikili test, üçlü test gibi) yüksek risk rapor  edilmiş ise   (genelde 1/250 üzeri risk yüksek kabul edilir) kesin tanı  için önerilir.</p>
<p>- Daha önceki gebeliğinizde kromozom anomalisi veya nöral tüp defekti  tespit   edilmiş ise ( beyin veya sinir dokusunun ciddi bir dizi  anormalliği) bu   gebeliğinizde yüksek risklidir.</p>
<p>- Yakın zamana kadar   (2007 sonu),35 yaş ve üzerinde olanlara, Down  sendromu tanısı açısından direkt   olarak amniyosentez önerilirken,  Günümüzde tarama testlerindeki gelişmeler   nedeniyle, bu gruptaki  gebelerin yüksek riskli çıkanlarına amniyosentez   önerilmektedir.</p>
<p>- Sizde, eşinizde veya ailelerinizde bilinen bir genetik hastalık var  ise   amniyosentez önerilir. Örneğin kistik fibrozis, hemofili, orak  hücreli anemi.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Matürite Amniyosentezi</strong></span></p>
<p>Bebeğin akciğerlerinin doğum için hazır olup olmadığını anlamak için  yapılır.   32-39. gebelik haftalar arasında bazı riskli gebelik  durumlarında doğum kararını   alma veya erteleme konusunda yardımcı  olmak üzere yapılır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Diğer amniyosentez nedenleri</strong></span></p>
<p>Nadiren bebekte bazı mikrobik hastalıkların olup olmadığını anlamak  için,   bazense kan uyuşmazlığı olan bebeklerde, bebeğin durumunun  değerlendirilmesi   için yapılır.</p>
<p>Bazı problemli gebeliklerde rahmin içinde çok fazla amniyos sıvısı  olabilir, bu   durumun annede yarattığı sıkıntıları ( soluk alıp vermede  ki sıkıntı gibi)   azaltmak için amniyosentez yapılıp anneyi  rahatlatacak şekilde sıvı   boşaltılabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Riskler</strong></span></p>
<p>Amniyosentez çeşitli riskler içeren bir işlemdir. Bunların başlıcaları    aşağıdadır:<br />
<span style="color: #ff6600;"><strong>Düşük:</strong> </span>Özellikle erken gebelik  haftalarında yapıldığında bu ihtimal daha fazla   gerçekleşmektedir.  Yıllar boyunca düşük riski 1/200 olarak kabul edilmiştir.   Fakat bu gün  artık risk 1/300 &#8211; 1/500   arasında kabul  edilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Rahimde kramplar ve Vajinal kanama</strong>:</span> Bazı kadınlarda Amniyosentez sonrası rahimde kasılmalar olabilmekte  bazı   kadınlar ise az miktarda Vajinal kanama olduğunu bildirmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>İğne ile olan zedelenme</strong>:</span> İşlem sırasında iğnenin bebeğin vücuduna saplanması ve buna bağlı  zedelenmeler   çok nadirdir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Amniyos sıvı sızıntısı</strong>: </span>Amniyosentezden sonra nadiren amniyos sıvısının Vajinal yoldan sızdığı  görülür.   Amniyos sıvısındaki sızıntı kesildiği takdirde gebelik  problemsiz devam eder.<br />
<strong><br />
<span style="color: #ff6600;">Annede Rh hassaslaşması</span></strong><span style="color: #ff6600;">: </span>Rh (-) bir kadına Amniyosentez yapıldığında,  eğer bebeği Rh(+) ise anne   dolaşımına geçecek bebeğe ait kan hücreleri  annenin antikor oluşturmasını   tetikleyebilir. Bu nedenle rh(-)  kadınlara Amniyosentez yapıldığında Anti-D   yapılması gerekir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Enfeksiyon:</strong></span> Çok nadiren amniyosentez  rahimde enfeksiyona neden olabilir.</p>
<p>Genetik amniyosentez ancak, test sonuçları yüksek risk rapor ettiğinde  veya   yaşınız 35 üzerinde ise size önerilecektir. Bu durumda  amniyosentez konusunda   karar vermeden önce hekiminizle mutlaka  konuşarak kafanızdaki soruların   aydınlanmasını sağlamalısınız.</p>
<p>Maturite amniyosentezi, gebeliğin daha ileri haftalarında yapıldığı  için işlemin   doğumu tetiklemesi ihtimali çok fazla problem yaratmaz.</p>
<p>- Amniyosentezden sonra ateşinizin çıkması<br />
- Vajinal kanamanızın olması<br />
- Rahminizdeki kasılmaların birkaç saatten uzun sürmesi halinde mutlaka    doktorunuzu arayınız.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Amniyosentez nasıl yapılır ve neler    beklemeliyim?</strong></span></p>
<p>Doktorunuz ilk adım olarak ultrason incelemesi yaparak bebeğin  rahminizdeki   pozisyonunu ve plasentanın yerleşim yerini  belirleyecektir. Bu işlem siz muayene   masasında sırt üstü pozisyonda  yatarken ve karnınız açık olarak yapılacaktır.</p>
<p>Bebeğin ve plasentanın yeri belirlendikten sonra operasyon sahası mikrop  kırıcı   ilaçlarla silinecektir.<img class="alignright size-full wp-image-295" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="amniyosentez" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/amniyosentez.jpg" alt="" width="270" height="222" /></p>
<p>Son aşamada ise bu işlem için kullanılan özel bir  iğne ultrason görüntülemesi   eşliğinde karın duvarı ve rahmin çeperi geçilerek bebeğin içinde yüzdüğü amniyos   kesesine kadar ilerletilip   bir miktar sıvı ( 10-15 cc civarında) alınarak işlem   tamamlanır. Bu  sıvı amniyosentezin ne amaçla yapıldığına göre genetik   laboratuarı,  biyokimya laboratuarı veya mikrobiyoloji laboratuarına yollanır.</p>
<p>İşlem sırasında fazla kıpırdamadan sırtüstü yatmanız istenecektir. İşlem  için   genellikle anestezi uygulanmaz, iğne cildinizden geçerken hafif  bir batma hissi   duyabilirsiniz, iğne rahminize girerken rahminizde bir  kasılma olabilir. İşlemin   tamamı yaklaşık 30-45 dakika sürer, bu  sürenin çoğu ultrason incelemesi için   harcanan zamandır. Amniyos  kesesinden alınan sıvı herhangi bir problem yaratmaz   çok kısa bir  sürede yerine konulur</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>İşlemden   sonra:</strong></span><br />
İşlem sonrası bir süre istirahat etmeniz   istenecektir. Bu sırada  rahminizde kasılmalar hissedebilirsiniz ve bir miktar da   vajinal  kanama olabilir.  Dinlenme süresi sonunda doktorunuz bebeğinizi tekrar    ultrasonla değerlendirecek ve her şey yolunda ise evinize gitmenize  izin   verecektir. İşlem sonrası gün, normal günlük işlerinize  dönebilirsiniz.</p>
<p>Amniyosentez hakkındaki animasyonu izlemek için aşağıdaki bağlantıyı  takip   ediniz.<br />
<a href="http://video.about.com/pregnancy/Amniocentesis.htm" target="_blank">http://video.about.com/pregnancy/Amniocentesis.htm</a></p>
<p>Genetik tanı nedeni ile yapılacak amniyosentezde kesin sonuç  yaklaşık üç hafta   sonra çıkar, 2-3 gün içinde %95 güvenilirlikle  neticeyi almak isterseniz alınan   sıvının FISH metodu ile incelenmesini  istemelisiniz.</p>
<p>Matürite amniyosentezinin neticesi saatler içinde alınır ve  doktorunuz doğuma   geçip geçmeme konusunda kararını netleştirebilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Netice:</strong></span></p>
<p>Genetik tanı amacı ile yapılan amniyosentez sonuçları son derece  güvenilir olup   araştırılan genetik problemin<br />
(örneğin DOWN sendromu) mevcut olup olmadığını   kesin olarak ortaya  koyar.</p>
<p>Amniyosentez bütün doğumsal hastalıkları teşhis    etmeye yaramaz; örneğin doğumsal kalp anomalilerini, yarık damak,  yarık dudak   gibi rahatsızlıklar amniyosentez ile teşhis edilemezler.</p>
<p>Amniyosentez sonucu bebeğinizde kromozomal veya tedavi edilemez  kalıtsal bir   hastalığı olduğu teşhis edilirse, sizden çok zor bir  konuda karar vermeniz   istenecektir. Gebelik devam etsin mi etmesin mi?  Bu konuda doktorunuz ve diğer   sağlık çalışanları size gerekli desteği  vereceklerdir.</p>
<p>Muayenehanemde bir ikiz gebeliğe yaptığım    amniosentezin video kaydı için aşağıdaki bağlantıyı takip ediniz. Bu  video   kaydında ilk önce ekranın sol üst tarafından ilerleyen iğnenin  ilk bebeğin su   kesesine girişi görülüyor, bu keseden sıvı alındıktan  sonra iğne ilerletilip   ikinci bebeğin su kesesine giriyor ve ikinci  keseden de sıvı alınıyor.</p>
<p><a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-2719374987015895081&amp;ei=Ju_tSfbTDMX3-AbswNiuDg&amp;q=h%C3%BCseyin+%C5%9Fenyurt" target="_blank">video</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/amniyosentez.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Uyuşmazlığı</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kan-uyusmazligi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kan-uyusmazligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:52:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[Rh Uyuşmazlığı  (Kan Uyuşmazlığı) İnsan vücudundaki her hücrenin dış yüzünde, o hücrenin adeta kimliğini belirleyen bir takım işaretler vardır. Bu işaretler sayesinde, vücudun bağışıklık sistemi kendinden olan hücrelerle kendinden olmayan yabancı hücreleri ayırt edip yabancı hücreleri yok etmek için gerekli işlemleri yapabilir. Bu işaretlerin tıptaki genel adı antijendir. Kan hücrelerinin yüzeyinde de yüzlerce değişik tipte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff6600;">Rh Uyuşmazlığı  (Kan  Uyuşmazlığı)</span></strong></p>
<p>İnsan vücudundaki her hücrenin dış yüzünde, o hücrenin adeta  kimliğini   belirleyen bir takım i<img class="alignright size-full wp-image-287" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="11111" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/11111.jpg" alt="" width="283" height="186" />şaretler vardır. Bu işaretler  sayesinde, vücudun   bağışıklık sistemi kendinden olan hücrelerle  kendinden olmayan yabancı hücreleri   ayırt edip yabancı hücreleri yok  etmek için gerekli işlemleri yapabilir. Bu   işaretlerin tıptaki genel  adı antijendir. Kan hücrelerinin yüzeyinde de yüzlerce   değişik tipte  antijen bulunur. Bunların en önemlileri <strong>ABO</strong> kan grubuna  ait <strong>A</strong> ve <strong>B</strong> antijenleridir. Eğer bir  kişinin kan hücrelerinde sadece A   antijeni var ise kan grubu <strong>A</strong> olarak belirlenir aynı mantıkla <strong>B</strong> antijeni olanlar B  grubu, hem A hem de B antijeni olanlar AB grubu olarak belirlenirken,  bu antijenleri hücre yüzeyinde barındırmayan kişiler <strong>O</strong> grubu olarak sınıflanırlar.</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;">Şekil 1 ABO KAN GRUBU SİSTEMİ</p>
<p>Diğer önemli bir kan grubu sistemi de <strong>Rh</strong> sistemidir. Aynı ABO kan grubu   sisteminde olduğu gibi Rh antijenini  hücre yüzeyinde taşıyanlar <strong>Rh+</strong> olarak sınıflanırken, bu  antijeni taşımayanlar <strong>Rh-</strong> olarak sınıflanırlar.    Genel olarak toplumun %85 i Rh+,  %15 i Rh&#8217;tir. Bu oranlar ülkeden  ülkeye bir   miktar değişiklik gösterebilmektedir.</p>
<div>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-288" title="2222" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/2222.jpg" alt="" width="429" height="293" /></p>
<p>Gebelik takibinizin bir parçası olarak kan  grubunuz tespit edilecektir. Eğer   sizin kan grubunuz Rh+ ve eşiniz Rh +  ise bu durumda bebeğinizin de  Rh+ olma   ihtimali vardır.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Kan   grubunuz Rh- ve gebe iseniz neler  olabilir?</strong></span><br />
Kan grubunuz   Rh-  ise ve Rh+ bir bebeğin kanından çok az bir miktar  sizin kanınıza karışacak   olursa, bağışıklık sisteminiz  Rh  antijenini  yok edecek antikorlar oluşturmaya   başlayacaktır. Oluşan bu antikorlar  plasentayı geçerek karnınızdaki bebeğin kan   hücrelerini yok etme  kabiliyetindedirler.  Bu süreç bir kere başladığı zaman   bebeğin kan  hücreleri giderek tahrip olur ve kansızlık başlar. Bu sürecin   sonunda  bebek daha anne karnında iken  beyin hasarından , bebeğin ölümüne kadar    giden ciddiyette rahatsızlıklar ortaya  çıkabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-289" title="33333" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/33333.jpg" alt="" width="162" height="164" /><img class="size-full wp-image-290 alignleft" title="44" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/44.jpg" alt="" width="159" height="163" /></p>
<p><img class="size-full wp-image-291 alignleft" title="55" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/55.jpg" alt="" width="154" height="164" /><span style="color: #ff6600;"><strong>Rh <strong>Rh+</strong> bebek kanı ile karşılaşması  genellikle aşağıdaki   durumlarda olur.</strong></span></p>
<p><strong>-</strong> Düşük<br />
- Kürtaj ( istenmeyen gebeliğin sonlandırılması)<br />
- Dış gebelik<br />
- Koryon  villus örneklemesi sırasında<br />
- Amniosentez yapılırken<br />
- Gebelik sürecinde yaşanan kanamalar sırasında<br />
- Gebelik sırasında , özellikle son aylarda karına alınan şiddetli  darbeler<br />
- Vajinal doğum<br />
- Sezaryen ile doğum</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><strong>Problemler Nasıl Önlenebilir?</strong></span><br />
</strong>Öncelikle sizin ve eşinizin kan grubunun doğru şekilde bilinmesi  gerekir.</p>
<p>Daha önceden gebelik ve gebelikle ilgili problemler yaşamış iseniz;  antikor   oluşturup oluşturmadığınızı anlamak için sizden Endirekt  Coombs testi   istenecektir. Bu testin normalde (-) çıkması gerekir.  Eğer (+) çıkıyorsa o zaman   bağışıklık sisteminiz Rh antijenine karşı  antikor oluşturmaya başlamış demektir.</p>
<p>Vücudunuzun Rh antijeni ile karşılaşma şansının fazla olduğu bilinen  durumlarda   Anti-D denilen ilacın yapılarak. Bağışıklık sisteminizin  uyarılması   engellenmelidir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><strong>Anti-D ne   zaman yapılmalıdır</strong></span><br />
</strong>Anti-D gebelik sırasında ve doğumdan sonra kullanılır.Eğer bir gebe  kadın Rh-   kan grubuna sahipse ve sensitize olmamış ise: yani Rh  antijeni ile tanışıp   antikor oluşturmaya başlamamış ise ( bir başka  deyişle endirekt Coombs testi (-)   ise )  gebeliğin 28. Haftası  civarında Anti-D uygulaması yapılarak (kalçadan   enjeksiyon şeklinde  uygulanır)  gebeliğin geri kalan haftalarında sensitize olma   şansı  azaltılır. Beklenen doğum tarihi geçtiği halde doğum gerçekleşmemiş ise    doktorunuz bir doz daha Anti-D yapılmasını uygun  görebilir.</p>
<p>Doğumda bebeğin kan grubuna bakılarak  Rh+ olması durumunda tekrar  Anti-D   uygulaması yapılır. Bu ikinci doz doğum olayı sırasında anneye  geçen , bebeğe   ait kan hücrelerinin annenin bağışıklık sistemini  uyarmasını engeller.</p>
<p>Gebelik sırasında  ve doğumu takiben yapılan bu uygulamalar sadece o  gebelikte   oluşabilecek sensitizasyonu önler, daha sonraki gebeliklere  bir etkisi olmaz. Bu   yüzden takip eden her gebelikte bu prosedürler  aynen uygulanmalıdır.</p>
<p>Rh- bir kadında düşük, dış gebelik veya isteğe bağlı tahliye kürtaj  işlemleri   yapıldığında antikor oluşma ihtimalini azaltmak için Anti-D  mutlaka yapılmalıdır.</p>
<p>Bir diğer durumda amniosentezdir. Bu işlem sırasında da bebeğe ait kan  hücreleri   annenin dolaşım sistemine geçebilir. Bu  da  antikor  oluşumunu başlatabilir. Bu   yüzden amniosentezden sonra da Anti-D  yapılmalıdır.</p>
<p>Sezaryen ile yapılan doğum esnasında tüplerini bağlatan Rh- anneye  bebeği Rh+   ise Anti-D mutlaka yapılmalıdır. Çünkü ileride aynı kadın  tüplerinin yeniden   açılmasını isteyebilir veya %0,1 ihtimalle de olsa   tüp bağlanması işlemi   başarısız olup  tekrar gebe kalınması söz  konusu olabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff6600;"><strong>Antikor   oluşmuş ise ne olur?</strong></span><br />
</strong>Bir kadın Rh antijenine karşı antikor oluşturmaya başladıktan sonra  yapılacak   Anti-D iğnesinin bir faydası olmaz. Böyle bir gebelikte anne  karnındaki fetüs   yakından takip edilir ve eğer etkilenme belirtileri  görülür ise etkilenmenin   derecesine ve içinde bulunulan gebelik  haftasın göre değişik yollar izlenebilir.</p>
<p>1- Anne karnında kan nakli yapılıp bebeğin biraz daha büyümesi  beklenebilir.<br />
2- Bebek erken doğurtulup, doğduktan sonra kanı değiştirilip tedavi  edilmeye   çalışılır.<br />
3- Çok ağır etkilenme belirtisi olmayanlar beklenen doğum tarihine  kadar anne   karnında takip edilebilir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kan-uyusmazligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antifospolipit Sendromu</title>
		<link>http://hsenyurt.com/antifospolipit-sendromu.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/antifospolipit-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=283</guid>
		<description><![CDATA[Bu sendrom atardamar ve toplardamarlarda pıhtılar oluşmasına ve bazen hayatı tehdit edebilecek problemler oluşumuna neden olabilecek bir durumdur. Antifosfolipit sendromuna bağlı oluşan pıhtılar bacaklardaki damarlarda oluşabileceği gibi böbrek,akciğer gibi iç organlarda da oluşabilir. Beyindeki damarlarda oluşabilecek bir pıhtı felçle sonuçlanabilir. Antifosfolipit sendromunda , vücudun bağışıklık sistemi kandaki bazı proteinlere karşı antikorlar ( yok edici maddeler) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu   sendrom atardamar ve toplardamarlarda  pıhtılar oluşmasına ve bazen hayatı tehdit   edebilecek problemler  oluşumuna neden olabilecek bir durumdur.     Antifosfolipit sendromuna bağlı oluşan pıhtılar   bacaklardaki  damarlarda oluşabileceği gibi böbrek,akciğer gibi iç organlarda da    oluşabilir. Beyindeki damarlarda oluşabilecek bir pıhtı felçle    sonuçlanabilir.     Antifosfolipit sendromunda , vücudun bağışıklık sistemi   kandaki  bazı proteinlere karşı antikorlar ( yok edici maddeler) oluşturur. Bu    antikorların söz konusu protein moleküllerini tahrip etmesi sonucu  yukarıda   bahsedilen problemler ortaya çıkar.Yani vücudun savunması ile  görevli bir   sistemin yanlış çalışması sonucu vücut zarar görmeye  başlar.     Antifosfolipit sendromunun kökten tedavisi    bulunmamaktadır.Yapılacak tedaviler kan pıhtısı oluşturma riskini  azaltmaya   yöneliktir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Belirtiler</strong></span></p>
<p>Antifosfolipit sendromundaki belirtiler pıhtıların   nerede  oluştuğuna ve oradan kopan pıhtıların gidip nereye yerleştiği (emboli)    ile ilgilidir.<br />
- Bacak damarlarında pıhtılar oluşabilir<br />
- Pıhtılar akciğerlere taşınırsa ,akciğer   embolisinden söz edilir<br />
- Tekrarlayan düşükler veya ölü doğumlar ve diğer   gebelik  komplikasyonları örneğin erken doğum veya gebelikte yüksek tansiyon    oluşturabilir<br />
- İnme görülebilir</p>
<p><span style="color: #ff6600;">Daha az sıklıkla ise                                                                                                                                   <img class="alignright size-full wp-image-284" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="livedo_reticularis" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/livedo_reticularis.jpg" alt="" width="164" height="175" /></span></p>
<p>- Nörolojik belirtiler görülebilir:Kronik baş    ağrıları,demans (bunama), havale geçirme söz konusu olabilir.<br />
- Ciltte döküntü:Bazı hastalarda el bilekleri ve   dizde ağ benzeri  bir görüntüsü olan kırmızı bir döküntü görülebilir. (livedo reticularis)<br />
- Kalp damar hastalıkları:Antifosfolipit sendromu   olan hastaların  1/3 de kalp kapaklarında şekil bozuklukları ve buna bağlı   fonksiyon  bozuklukları gelişir.Bu bozukluklar en çok Mitral ve aort kapaklarında    görülür.<br />
- Kanama:Bazı hastalarda trombosit (kan   pıhtılaşmasında rol  oynayan küçük kan hücreleri) sayıları düşüş gösterir ve buna   bağlı  olarak özellikle burun kanamaları, diş eti kanamaları veya ciltte minik    kanama odakları (peteşi)görülebilir.</p>
<p>- Kol ,bacak ve gövdede istem dışı hareketler  (chorea)<br />
- Hafıza problemleri<br />
- Ani işitme kaybı<br />
- Ruh sağlığı ile ilgili problemler;örneğin   depresyon,psikoz</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Ne zaman Doktora   başvurmalısınız?</strong></span></p>
<p>Zaten şu anda da otoimmün bir hastalığınız var ise   ,antifosfolipit  antikorların araştırılıp araştırılmaması gerektiğini doktorunuza    sorunuz.</p>
<p>- Kol veya bacakta şişlik:Özellikle toplar   damarlarınız; kızarmış,  şiş ve hassas ise doktorunuzu arayınız.Damarlardaki bu   bulgulara  ilave olarak yüksek ateş ve nefes darlığı da var ise bu durum   &#8220;<em>derin  ven trombozu</em>&#8221; denilen ciddi bir durumun belirtisi    olabilir.Bacaklarınızda oluşan pıhtı akciğerlerinize giderek çok ciddi    problemlere yol açabilir ,derhal ACİL yardım arayınız.        &#8211; Gebeliğin ilk 20 haftasında vajinal kanama veya    lekelenme:Gebeliğin erken haftalarında bu tip şikayetler sık görülmekle    beraber,eğer öz geçmişinizde tekrarlayan gebelik kayıpları veya ciddi  gebelik   komplikasyonları var ise bu antifosfolipit antikorların  araştırılması sizin için   uygun olabilir.</p>
<p>Eğer antifosfolipit sendromunuz var ve gebe kalmayı   düşünüyorsanız  sizin için değişik tedavi seçenekleri söz konusudur, bu konuyu   kadın  doğum doktorunuzla konuşmanız yerinde olacaktır.</p>
<p>Aşağıdaki durumlarda acil yardım aramanız doğru   olur:<br />
- İnme belirtilerinin çıkması:yüzünüzde,kol veya bacaklarınızda ani  uyuşukluk,güç kaybı oluşması;konuşma zorluğu ,konuşulanları anlama  zorluğu,ani görme bozuklukları,şiddetli başağrısı ve baş dönmesi.<br />
- Akciğer embolisi belirtileri: Ani gelişen nefes   darlığı,göğüs  ağrısı, kanlı karışık balgamla birlikte gelen öksürük nöbetleri.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Neden   Olur?</strong></span></p>
<p>Fosfolipitlerin rolü:<br />
Vücutta bir kanama olduğunda , vücut bu kanamayı   pıhtılaşma  mekanizmalarını devreye sokarak durdurur.Pıhtılaşma kompleks bir    mekanizmadır ve bir dizi birbiriyle bağlantılı basamak içerir.Her  basamakta rol   alan bir dizi pıhtılaşma faktörü söz konusudur.  Fosfolipitler pıhtılaşma   mekanizmasında rol oynayan moleküllerin  yapısında ve hücre zarlarının bünyesinde   bulunmaktadır.Fosfolipitlere  karşı antikor geliştiğinde; bu antikorlar ya direkt   olarak bu  molekülleri veya kanınızda bulunup hücre çeperindeki fosfolipitlere    tutunan molekülleri tahrip ederler.</p>
<p>Klasifikasyon:<br />
Antifosfolipit sendromu iki ana başlık halinde   klasifiye edilir</p>
<p>- Primer: Başka bir otoimmün rahatsızlığınız yoksa   (örneğin sistemik  lupus eritomatozis gibi) bu gruba girersiniz.<br />
- Sekonder :Lupus veya başka bir otoimmün   hastalığınız var ise  sekonder antifosfolipit sendromundan bahsedilir.</p>
<p>Primer antifosfolipit sendromunun nedeni   bilinmemektedir.Fakat  antifosfolipit antikorlarının gelişimini tetikleyen bazı   faktörler  bilinmektedir. Bunlar;</p>
<p>- Enfeksiyonlar:Sifiliz(frengi),HIV   enfeksiyonu,hepatit -C ve malarya  (sıtma) bu antikorların gelişimini   tetikleyebilmektedir.<br />
- İlaçlar: Bazı ilaçlar bu sendromu   tetikleyebilmektedir.Örneğin  hidralazin (bir yüksek tansiyon ilacı),fenitoin   (sara  ilacı),amoxicillin (antibiyotik) böyle bir süreci başlatabilmektedir.<br />
- Genetik yatkınlık:Antifosfolipit sendromu kalıtsal   olmamakla  beraber,yakınlarında bu hastalık görülenlerde daha sık    görülebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Risk Faktörleri</strong></span></p>
<p>Antifosfolipit sendromu için başlıca risk   faktörleri aşağıda  sıralanmıştır:<br />
- Lupus,Sjogren sendromu gibi rahatsızlıkların   bulunması<br />
- Sifiliz,hepatit-c enfeksiyonların olması<br />
- Hidralazin gibi ilaçların alınması<br />
- Aile bireylerinden birinde antifosfolipit sendromu   olması</p>
<p>Antifosfolipit sendromu özellikle orta yaşlı   kadınlarda görülmekle  beraber, herhangi bir yaşta ve erkeklerde de   görülebilmektedir.</p>
<p>Belirtilerin ortaya çıkması için risk faktörleri:<br />
Antifosfolipit sendromu olduğu halde hiç bir   belirti  oluşayabilir.Fakat böyle bir kişide aşağıdaki durumlar belirtilerin    ortaya çıkmasını tetikleyebilir.</p>
<p>- Gebe kalmak<br />
- Uzun süre hareketsiz kalmak (örneğin uzun bir   yolculuk)<br />
- Ameliyat olmak<br />
- Sigara içmek<br />
- Yüksek tansiyon ve yüksek kolestrol<br />
- Doğum kontrol hapı kullanmak</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Komplikasyonlar</strong></span></p>
<p>Oluşan pıhtının hangi organda oluştuğu ile ilgili   olarak değişik  problemler oluşabilmektedir.Tedavi edilmemiş antifosfolipit   sendromu  ciddi ve kalıcı zararlara ve hatta ölüme neden olabilir. Oluşabilecek    komplikasyonların başlıcaları</p>
<p>- Böbrek yetmezliği:Böbreklere giden kan akımının   azalmasından  kaynaklanır.<br />
- İnme:Beynin bir kısmına giden kan akımının   engellenmesi veya  azalması sonucu oluşur. Tutulan bölgeye göre değişik nörolojik    problemler oluşur.Felç,kısmi felçler,konuşma zorluğu gibi belirtiler  görülebilir.<br />
- Kardiyovasküler problemler:Bacaklarınızdaki   toplardamarlarda pıhtı  oluşur ise bu pıhtılar toplardamarın içindeki kapak   mekanizmalarının  bozulmasına yol açabilir.Bu durumda kronik venöz yetmezlik   tablosu  ortaya çıkarak ayaklarınızda ve bacaklarınızda şişme, morarma gibi    belirtilerin oluşmasına neden olur.Eğer bacak damarlarında oluşan  pıhtılar   koparak damar boyunca ilerler ise kalp ve akciğerlerinizde  problemler   oluşturabilir.<br />
- Akciğer problemleri:Oluşan pıhtıların damarları   tıkaması sonucu  akciğer damarlarında yüksek tansiyon (pulmoner hipertansiyon)    gelişebilir.<br />
- Gebelik komplikasyonları:düşükler,ölü   doğumlar,prematür doğumlar ve  gebelik sırasında annede ciddi tansiyon   yükselmeleri;(preeklampsi)  oluşabilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Testler ve teşhis</strong></span></p>
<p>Tekrarlayan tromboz (kan pıhtılaşması) veya gebelik   kayıplarınız var  ise ; doktorunuz isteyeceği testler ile antifosfolipit   sendromuna  neden olan antikorların sizde var olup olmadığını    araştıracaktır.Teşhisi doğrulamak açısından 12 hafta sonra tekrarlanan  testlerin   de antikor varlığını göstermesi gerekir. Yani teşhis için  tek bir kez antikor   varlığının gösterilmesi yeterli değildir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Tedavi</strong></span></p>
<p>Genelde kullanılan tedavi kanın pıhtılaşma   eğilimini azaltan düşük doz  aspirin veya benzeri ilaçların verilmesidir.Eğer   tromboz ( damarlarda  pıhtı oluşumu) yaşamış iseniz ilk yaklaşım olarak heparin   ve warfarin  gibi ilaçlar başlanır.Heparin başlangıç tedavisi olarak verildikten    bir süre sonra kesilir.Warfarin (Coumadin) ise genellikle ömür boyu  verilmeye   devam edilir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Gebelik sırasında tedavi</strong>:</span></p>
<p>Gebelik sırasında tedavi komplekstir.Tedavi   pahalıdır,düzenli  enjeksiyonlar yapılmasını gerektirir ve ciddi yan etki   riskleri taşır.</p>
<p>- Heparin:Yakın zamana kadar, damar yolu ile   verilmesi gereken ve  yakından monitörize edilmesi gereken bu ilacın yeni   formları  -enoxaparin ve dalteparin düşük moleküler ağırlıklı heparin olarak    bilinirler ve hastanın kendi kendine enjekte edebileceği  formdadırlar.Heparin   kullanımı gebelikte emniyetli olarak kabul  edilmektedir.<br />
- Warfarin (Coumadin):Ağızdan alınan hap şeklinde bir   ilaçtır, bu  yüzden kullanımı daha kolaydır.Nadiren doğumsal sakatlıklara yol    açabildiğinden gebelikte çok özel durumlar dışında tercih edilen bir  ilaç   değildir.</p>
<p>Gebelik sırasında yapılan antikoagülan (kanı   sulandırıcı) tedavi  komplike bir tedavi olmakla beraber antifosfolipit   sendromuna bağlı  düşükleri önleyebilmek konusunda başarılıdır.</p>
<p>Böyle bir tedavi sizin için uygun görüldüğünde   doktorunuz kanın  pıhtılaşma kabiliyetini ölçen testleri periyodik olarak   isteyecektir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong>Yaşam tarzı   değişiklikleri</strong></span></p>
<p>Antifosfolipit sendromunuz var ise ve kan   sulandırıcı ilaçlar  kullanmak durumunda iseniz, bazı önlemleri almanız yerinde   olacaktır.<br />
- Kişilerin direkt olarak karşı karşıya geldiği   sporlardan kaçının  (futbol,basketbol vs) böylece düşme,çarpma gibi olaylar   sonucu  oluşabilecek kanamalardan kaçınmış olursunuz.<br />
- Yumuşak diş fırçaları kullanın     &#8211; Elektrikli traş makinalarını tercih edin<br />
- Bıçak,makas ve benzeri keskin aletleri kullanırken   dikkatli olun</p>
<p>Antifosfolipit sendromunuz var fakat kan   sulandırıcı tedavi  almıyorsanız;<br />
- Doktora gittiğinizde mutlaka durumunuzu   belirtin.<br />
- Hareket kabiliyetinizin kısıtlandığı durumlarda   (ameliyat gibi)  bacaklarınızda pıhtı oluşmaması için gerekli önlemlerin   alınabilmesi  için doktorunuzu uyarın.<br />
- Kalp krizi ve inme riskinizin azalması için   kolesterol seviyenizi  düşürün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/antifospolipit-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Röntgen Çekilir mi?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-rontgen-cekilir-mi-2.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-rontgen-cekilir-mi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Sık Sorulanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Yukarıdaki   veya &#8220;gebe olduğumu bilmeden röntgen çektirdim, bir şey olur mu?&#8221; türünden sorular, kadın doğum hekimlerinin sıklıkla cevaplamak zorunda kaldıklarındandır. Konunun detaylarına girmezden önce  rahatlamanız açısından şunu söyleyelim: Çektirmiş olduğunuz     röntgenden  dolayı bebeğinizin zarar görmesi ihtimali son derece küçüktür. Büyümekte olan bebeğin hücreleri hızlı bir şekilde çoğalmakta ve değişik doku ve organları oluşturmaktadır. Bu şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yukarıdaki    veya &#8220;gebe olduğumu bilmeden röntgen çektirdim, bir şey  olur mu?&#8221;  türünden sorular, kadın doğum hekimlerinin sıklıkla  cevaplamak zorunda  kaldıklarındandır.</p>
<p><strong>Konunun detaylarına girmezden önce   rahatlamanız açısından şunu söyleyelim: Çektirmiş olduğunuz      röntgenden  dolayı bebeğinizin zarar görmesi ihtimali son derece  küçüktür.</strong></p>
<p>Büyümekte  olan bebeğin hücreleri hızlı bir şekilde çoğalmakta ve  değişik doku ve  organları oluşturmaktadır. Bu şekilde hızla bölünen  hücreler , erişkin  bir insanın hücrelerine göre radyasyon etkilerine  daha hassastır. aynı  şey bu hücrelerin sigara ve alkole olan  hassasiyetleri açısından da  geçerlidir.</p>
<p>Kol,bacak,  göğüs ve baş gibi bölgeleri ilgilendiren radyolojik  incelemelerde rahim  içindeki bebek direkt olarak ışın almaz. Bu tip  incelemeler yapılırken  gebe olduğunuz bilinirse ,kurşundan yapılmış  örtülerle rahim bölgeniz  ilave olarak korunmaya da alınabilir.</p>
<p>Karın  bölgesi, sırtın alt kesimleri, leğen kemiği (pelvis) ve böbrekle  ilgili  incelemelerde bebeğe giden bir miktar ışınım olacaktır, bu  konunun  zaten bilincinde olan doktorunuz  gereksiz yere bu radyolojik   incelemeyi istemeyecektir.</p>
<p>Radyolojide dokuların maruz kaldıkları ışınım miktarı,  &#8220;<strong>rad</strong> &#8221; denilen birim ile ölçülmektedir.</p>
<p><strong>5 rad</strong> ve altındaki dozlarda bebekte problem çıkma  ihtimali,yok denecek düzeydedir. <strong>15 rad</strong> üzerinde alınan  radyasyonla  birlikte , malformasyon (anomali- sakatlık) görülme  ihtimali önemli derecede artmaktadır.</p>
<p>Yukarıdaki  açıklamadan da anlaşılacağı gibi her radyolojik incelemede  alınan ışın  dozu farklı olup, günlük pratikte kullanılan incelemelerin  hiç  birisinde karnınızdaki bebeğin aldığı doz emniyetli sınırın üstüne   çıkmamaktadır. sık kullanılan incelemelerde    ( klasik röntgen ve   tomografi) bebeğin aldığı ışınım dozu ile ilgili bir tabloyu aşağıda   görebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/rontgen_grafik1.jpg" rel="lightbox[271]"><img class="alignnone size-full wp-image-280" title="rontgen_grafik" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/rontgen_grafik1.jpg" alt="" width="558" height="338" /></a></p>
<p>Yukarıdaki  tablodan görülebileceği gibi , doğal yollardan ;yani havadan  ,sudan,  bina duvarlarındaki taşlardan bebeğin aldığı radyasyon dozu  0,09  rad&#8217;dır. Çekilen bir akciğer grafisinde ise bebeğin aldığı ışınım,  bu  dozun 1/1285 i kadardır.</p>
<p>Gebelikte röntgen çekilmesi veya ilaç kullanılması ile ilgili  sıkıntılardan biri, gebeliklerde  <strong>%4-6 </strong>oranında  deformitesi olan çocukların <em>doğal olarak</em> doğmasıdır. Yani hiç  röntgen çekilmese ,herhangi bir fiziksel veya  kimyasal ajana maruz  kalınmasa da : doğan bebeklerin %4-6 da problemler  görülmektedir.( bu  problemlerin çoğu fazladan parmak gibi basit  problemlerdir). Eğer söz  konusu gebe , gebelik sürecinde röntgen  çektirmiş veya herhangi bir  ilaç kullanmış ise otomatik olarak, bu  problemin sorumlusu olarak  çekilen röntgen veya kullanılan ilaç  suçlanmaktadır. Halbuki gerçek  böyle değildir: o anomali büyük  ihtimalle zaten gelişecekti.</p>
<p><strong>Röntgen çektirdikten sonra gebe olduğumu  öğrendim, ne yapmalıyım?</strong></p>
<p>Hiç bir şey yapmanıza gerek yoktur.Çektirdiğiniz  röntgenden dolayı  bebeğinizde herhangi bir risk artışı yoktur ( yani  doğal anomali riski  olan %4-6 nın üstünde bir riskiniz yoktur).  Doktorunuz sizi herhangi  bir diğer gebe gibi takip edecektir. Eğer çok  yoğun endişe duyuyorsanız  bir radyasyon fizikçisi bebeğinizin ne kadar  radyasyona maruz  kaldığını hesaplayabilir. Doğmamış bir bebek <strong>5</strong> rad  üzerinde radyasyona maruz kalmamalıdır. Fakat yukarıdaki tablo   incelendiğinde görülecektir ki günlük hayatta kullanılan incelemeler   ile bu doza ulaşmak pratik olarak pek mümkün değildir.</p>
<p>Bazı  gebeler radyasyondan o derece korkmakta ve tek bir röntgen   incelemesinden sonra dahi gebeliği kürtaj ile sonlandırmak   istemektedirler. BU tamamen gereksiz ve bilimsel dayanaktan yoksun bir   yaklaşımdır. Röntgen çektirdiğiniz için kürtaj yaptırmanıza gerek   yoktur. ( aldığınız doz yukarıda bahsedilen dozların altında olduğu   sürece)</p>
<p>Bu  arada konuyla dolaylı olarak ilgili olan MR incelemelerinde  kullanılan  teknoloji röntgen ışınlarını kullanmadığı için anne  karnındaki bebekler  için emniyetli kabul edilmektedir. fakat yine de  ilk üç ayda çok  zorunlu olmadıkça kullanılmaması <em>American </em><em>College</em><em> of </em><em>Obstetricians</em> <em>and</em> <em>Gynecologists</em> <em>and</em><em> National </em><em>Radiological</em> <em>Protection</em> <em>Board</em> tarafından önerilmektedir.<br />
<a href="http://www.hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-rontgen-cekilir-mi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte otomobil kullanabilir miyim?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-otomobil-kullanabilir-miyim.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-otomobil-kullanabilir-miyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:28:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[Gebe bir kadının otomobil kullanmasına teknik ve hukuki  herhangi bir engel bulunmamaktadır. Tıbbi açıdan otomobil kullanmaya tüm gebelik boyunca devam etmenizde bir sakınca yoktur. Tabii ki her zaman güvenliğin önde geldiğini unutmamalısınız. Gebelikle ilgili bulantı-kusma, baş dönmeleri, yüksek tansiyon, kanama gibi problemleri yaşıyorsanız sürücülük yapmanız sizin ve bebeğinizin emniyeti açısından çok uygun olmayacaktır. Doğum sancıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebe  bir kadının otomobil kullanmasına teknik ve  hukuki  herhangi bir engel  bulunmamaktadır. Tıbbi açıdan otomobil  kullanmaya tüm gebelik boyunca  devam etmenizde bir sakınca yoktur.  Tabii ki her zaman güvenliğin önde  geldiğini unutmamalısınız. Gebelikle  ilgili bulantı-kusma, baş  dönmeleri, yüksek tansiyon, kanama gibi  problemleri yaşıyorsanız  sürücülük yapmanız sizin ve bebeğinizin  emniyeti açısından çok uygun  olmayacaktır. Doğum sancıları başlamış bir  kadının kendi kullandığı  araçla hastaneye gitmesi de uygun bir seçim  değildir.</p>
<p><strong>Otomobil kullanırken aşağıdaki uyarıları göz  önünde bulundurunuz:</strong></p>
<p>Koltuğunuzu  rahat bir şekilde ayarlayınız ve direksiyonla göbeğiniz  arasında en az  10 cm lik bir mesafe kalmasına dikkat ediniz ve  koltuğun arkasını  hafifçe yatırınız.</p>
<p>Emniyet  kemerinizi mutlaka takınız. Emniyet kemerini takmamanız  sizi ve  karnınızdaki bebeği riske sokacaktır. Emniyet kemeri takmadan   karışacağınız bir kazada bebeğinizin zarar görme ihtimali daha fazladır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-276" title="emniyet_kemeri" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/emniyet_kemeri.jpg" alt="" width="303" height="217" /></p>
<p>Emniyet  kemerini takarken: kemerin kucaktan  geçen bölümünün karnınızdaki  şişkinliğin alt kısmından geçmesini ve  sıkıca uyluk bölgesinin üst  kısımlarına oturmasını sağlayın. Emniyet  kemerinin üst kısmını da  mutlaka kullanın sırtınızdan geçirerek iptal  etmeyin, bu durumda  karışacağınız bir kazada sizin ve bebeğinizin  zedelenme ihtimalini  artırırsınız. Emniyet kemerinin üst kısmı iki  memenizin arasından  geçmeli ve boynunuzdan uzak duracak şekilde  ayarlanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-otomobil-kullanabilir-miyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>35 Yaş Üzerinde Gebelik</title>
		<link>http://hsenyurt.com/35-yas-uzerinde-gebelik.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/35-yas-uzerinde-gebelik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:23:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde pek çok kadın, değişik gerekçeler ile gebeliklerini ertelemektedirler. Tıbbi olarak 17 yaş altındaki ve 35 yaş üzerindeki gebelikler &#8220;riskli gebelik&#8221; olarak nitelenmekte ve o şekilde takip edilmektedirler. Riskler nelerdir? Biyolojik saat yaşamın bir gerçeğidir, 35 yaşın tek başına bir anlamı yoktur ( yani 34 yaşında her şey normalken 35 yaşında problemler başlamaz)  fakat şunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde pek çok kadın,  değişik gerekçeler ile gebeliklerini  ertelemektedirler. Tıbbi olarak 17  yaş altındaki ve 35 yaş üzerindeki  gebelikler &#8220;riskli gebelik&#8221; olarak  nitelenmekte ve o şekilde takip  edilmektedirler.</p>
<p><strong>Riskler nelerdir?</strong></p>
<p>Biyolojik saat yaşamın bir  gerçeğidir, 35 yaşın tek başına bir anlamı  yoktur ( yani 34 yaşında  her şey normalken 35 yaşında problemler  başlamaz)  fakat şunu  bilmekteyiz ki yaşla birlikte belli risklerin  görülme ihtimali  artmaktadır.</p>
<p>- <strong>Gebe kalmakta zorlanabilirsiniz</strong>:  Kadınlarda  yumurtalıklardaki yumurtaların kalitesi 30lu yaşlarla  birlikte azalmaya  başlar, yumurtaların kalitesi azalır ,yumurtlama  olayı seyrekleşmeye  başlar.Bu gebe kalamayacağınız anlamına gelmez  fakat gebe kalabilmeniz  için gereken süre uzayacaktır.35 yaş  üzerindeyseniz ve 6 aydır  istemenize rağmen gebe kalamadıysanız bir  kadın doğum doktoruna  başvurmanız yerinde olacaktır.</p>
<p>-<strong>Çoğul gebelik şansınız artar:</strong> Yaşa  bağlı olarak oluşan hormonal değişiklikler birden fazla yumurta  atma  şansını artırır , bu da çift yumurta ikizi oluşma ihtimalinizi  artırır.  Ayrıca gebe kalmakta zorlanıldığında başvurulan yardımcı üreme   teknikleri de çoğul gebelik ihtimalinizi artırır.</p>
<p><strong>- Gestasyonel diyabet geliştirme  şansınız artar</strong>: Gebelik  sırasında ortaya çıkan bir  şeker hastalığı türüdür ve yaşla birlikte  görülme ihtimali artar.  Diyet,egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri  ve gerekirse de ilaç  kullanımı gündeme gelebilir.</p>
<p><strong>- Sezaryen ihtimali artar</strong>:   Burada pek çok faktör rol oynar.35 yaş üzeri gebelerde tansiyon   yükselmesi,gestasyonel diyabet, plasenta previa (çocuğun eşinin rahim   ağzını örtmesi) gibi komplikasyonlar daha sık görülür ve bunlar   sezaryen ile doğum ihtimalini artırır. Ayrıca vajinal doğum eylemi   sırasında problem çıkma ihtimali de artmıştır, böyle bir durumda da   sezaryene başvurulacaktır.Çoğul gebelik durumunda da büyük ihtimalle   doğumunuz sezaryen ile gerçekleştirilecektir.</p>
<p><strong>- Kromozom anormalliklerinin görülme  ihtimali artar</strong>: İlerleyen yaşla birlikte Down sendromu  gibi kromozom problemlerinin görülme ihtimali artar.</p>
<p><strong>- Düşük riski artar</strong>:  İlerleyen yaşla birlikte düşük riski de artar. Bu riskin artışı kromozom  bozukluklarındaki artışla da ilişkilidir.</p>
<p><strong>Sağlıklı seçimler yapın</strong></p>
<p>- <strong>Gebelik öncesi muayene olun</strong>:   Gebelik öncesi doktorunuzla görüşün.Doktorunuz risklerinizi ve yaşam   tarzınızı değerlendirecek,risk durumunuzu belirleyecektir.Eğer gebe   kalmakta zorlanıyorsanız bu konuda size gerekli desteği verecektir.</p>
<p>- <strong>Gebe kaldıktan sonra düzenli kontrole  gidiniz</strong>: Bu  kontrollerde doktorunuz sizi ve bebeğinizi  kontrol edecektir. Bu arada  size önemsiz gibi görünse de kendinizde  algıladığınız değişiklikleri ve  belirtileri doktorunuza aktarınız.</p>
<p><strong>- Sağlıklı beslenin</strong>:  Gebelik  sürecinde daha fazla miktarda folik asit,kalsiyum,demir,protein  ve  diğer besin unsurlarına ihtiyaç duyarsınız. Eğer zaten beslenmenize   dikkat ediyorsanız bu alışkanlığınızı sürdürünüz.Gebe kalmazdan birkaç   ay önce günde 400mcg folik asit almaya başlamanız doğru olur.</p>
<p>- <strong>Kilo alışınız kontrollü olmalıdır</strong>:  Bebeğinizin saplıklı gelişimini destekleyecek şekilde kilo  almalısınız.Tüm gebelik süresince 12-15 kiloluk bir artış idealdir.</p>
<p><strong>- Fiziksel olarak aktif olun</strong>:  Doktorunuz  yatak istirahati önermediği sürece aktif kalmanız,egzersiz  yapmanız  yerinde olacaktır.Bu ,gebelik nedeni ile hissettiğiniz  sıkıntıları  azaltacak, enerji seviyenizi yükseltecek kendinizi daha iyi   hissetmenizi sağlayacaktır.Eğer sağlık problemleriniz var ise veya  daha  önceki gebeliklerinizde erken doğum problemi yaşadı iseniz,  herhangi  bir egzersiz programına katılmadan önce doktorunuza danışınız.</p>
<p>- <strong>Riskli maddelerin kullanımından uzak  durunuz</strong>: Alkol,  tütün ve uyuşturucu ilaç kullanımı  gebelikte kesinlikle uzak durulması  gereken davranışlardır.Orta  derecede alınan alkol dahi bebeğinizin  gelişimini olumsuz  etkileyebilir.Sigara içilmesi erken doğum,düşük  doğum ağırlıklı doğum  ve plasenta problemleri açısından riskinizi  artırır. Reçeteli ve  reçetesiz satılan her türlü ilaç konusunda mutlaka  doktorunuza  danışınız.</p>
<p>- <strong>Kromozom anormallikleri için yapılan  testler hakkında bilgi alın</strong>:  Amniyosentez ve koryonik  villus örneklemesi gibi testler anne  karnındaki bebeğin kromozomal  anormalliklerini tespit etmek için  istenebilir. Bu prosedürler düşük  miktarda da olsa belli riskleri  içerirler.Bu testler hakkında  doktorunuzla konuşmalı ve karşı karşıya  kalabileceğiniz durumlar  hakkında bilgi sahibi olmalısınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/35-yas-uzerinde-gebelik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ertesi Gün Hapı</title>
		<link>http://hsenyurt.com/ertesi-gun-hapi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/ertesi-gun-hapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=264</guid>
		<description><![CDATA[Kadın doğum hekimlerine sıkça sorulan sorulardan biri  &#8221;ertesi gün hapı kullandım, gebe kalır mıyım?&#8221; diğeri de &#8220;ertesi gün hapı kullandım, ne gibi yan etkiler oluşabilir?&#8221; dir. Ülkemizde iki değişik ertesi gün hapı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi &#8220;Preven&#8221; markası ile diğeride &#8220;Norlevo&#8221; markası ile satılmaktadır. Preven içinde 100 µg of ethinyl estradiol ve 0.5 mg of levonorgestrel, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın doğum hekimlerine sıkça sorulan sorulardan  biri  &#8221;<em><strong>ertesi gün hapı kullandım, gebe  kalır mıyım</strong></em><strong>?</strong>&#8221; diğeri de &#8220;<em><strong>ertesi gün hapı kullandım, ne gibi yan  etkiler oluşabilir</strong></em><strong>?</strong>&#8221; dir.</p>
<p>Ülkemizde iki değişik ertesi gün hapı bulunmaktadır. Bunlardan  birincisi &#8220;<strong><em>Preven</em></strong>&#8221; markası ile diğeride &#8220;<strong><em>Norlevo</em></strong>&#8221;  markası ile satılmaktadır. Preven içinde 100 µg of <em>ethinyl  estradiol</em> ve 0.5 mg of <em>levonorgestrel</em>, Norlevo da ise 0.75  mg <em>levonorgestrel</em> bulunmaktadır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-265" title="norlevo" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/norlevo.jpg" alt="" width="239" height="86" /> <img class="alignnone size-full wp-image-267" title="preven" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/preven1.jpg" alt="" width="232" height="83" /></p>
<p>Bu  ürünlerin tehlikeli dönemde , korunma olmadan  gerçekleşen ilişkilerden  sonraki ilk 72 saat içinde, tercihan da ilk  12 saat içerisinde  kullanılmaları gerekmektedir. Bu şartlar  gerçekleştiğinde dahi korunma  %100 olmamaktadır.En iyi ihtimalle  oluşacak gebeliklerin %75-85 i  engellenebilmektedir. Dolayısı ile ilişkinin üzerinden 3 hafta geçtiği halde halen adet  olmamış ise derhal bir gebelik testi yapılmalıdır.</p>
<p>Bu  ürünlerin kullanımından sonra en sık görülen yan etki   bulantıdır.Bulantı gelişen hastaların bir kısmında kusma da   oluşmaktadır. İlacı aldıktan sonraki 2 saat  içerisinde kusma gerçekleşirse ilacın tekrar alınması uygun olur.  Bunun dışında karın ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk , göğüslerde  hassasiyette karşılaşılan yan etkilerdendir.</p>
<p>Sadece  levonorgestrel içeren ürün, yumurtlama döneminden önce  alınmış ise ilaç  alındıktan bir kaç gün sonra bir kanamaya neden olur (  bu kanama  bazılarında can sıkıcı bir şekilde uzun süreli ve fazla  miktarda  oluşmaktadır). Bu kanama ilacı alanların yaklaşık yarısında   görülmektedir. Eğer ilaç yumurtlama döneminden sonra alınmış ise, bir   sonraki adet kanaması genellikle bir kaç gün gecikmeli oluşmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/ertesi-gun-hapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Kontrol Hapımı Almayı Unuttum</title>
		<link>http://hsenyurt.com/dogum-kontrol-hapimi-almayi-unuttum.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/dogum-kontrol-hapimi-almayi-unuttum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[Doğum kontrol hapımı almayı unuttum ne yapmalıyım? Günümüzde kullanılan doğum kontrol hapları düşük dozlu olup, en fazla 12 saatlik bir unutmayı tolere edebilmektedirler. Bunun anlamı şudur, eğer hapı unuttuğunuz süre 12 saati geçmemiş ise : unuttuğunuz hapı derhal alınız, bu gün almanız gereken hapı da normal saatinde alınız. Bunu yaptığınız takdirde hapın koruması devam edecektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum kontrol hapımı almayı unuttum ne yapmalıyım?</p>
<p>Günümüzde kullanılan doğum kontrol hapları düşük dozlu olup, en fazla  12 saatlik bir unutmayı tolere edebilmektedirler.</p>
<p>Bunun anlamı şudur, eğer hapı unuttuğunuz süre  12 saati geçmemiş ise :  unuttuğunuz hapı derhal alınız, bu gün  almanız gereken hapı da normal  saatinde alınız. Bunu yaptığınız  takdirde hapın koruması devam edecektir.</p>
<p>İlacınızı almayı unuttuğunuz süre 12 saati geçmiş  ise: o  zaman ilacınızı almaya yukarıda tarif edildiği şekilde  devam ediniz.  Fakat elinizdeki ilaç kutusu bitip , yeni kutuya  başlayana kadar , <em>başka bir korunma metodunu  da uygulamaya almalısınız</em>. Elinizdeki kutu bitene kadar,  sadece doğum kontrol hapına güvenmeniz riskli olacaktır.<br />
<a href="http://www.hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/dogum-kontrol-hapimi-almayi-unuttum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve Seyahat</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-seyahat.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-seyahat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:17:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik süresince seyahat yapılabilir mi? Sorusunun cevabı: doktorunuzun belirlediği bazı riskli durumlar hariç, Evet&#8216; tir. Gebeliğin ortadaki üç ayı seyahat yapmak için en ideal dönemdir. Bu dönemde gebeliğin erken dönemlerinde görülebilen bulantı ve kusmalar geçmiştir ve gebeliğin en rahat döneminde bulunmaktasınız. Son üç ayda daha kolaylıkla yorulacağınız için seyahat sizin açınızdan sıkıntılı geçebilir. Kara yolu ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik süresince seyahat yapılabilir mi? Sorusunun cevabı: doktorunuzun  belirlediği bazı riskli durumlar hariç,<strong> Evet</strong>&#8216;  tir.</p>
<p>Gebeliğin  ortadaki üç ayı seyahat yapmak için en ideal dönemdir. Bu  dönemde  gebeliğin erken dönemlerinde görülebilen bulantı ve kusmalar  geçmiştir  ve gebeliğin en rahat döneminde bulunmaktasınız. Son üç ayda  daha  kolaylıkla yorulacağınız için seyahat sizin açınızdan sıkıntılı   geçebilir.</p>
<p><strong>Kara yolu ile yolculuk</strong></p>
<p>Otomobil,  otobüs veya tren ile seyahat genel olarak gebelik  açısından emniyetli  kabul edilir. Bu seyahatler sırasında aşağıdaki  hususlara dikkat  etmelisiniz.</p>
<p>- Oturur  pozisyonda iki saatten fazla kalmayınız. En geç her iki  saatte bir özel  aracınızı durdurup dışarı çıkarak veya toplu ulaşım  aracının koridoruna  çıkarak bacaklarınızın hareket etmesini  sağlayınız.Bu bacak  damarlarınızda pıhtı oluşması ihtimalini  azaltacaktır.</p>
<p>- Otomobil ile seyahat sırasında mutlaka emniyet kemerinizi takınız.</p>
<p><strong>Hava yolu ile yolculuk</strong></p>
<p>Çoğu  hava yolu şirketi 36. gebelik haftasına kadar seyahat etmenize  izin  vermektedir. Bazı durumlarda ve belli haftalardan sonra sizden  uçakla  seyahat etmenizde sakınca olmadığına dair bir rapor istenebilir.  Bu  konuyu seyahat edeceğiniz hava yolu ile görüşmelisiniz.</p>
<p>Uçakla  seyahat için tercihan ön tarafındaki boşluğu geniş olan ve  koridor  tarafındaki koltukları tercih etmelisiniz. Uçağın ön kısmına  yakın  koltuklarda seyahat daha az sarsıntılı olmaktadır, bu konu da  koltuk  seçiminde dile getirilmelidir.</p>
<p>Uzun seyahatlerde , hiç olmazsa saatte bir koridora çıkıp yürümeniz  ve bol sıvı tüketmeniz yerinde olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-seyahat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Öncesi Kontrol</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-oncesi-kontrol.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-oncesi-kontrol.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:16:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=258</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik bilindiği gibi dokuz aylık bir süreçtir, fakat bebeğinizin hayata sıhhatli bir başlangıç yapabilmesi için bu süreyi gebelikten önceki üç ayıda katarak oniki ay olarak düşünmekte fayda vardır. Gebe kalmadan önce , gebeliğe yönelik bir check-up için doktorunuza gitmelisiniz. Bu görüşmede doktorunuzla : ailenizin sağlık geçmişini, doğumsal anomali risklerini, genetik problemleri ve kronik hastalıklarınızı içeren bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik  bilindiği gibi dokuz aylık bir süreçtir, fakat bebeğinizin  hayata  sıhhatli bir başlangıç yapabilmesi için bu süreyi gebelikten  önceki üç  ayıda katarak oniki ay olarak düşünmekte fayda vardır.</p>
<p>Gebe  kalmadan önce , gebeliğe yönelik bir check-up için doktorunuza   gitmelisiniz. Bu görüşmede doktorunuzla : ailenizin sağlık geçmişini,   doğumsal anomali risklerini, genetik problemleri ve kronik   hastalıklarınızı içeren bir görüşme yapmalısınız. Eğer herhangi bir   nedenle ilaç kullanmakta iseniz bu durumu da doktorunuzla  görüşmelisiniz.</p>
<p>Sağlıklı  bir diyet alışkanlığı ( bol miktarda yeşil yapraklı  sebzeler, protein  ve lifli gıdalar) yanında gebelik için hazırlanmış  bir multivitamin ile  diyetinizi desteklemeniz yerinde olur. Gebe  kalmazdan önce özellikle  yeterli folik asit almanız özellikle  önemlidir. Bu vitamin &#8216;spina  bifida&#8217; adı verilen anomalinin görülme  ihtimalini azaltmaktadır.  Önerilen folik asit dozu günde 400  mikrogramdır. Bu vitaminin gebelik  öncesi başlanması özellikle  önemlidir, çünkü spina bifidanın oluşma  haftası 5. Gebelik haftasına  denk gelmektedir. Beşinci gebelik haftası  sizin gebe kaldığınızı  öğrendiğiniz haftadır; dolayısı ile gebe kaldıktan  sonra &#8216;folik asit&#8217; başlamanın bu anomaliyi önleme açısından bir faydası  olmayacaktır.</p>
<p>Sigara  içiyorsanız , bu alışkanlıktan hemen vazgeçmelisiniz.sigara  içilmesi  bazı anomalilerin görülme riskini artırmakta, bebeğinizin  düşük doğum  ağırlıklı doğmasına neden olmaktadır. Sigara içilmesi dış  gebelik  riskini bir kat artırmaktadır. Sigara içen kişilerin gebe  kalması da  içmeyenlere göre daha zorlaşmaktadır.</p>
<p>Hepatit B ve C , cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV için  gerekli testleri yaptırın.</p>
<p>Rubella  (kızamıkçık) geçirip geçirmediğinizi öğrenmek için &#8220;rubella  Ig-g&#8221;  ölçümünüzü yaptırın. Eğer bu hastalığı geçirmemiş iseniz  aşılanmanız  yerinde olacaktır. Çünkü bu hastalığın gebelik sırasında  geçirilmesi  bebek açısından çok ağır neticeler doğurabilmektedir.</p>
<p>Diabet  , yüksek tansiyon gibi sağlık problemleriniz var ise  bunların kontrol  altına alınmasını sağlayın. Ciddi kilo probleminiz var  ise bu konuyu da  doktorunuzla gözden geçirmeniz faydalı olacaktır.<br />
<a href="http://www.hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-oncesi-kontrol.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Diş tedavisi Yapılır Mı?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-dis-tedavisi-yapilir-mi-2.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-dis-tedavisi-yapilir-mi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Sık Sorulanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[Evet yapılır. Yalnız acil olmayan ağır cerrahi girişimler ve estetik amaçlı uygulamalar gebelik sonrasına bırakılmalıdır. Koruyucu amaçlı diş temizlikleri ve yıllık periyodik diş kontrolleri ise güvenli olmanın ötesinde gebelik sırasında mutlaka yapılmalıdır. Gebelikte artan hormon seviyeleriniz diş etlerinizin şişmesine, kolayca kanamasına  neden olabilir. Erken doğuma neden olabilen ağız içi enfeksiyonlar ve diş eti hastalıklarını diş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evet yapılır. Yalnız acil olmayan ağır cerrahi girişimler ve estetik  amaçlı uygulamalar gebelik sonrasına bırakılmalıdır.</p>
<p>Koruyucu  amaçlı diş temizlikleri ve yıllık periyodik diş  kontrolleri ise güvenli  olmanın ötesinde gebelik sırasında mutlaka  yapılmalıdır. Gebelikte  artan hormon seviyeleriniz diş etlerinizin  şişmesine, kolayca  kanamasına  neden olabilir. Erken doğuma neden  olabilen ağız içi  enfeksiyonlar ve diş eti hastalıklarını diş  hekiminizin tedavisi ile  önleyebilirsiniz.</p>
<p>Çürüklerin  doldurulması crown kaplama yapılması gibi işlemler  enfeksiyon oluşma  şansınızı azaltacaktır. Bu tip işlemler için  gebeliğin ortadaki üç ayı  ideal dönemdir. Son üç ayda bu tip işlemlerin  yapılmasında bir sakınca  olmamakla beraber diş hekiminin koltuğunda  uzun süre oturmanız sizin  açınızdan zor ve sıkıntılı olabilir.</p>
<p>Kanal tedavisi , diş çekimi gibi acil müdahaleler gebeliğin her  döneminde yapılabilir.</p>
<p>Kozmetik amaçlı uygulamalar (diş beyazlatma gibi) doğumdan sonraya  ertelenmelidir.</p>
<p><strong>Diş hekimliğinde kullanılan ilaçlar  emniyetlimidir?</strong></p>
<p>Diş hekimliğinde en sık kullanılan lokal anestetik ilaç Lidokain&#8217;dir  ve gebelik kategorisi B dir.<br />
Gebelik  sırasında yapılan diş tedavilerinde lokal anestezi gerektiğinde  ilaç  dozu mümkün olan en alt dozda tutulmalıdır. Fakat işlem sırasında  ağrı  duyuyorsanız ilave doz istemekten çekinmeyiniz. Böylece sizin ve   bebeğinizin maruz kalacağı stres miktarı azalmış olur.</p>
<p>Diş  tedavisi öncesinde ve sonrasında antibiyotik kullanmanız  gerekebilir.  Penicilin , amoxicillin, ve  clindamycin sıklıkla tercih  edilen  antibiyotiklerdir. Bu ilaçların gebelik kategorileri B&#8217;dir ve   gerektiğinde gebelikte emniyetle kullanılabilirler.<br />
Not: Gebelikte ilaç kullanımı ile ilgili olarak aşağıdaki bağlantıyı  takip edebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html">http://hsenyurt.com/gebelik-ve-ilac-kullanimi.html</a></p>
<p><strong>Röntgen çekilmesi gerekirse?</strong></p>
<p>Diş  tedavisi sırasında çekilecek hiçbir röntgen filmi gelişmekte olan   embriyo veya fetüsü riske sokmaz. Dolayısı ile gerektiğinde bu tip   filmlerin çekilmesi sizde endişe yaratmamalıdır.</p>
<p>Rutin diş kontrolleri sırasında çekilen diş filmleri ise gebelik  sonrasına ertelenmelidir.</p>
<p>Gebelik ve dişlerinizle ilgili olarak;<br />
- Dengeli besleniniz ve günde iki kez fluorlu bir diş macunu ile  dişlerinizi fırçalayınız ve günde bir kez de diş ipi kullanınız<br />
- Periyodik diş muayenesi ve diş temizleme işlemlerinizi gebelikte de  sürdürünüz<br />
- Diş hekimine gittiğinizde gebe olduğunuzu söylemeyi unutmayınız<br />
- Acil olamayan uygulamaları gebelik sonrasına erteleyiniz<br />
- Diş  hekimi koltuğunda otururken, bacak bacak üstüne atmadan rahat  oturunuz,  böylece bacaklarınızdaki kan dolaşımı bozulmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-dis-tedavisi-yapilir-mi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Saç Boyatabilirimiyim?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-sac-boyatabilirimiyim.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-sac-boyatabilirimiyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:12:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan kadın hastalıkları ve doğum cemiyeti (ACOG)  ve Teratoloji bilgilendirme servisi (OTIS)  gebelik sırasında kullanılan saç boyalarının çok muhtemelen emniyetli oldukları şeklinde görüş bildirmektedirler, zira boyana işlemi sırasında ciltten çok az miktarda boya emilmektedir. Fakat yine de tedbirli olmak isteyen bir grup kadın doğum hekimi ilk üç ayda boyadan uzak durulmasını önermektedirler. Ciltten emilimin çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/saç.png" rel="lightbox[251]"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-448" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="saç" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/saç-150x150.png" alt="" width="150" height="150" /></a>Amerikan  kadın hastalıkları ve doğum cemiyeti (ACOG)  ve Teratoloji   bilgilendirme servisi (OTIS)  gebelik sırasında kullanılan saç   boyalarının çok muhtemelen emniyetli oldukları şeklinde görüş   bildirmektedirler, zira boyana işlemi sırasında ciltten çok az miktarda   boya emilmektedir. Fakat yine de tedbirli olmak isteyen bir grup kadın   doğum hekimi ilk üç ayda boyadan uzak durulmasını önermektedirler.</p>
<p>Ciltten  emilimin çok az olmasına rağmen, boyama işlemi sırasında  solunan  kimyasal buharların gelişmekte olan bebeğe zarar verebileceği  yönünde  de endişe duyanlar vardır. Bir grup boya içinde amonyak  içermektedir ve  amonyağın rahatsız edici, kuvvetli bir buharı vardır.  Bu yüzden amonyak  içeren boyaları mümkünse kullanılmaması  önerilmektedir.</p>
<p>Yarı  kalıcı boyalar, balyaj, röfle ve gölgeleme işlemleri emniyetli  kabül  edilmektedir. Bu işlemler sırasında boya alüminyum bir folyo  içinde  uygulandığından, boyanın cilt tarafından emilmesi söz konusu  değildir.</p>
<p>Kına gibi bitki kökenli boyaların saç boyamada kullanılması  gebelikte emniyetli kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Boya işleminde nelere dikkat etmeliyim?</strong></p>
<p>- Eğer  gebelikte saç boyama ile ilgili yoğun endişeleriniz var ise;  saç  boyası, perma, saç düzleştirme veya saç rengi açma gibi işlemler  için  ilk üç ayın tamamlanmasını bekleyin.</p>
<p>- İşlemin iyi havalandırılan bir yerde yapılmasına önem verin.</p>
<p>- Kimyasalların başınızda gereğinden uzun süre kalmasına izin  vermeyin.</p>
<p>- İşlemden sonra başınızı bol su ile yıkayın/yıkatın.</p>
<p>- İşlemi kendiniz yapıyorsanız eldiven kullanınız.</p>
<p>- Ürün ambalajındaki uyarılara dikkat ediniz.</p>
<p><strong>NETİCE</strong></p>
<p>Gebelik  sırasında saçınızı boyatabilirsiniz. Ama bu konuda  endişeleriniz yoğun  ise ilk üç ayın bitmesini bekleyin veya röfle,  balyaj, gölge gibi kısmi  boyamalar yaptırın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-sac-boyatabilirimiyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekrarlayan Düşükler</title>
		<link>http://hsenyurt.com/tekrarlayan-dusukler.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/tekrarlayan-dusukler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=249</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği gibi 20. gebelik haftasından önce gerçekleşen gebelik kayıplarına düşük (abortus) denilmektedir. Üç kere arka arkaya düşük olması durumunda ise alışkanlık haline gelmiş (habituel) düşük ten bahsedilmektedir.Alışkanlık haline gelmiş düşük teşhisi alan bir vakada nedeni bulmaya yönelik bir dizi incelemenin yapılması yerinde olacaktır.Bu yazıda bu konu ile ilgili bilgileri bulacaksınız. Nedenler Tekrarlayan düşüğe neden olabilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği  gibi 20. gebelik haftasından önce gerçekleşen gebelik  kayıplarına düşük  (abortus) denilmektedir. Üç kere arka arkaya düşük  olması durumunda ise <em><strong>alışkanlık haline gelmiş (habituel)  düşük</strong></em> ten  bahsedilmektedir.Alışkanlık haline gelmiş düşük  teşhisi alan bir vakada  nedeni bulmaya yönelik bir dizi incelemenin  yapılması yerinde  olacaktır.Bu yazıda bu konu ile ilgili bilgileri  bulacaksınız.</p>
<p><strong>Nedenler</strong></p>
<p>Tekrarlayan  düşüğe neden olabilecek pek çok neden bulunmaktadır.  Böyle bir problemi  olan kadınların yaklaşık yarısında bir neden  bulunabilirken, diğer  yarısında bir neden bulunamamaktadır.</p>
<p><strong>Embryo veya fetüsteki kromozomal  problemler</strong>: Annedeki bazı tıbbi problemler, annenin  rahmindeki bazı problemler düşüğe neden olabilmektedir.<br />
<strong>Kromozomal  problemler:</strong> Gebeliğin ilk 13 haftasında oluşan düşüklerin yarıdan  fazlasında  kromozomlarla ilgili bir problem vardır.Kromozomlar hücre  çekirdeğinde  bulunan ve genleri taşıyan oluşumlardır.Her bir kromozom  çok sayıda  geni taşımaktadır.</p>
<p>Kromozomların  sayıları veya yapıları ile ilgili problemler söz  konusu  olabilir.Sayısal olarak fazla veya eksil olabilirler.Böyle bir  durumda  fetüs olması gerektiği şekilde büyümeyecektir. Sıklıkla düşük  olayı,bu  şekilde problemli bir embryo veya fetüsün vücut tarafından  algılanıp  gebeliğin sonlandırılması olayıdır.</p>
<p>Bu  tip problemlerin çoğu şans eseri oluşur ve anne veya babanın  genel  sağlık durumu ile ilgisizdir.Az sayıda düşük vakasında ise anne  veya  babadaki kromozomal problem gelişmekte olan embryo veya fetüse   yansıyarak düşük nedeni olabilmektedir. Bu tip problemleri araştırmak   için düşük materyalinde, anne ve babada kromozomal incelemeler yapılır.</p>
<p><strong>Rahimle ilgili problemler</strong></p>
<p>Rahimde görülen değişik problemler tekrarlayan düşüklere neden  olabilmektedir.Bu problemlerin başlıcaları aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>- Rahimde perde olması (uterus septus)<br />
- Rahimdeki miyomlar<br />
- Gebeliğin ortalarında rahim ağzının doğum ağrısı hissedilmeden  açılması ( servikal yetmezlik)</p>
<p>Yukarıda  bahsedilenlerin çoğu ,tedavi için cerrahi girişim  gerektiren  durumlardır.Bu konuda gerekli olan girişimler konusunda  doktorunuz sizi  bilgilendirecektir.</p>
<p><strong>Tıbbi durumlar</strong></p>
<p>Annede mevcut bazı rahatsızlıklar tekrarlayan düşüklere neden  olabilmektedir. Bunların başlıcaları aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>- Lupus ve diğer otoimmün hastalıklar<br />
- Ağır kalp hastalıkları<br />
- Ağır böbrek hastalıkları (özellikle yüksek tansiyonla birlikte  olduğunda)<br />
- Diyabet<br />
-  Tiroit hastalıkları   &#8211; Rahimde enfeksiyon<br />
- Polikistik over sendromu</p>
<p>Bu  rahatsızlıkların tedavi edilmesi ve özellikle de bu tedavinin  gebelik  öncesi yapılması başarılı gebelik ihtimalini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Olası faktörler</strong></p>
<p>Düşüğe  neden olduğundan şüphelenilen fakat sebep sonuç ilişkileri tam  olarak  gösterilememiş faktörler de söz konusudur.Bunlar hormon  dengeleri ile  ilgili bazı durumlar ve bazı kan hastalıklarıdır.  Doktorunuz böyle bir  durumdan şüphelendiğinde gerekli testleri  isteyecek ve neticeye göre de  gerekli önerilerde bulunacaktır.  Bunlardan bazıları aşağıdadır:</p>
<p>Hormonal  dengesizlikler: Progesteron  ,rahmin iç tabakasını gebeliğin yerleşmesi  için hazırlayan bir  hormondur. Progesteron hormonunun seviyesi yeterli  olmadığı zaman,  rahmin iç tabakası ( endometrium) gebeliğin yerleşmesi  için yeterince  hazırlanamaz ve düşük oluşabilir. Böyle bir olasılıktan   şüphelenildiğinde doktorunuz kandaki progesteron seviyesini ölçecek ve   bir düşüklük tespit ettiğinde size dışarıdan progesteron hormonu   takviyesi yaparak, düşüğü engellemeye çalışacaktır.</p>
<p>Bazı  kan bozuklukları: Trombofili  kanın pıhtılaşma kabiliyetinin arttığı bir  dizi hastalığı  tanımlamaktadır.Trombofili oluşturabilecek bir dizi  genetik problem söz  konusudur. Bu rahatsızlıklardan biri faktör V Leiden  mutasyonudur.  Böyle bir rahatsızlık tespit edilen gebelere kan  pıhtılaşmasını  azaltacak ilaçlar önerilir (aspirin, heparin, heparin  fragmanları gibi)</p>
<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Tekrarlayan  düşükleriniz var ise doktorunuz öncelikle sizin tıbbi  geçmişinizi  sorgulayacak ve özellikle düşüklerinizin ayrıntılarını  bilmek  isteyecektir.Yapılacak tıbbi muayeneden sonra genetik danışma  için bir  genetik uzmanına yönlendirilebilirsiniz.Ayrıca bir dizi test   yaptırmanız da istenebilir. Bu testler;</p>
<p>- Hormonlarınızı ve bağışıklık sisteminizi değerlendirmeye yönelik  testler<br />
- Sizin,eşinizin ve düşük materyalinin kromozomal yönden incelenmesi<br />
- Enfeksiyonları tespit etmeye yönelik testler dir.</p>
<p>Ayrıca rahmin anatomisi ile ilgili bozuklukları saptayabilmek için</p>
<p>- Histerosalpingografi: Rahmin içine  verilen bir ilaçla rahmin içi ve tüpler görüntülenir<br />
- Histeroskopi: Işıklı bir aletle  rahmin iç boşluğu gözlenir ve gerekirse ufak cerrahi müdahaleler  yapılabilir<br />
- Ultrason: Ses dalgalarını kullanarak  görüntü oluşturan bir cihazla rahim ve yumurtalıklar görüntülenir<br />
- Sonohisterogram: Ultrason incelemesi  sırasında rahmin içine sıvı verilerek buradaki oluşumların daha net  görülmesi sağlanır.</p>
<p><strong>Ne yapabilirsiniz</strong></p>
<p>Tekrarlayan  düşükleriniz oldu ise; sonraki gebeliklerinizin  planlayarak  olması,erken teşhis edilmesi ve yakından izlenmesi doğru  olacaktır.  Başarılı bir gebelik sağlamak için;</p>
<p>- Gebe kalmazdan önce tekrarlayan düşük nedenleri ile ilgili  incelemelerin tamamlanmasını bekleyin<br />
- Doktorunuzun önerilerine önem verin<br />
- Gebe olduğunuzu düşündüğünüzde hemen doktorunuza başvurun</p>
<p><strong>Netice</strong></p>
<p>Tekrarlayan  gebelik kayıpları yaşamış olsanız bile halen sağlıklı  bir bebek sahibi  olma şansınız vardır. Bu düşüklerinizin nedeni  bulunamamış olsa bile  böyledir. Bu yüzden karamsarlığa kapılmadan  doktorunuzun önerilerini  yerine getirmeye devam ediniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/tekrarlayan-dusukler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahmin Ters Durması Gebe Kalmamı Engeller mi?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/rahmin-ters-durmasi-gebe-kalmami-engeller-mi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/rahmin-ters-durmasi-gebe-kalmami-engeller-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:11:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Sık Sorulanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=244</guid>
		<description><![CDATA[Hayır engellemez, endişelenmenize gerek yoktur. Normalde rahim ,rahim ağzı bölgesinden kıvrılarak, karın ön duvarına doğru eğik olarak durur (Soldaki resim). Beş kadından birinde ise bu eğim arkaya doğrudur (sağdaki resim). Geçmişte bu durumun kadının gebe kalmasını zorlaştırabileceği söylenirdi, fakat artık biliyoruz ki bu durum spermin yumurtaya erişimini engellememektedir. Nadiren bu durumun nedeni endometriozis gibi bir rahatsızlık olabilir. Endometriozisin karın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayır engellemez, endişelenmenize gerek yoktur.</p>
<p>Normalde  rahim ,rahim ağzı bölgesinden kıvrılarak, karın ön   duvarına doğru eğik  olarak durur (Soldaki resim). Beş kadından birinde   ise bu eğim arkaya  doğrudur (sağdaki resim). Geçmişte bu durumun   kadının gebe kalmasını  zorlaştırabileceği söylenirdi, fakat artık   biliyoruz ki bu durum  spermin yumurtaya erişimini engellememektedir.</p>
<p>Nadiren bu durumun nedeni endometriozis gibi bir rahatsızlık   olabilir. Endometriozisin karın  içinde yaptığı yapışıklıklar rahmin   karın içindeki duruş şeklini  değiştirebilir. Bu durumda gebe kalmakta   zorlanabilirsiniz. Fakat bu  zorlanmanın nedeni rahmin ters durması   değil endometriozistir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/ans7_tipped_uterus.jpg" rel="lightbox[244]"></a><img class="size-full wp-image-247 aligncenter" style="border: 5px solid black;" title="ans7_tipped_uterus" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/ans7_tipped_uterus2.jpg" alt="" width="450" height="240" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/rahmin-ters-durmasi-gebe-kalmami-engeller-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Sürecinse Kahve İçebilirmiyim?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-surecinse-kahve-icebilirmiyim.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-surecinse-kahve-icebilirmiyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:08:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=240</guid>
		<description><![CDATA[Takip ettiğimiz gebelerden sıkça duyduğumuz sorulardan biri de &#8220;kahve içebilir miyim&#8221; dir. Çoğu insan gebe kaldıkları andan itibaren kafeinin diyetlerinden çıkması gerektiğine inanmaktadır. Fakat son zamanlarda yapılan çalışmalar makul düzeylerdeki kafein tüketiminin gelişmekte olan fetüs üzerinde hiç bir olumsuz etki oluşturmadığını göstermektedir.Makul miktar ile kastedilen günde yaklaşık üç kupa kahvedir ( 300-400 mg kafein alınması anlamına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Takip  ettiğimiz gebelerden sıkça duyduğumuz  sorulardan biri de  &#8220;kahve içebilir miyim&#8221; dir.<br />
Çoğu insan gebe  kaldıkları andan  itibaren kafeinin diyetlerinden çıkması gerektiğine  <img class="size-full wp-image-241 alignright" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="gebelikte_kahve" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/gebelikte_kahve.jpg" alt="" width="226" height="157" />inanmaktadır. Fakat son zamanlarda  yapılan çalışmalar makul düzeylerdeki  kafein tüketiminin gelişmekte olan fetüs  üzerinde hiç bir olumsuz etki  oluşturmadığını göstermektedir.Makul miktar ile  kastedilen günde  yaklaşık üç kupa kahvedir ( 300-400 mg kafein alınması  anlamına  gelir).Bu arada diğer içecekler (kola gibi) ve bazı ilaçlar (bazı  ağrı  kesiciler) ile de kafein alındığının unutulmaması gerekir.Aşağıdaki   listede sık tüketilen kafein içeren bazı gıdalardaki ortalama kafein  miktarları  verilmiştir.</p>
<p>Geçmişte  yapılan çalışmalar gebelikte kafein alımı  ile ;düşük,ölü doğum,düşük doğum  ağırlıklı bebek,kalp anomalileri ve  bir dizi diğer problem arasında bağıntı  olduğunu iddia etmekteydi.  Fakat bu çalışmaların daha detaylı incelemesi yapıldığında  , sigara  tüketilmesi ve bir dizi diğer çevresel faktörün çalışma planında   dikkate alınmadığı tespit edilmiştir.Dolayısı ile günümüzde kabul   edilen görüş günde 400 mg a kadar kafein alınmasının sakınca  yaratmayacağı  yönündedir.</p>
<p>Genel olarak gebelere önerilen  günde bir veya iki kupa kahveden  fazlasını içmemeleridir.Sabahları kendinize  gelmeniz için kahve içmeniz  gerekiyorsa içiniz,kahveyi yaşantınızdan çıkartmaya  çalışmanın size  vereceği stres daha zararlı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-surecinse-kahve-icebilirmiyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve Su Çiçeği</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-su-cicegi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-su-cicegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Su çiçeği bulaşıcılığı çok yüksek bir hastalıktır ve Varicella Zoster adı verilen bir virüs tarafından oluşturulur. Çoğu erişkin bu hastalığa karşı bağışık durumdadır. Bu bağışıklığın nedeni ya çocukluk çağında geçirilmiş hastalık  veya aşılamadır.Hamile bir kadın bu hastalığı gebelik süreci içinde geçirecek olursa, gebeliğin hangi döneminde geçirildiğine bağlı olarak çeşitli riskler söz konusudur. Su çiçeği gebeliğin ilk 20 haftası içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Su çiçeği bulaşıcılığı çok  yüksek bir  hastalıktır ve Varicella Zoster adı verilen bir virüs tarafından  oluşturulur. Çoğu erişkin bu hastalığa  karşı bağışık durumdadır. Bu  bağışıklığın nedeni ya çocukluk çağında geçirilmiş  hastalık  veya  aşılamadır.Hamile bir kadın bu hastalığı gebelik süreci  içinde  geçirecek olursa, gebeliğin hangi döneminde geçirildiğine bağlı olarak   çeşitli riskler söz konusudur.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-238" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="sucicegi" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/sucicegi.jpg" alt="" width="177" height="181" /></p>
<p>Su çiçeği gebeliğin ilk 20 haftası içinde  geçirildiğinde, bebeğinizde  &#8220;konjenital varicella sendromu&#8221;  görülme ihtimali vardır.<br />
Bu bebeklerde;</p>
<p>- Ciltte yaralar<br />
- Kas ve kemik defektleri<br />
- Kol ve bacaklarda deformiteler<br />
- Görme problemleri<br />
- Zeka geriliği oluşabilmektedir</p>
<p>Eğer hastalığı doğuma yakın  bir tarihte  geçirecek olursanız, hastalık bebeğe geçtiği takdirde ölümcül  seyirli  olabilmektedir.</p>
<p>Gebe kalmayı planlıyor ve su  çiçeği geçirmediğinizi biliyorsanız,  bu durumu doktorunuza bildirip  aşılanmanızı sağlamalısınız. Bu durumda  aşıdan sonraki bir ay süresince  gebeliğinizi ertelemelisiniz.</p>
<p>Su çiçeği geçirip  geçirmediğinizden emin değilseniz o zaman  doktorunuz yapacağı bir kan testi ile  durumunuzu netleştirebilir ve  gerekiyorsa aşılanmanızı sağlayabilir.</p>
<p>Gebe iken su çiçeği geçiren  birisi ile temas ettiniz ve hastalığa  karşı bağışıklığınız yok ise ; hemen  doktorunuza baş vurunuz.96 saat  içinde yapılacak immünglobülin uygulaması hastalığı engelleyebilir veya  hafifi  geçirmenizi sağlayabilir.</p>
<p>Gebe iken su çiçeği  geçirdiğiniz takdirde, doktorunuz  size antiviral ilaçlar vererek hastalığı hafif geçirmenizi   sağlayabilir. Eğer bebeğiniz su çiçekli olarak doğar ise ona  da antiviral ilaçlar ve immünglobülin verilebilir.Bu tedaviler  hastalığın şiddetini  genellikle azaltacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelik-ve-su-cicegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte ayak ve ayak bileği şişmeleri normalmidir?</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-ayak-ve-ayak-bilegi-sismeleri-normalmidir.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-ayak-ve-ayak-bilegi-sismeleri-normalmidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik sürecinde, ayak ve ayak bileğindeki şişmeleri çok sık olarak karşımıza çıkmaktadır ve hemen daima doğumdan bir süre sonra kaybolmaktadır. Bu şikayetin günün ilerleyen saatlerinde ve sıcak havalarda daha fazla olduğunu gözlemleyebilirsiniz. İlerleyen gebelik haftaları ile birlikte vücudunuzda daha fazla su tutulmaya başlar, bu arada özellikle son aylara doğru rahminiz bacaklara giden büyük damarların üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-235" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="ayaksismesi" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/ayaksismesi.jpg" alt="" width="185" height="214" />Gebelik sürecinde, ayak ve ayak  bileğindeki şişmeleri  çok sık olarak karşımıza çıkmaktadır ve hemen  daima doğumdan bir süre sonra  kaybolmaktadır. Bu şikayetin günün  ilerleyen saatlerinde ve sıcak havalarda  daha fazla olduğunu  gözlemleyebilirsiniz.</p>
<p>İlerleyen gebelik haftaları ile birlikte vücudunuzda  daha fazla su  tutulmaya başlar, bu arada özellikle son aylara doğru rahminiz   bacaklara giden büyük damarların üzerinde daha fazla basınç oluşturur.  Toplar  damarların üzerinde artan bu basınç , vücudun alt tarafından  kanın geri kalbe gelişini  zorlaştırır ve bacaklarınızda,ayak  bileklerinizde ve ayaklarınızda daha fazla  sıvı birikir. Uzun süre  ayakta kalmak bu sıvı birikimini, dolayısı ile şişliği  artırır.</p>
<p>Bu şişlikleri azaltmak  için;</p>
<p>-  Gün içinde kendinize mola verin ve ayaklarınızı yukarı kaldırarak  istirahat edin. Eğer mümkün olursa öğleden sonra bir saat kadar  uzanarak istirahat edin.<br />
- Gece uyurken yan (tercihen sol tarafa) yatınız ve  bacaklarınızın  altına bir yastık koyunuz.<br />
-  Otururken       bacak bacak üstüne atmayın.<br />
-  Otururken       ayağınızın altına bir destek koyun.<br />
-  Uzun süre       ayakta kalmamaya çalışın.<br />
-  Vücudu sıkı       sıkı saran giysilerden kaçının.<br />
-  Düzenli       egzersiz yapın.<br />
-  Şiş bölgelere       soğuk kompres yapın.</p>
<p>Hafif şişlikler gebelikte  normal kabul edilmekle beraber, <strong>aşağıdaki  durumlarda hemen doktorunuza başvurun</strong>:</p>
<p>- <em><span style="text-decoration: underline;">Ani ve       şiddetli şişme</span></em><em>: Preeklampsi adı  verilen gebelik probleminin       işareti olabilir.Birlikte şiddetli  başağrısı, görme bulanıklığı ve baş       dönmesi de oluşabilir.<br />
- <span style="text-decoration: underline;">Tek taraflı oluşan şişlik</span> ve  özellikle birlikte baldır ve  uyluklarınızda ağrı ve hassasiyet var ise.Toplar  damarlarda pıhtı  oluşmasının bir işareti olabilir.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-ayak-ve-ayak-bilegi-sismeleri-normalmidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Bacak Krampları</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-bacak-kramplari.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-bacak-kramplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=232</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğin özellikle ikinci yarısında, genellikle de gece uykuda, bacakların baldır kısımlarında oluşan ağrılı kasılmalar görülebilmektedir. Bu krampların nedenini kimse net olarak bilmemektedir. - Gebeliğin getirdiği kilo artışının verdiği yorgunluk - Bacaklardaki damarların sıkışması - Gebelikte oluşan hormonal değişiklikler - Diyet : diyette fosfor fazlalığı,kalsiyum ve magnezyum eksikliği suçlanmaktadır. Krampları önlemek için neler yapılabilir? - Gece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliğin özellikle ikinci  yarısında, genellikle de gece uykuda,  bacakların baldır kısımlarında oluşan  ağrılı kasılmalar  görülebilmektedir. Bu krampların nedenini kimse net olarak   bilmemektedir.</p>
<blockquote><p>- Gebeliğin getirdiği kilo       artışının verdiği yorgunluk<br />
- Bacaklardaki damarların       sıkışması<br />
- Gebelikte oluşan hormonal       değişiklikler<br />
- Diyet : diyette fosfor fazlalığı,kalsiyum ve magnezyum  eksikliği  suçlanmaktadır.</p></blockquote>
<p><strong>Krampları  önlemek için neler  yapılabilir?</strong></p>
<p>- Gece yatmazdan önce, bir duvarın 50 cm kadar uzağında  durup  ellerinizi duvara dayayın ,ayaklarınız bulundukları yerde sabitken   vücudunuzun üst kısmını duvara doğru eğip 10 saniye kadar  baldırlarınızın  gerilmesini sağlayın, daha sonra tekrar dik pozisyona  geçin. Bu hareketi  yatmazdan önce beş kez tekrarlayın.</p>
<p>- Gün içinde ayaklarınızı mümkün olduğu kadar yüksekte  tutarak  oturmaya ve yatmaya çaba sarf edin.</p>
<p>- Uzun süre ayakta kalmamaya ve bacak bacak üstüne  atarak  oturmamaya özen gösterin.</p>
<p>- Yeterli sıvı almaya özen gösterin. Günde en az 8  bardak sıvı  almanız tavsiye edilir.</p>
<p>- Diyetinizi düzenleyin: Kandaki kalsiyum fosfor  dengesinin,  kalsiyum lehine olacak şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.Gebelik   sırasında kalsiyum ihtiyacı ciddi bir şekilde artmaktadır. Fakat  kalsiyumdan  zengin gıdalar aynı zamanda fosfordan yana da zengindir(  süt,peynir, et gibi)  ve bu gıdalardan vazgeçilmesi söz konusu olamaz.</p>
<p>Pek çok çerez,kolalı içecekler, meşrubatlar ve  konserve gıdalar  fosfordan yana zengindir. Bu tip gıdalardan mümkün olduğu  kadar uzak  durmanız yerinde olacaktır. Böylece kandaki fosfor miktarının  gereksiz  artışı engellenmiş olur.</p>
<p>Kalsiyum/fosfor dengesini istendiği şekilde  düzenleyebilmek için  beslenmenizi şu şekilde düzenlemeniz faydalı olacaktır:</p>
<p>- Diyetinizdeki aburcubur gıdaları tamamen kaldırın veya  iyice  azaltın; böylelikle ,diyetinizdeki fosfor miktarı azalacaktır  (krakerler,  kolalı içecekler, diğer gazlı içecekler).</p>
<p>- Özellikle akşam saat 18 den sonra bu tip gıdalardan  uzak durun  (kramplar özellikle gece oluşurlar, bu saatlerde kandaki fosfor   seviyenizin yükselmemesi için).</p>
<p>- Süt , sütlü ürünler ve peynir gibi gıdaları gündüz  saatlerinde  tüketin, gece saat 18 den sonra bu gıdaları almamaya çalışın.</p>
<p>- Gece yatmazdan hemen önce 500-1000 mg lık bir kalsiyum  tableti  alınız.(Böylece uyku sırasında kalsiyum /fosfor dengesi kalsiyum lehine   olacaktır).</p>
<p>- Kas kramplarını engellemede size yardımcı olabilecek  bir diğer  elektrolitte potasyumdur. Muz , kivi, kayısı gibi potasyumdan zengin   meyveleri bolca tüketin.</p>
<p>- Yukarıda anlatılanları yapmanıza rağmen kramplar  yeterince  düzelmez ise doktorunuz size ,yatarken almanız için magnezyum içeren   ilaçlar önerebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-bacak-kramplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Cilt Değişiklikleri</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-cilt-degisiklikleri.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-cilt-degisiklikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik kadın vücudunu pek çok yönden etkileyen bir süreçtir.Kilo artışı , ciltte, saçlarda ve tırnaklarda oluşan değişiklikler dıştan fark edilen ve görüntünüzü değiştiren süreçler olduğu için gebede kaygı yaratabilmektedirler. Fakat genelde çık fazla endişe duymanıza gerek yoktur, zira oluşa değişikliklerin çoğu gebelik sonrası ortadan kaybolacaktır. Gebelik ve cildiniz Çoğu kadın gebelik sürecinde kilosunun artacağını, sırtında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik kadın vücudunu pek çok  yönden etkileyen  bir süreçtir.Kilo artışı , ciltte, saçlarda ve tırnaklarda  oluşan  değişiklikler dıştan fark edilen ve görüntünüzü değiştiren süreçler   olduğu için gebede kaygı yaratabilmektedirler. Fakat genelde çık fazla  endişe  duymanıza gerek yoktur, zira oluşa değişikliklerin çoğu gebelik  sonrası ortadan  kaybolacaktır.</p>
<p><strong>Gebelik ve cildiniz</strong></p>
<p>Çoğu kadın gebelik sürecinde  kilosunun artacağını, sırtında ağrılar  hissedeceğini, karın cildinde çatlaklar  oluşabileceğini bekler. Fakat  ciltte ve saçlarda oluşan değişiklikler çoğu  gebede sürpriz etkisi  yaratır.</p>
<p>Gebelik sırasında ciltte  oluşan değişikliklerin pek çok nedeni  vardır. Bunların bir kısmı gebelik  sırasında oluşan hormonal  değişikliklerle ilgilidir. Bir kısmı ise gebelik  öncesi mevcut olup,  gebelik sırasında değişiklik gösteren lezyonlardır. Fakat  çoğu cilt  değişikliğine neyin neden olduğu doktorlarca da tam olarak   bilinmektedir.</p>
<p><strong>Koyu  renkli cilt lekeleri</strong></p>
<p>Gebelik sırasında bazı  kadınların göğüslerinde, meme uçlarında ve  uylukların iç yüzlerinde koyu renkli  lekeler belirir. Bu lekeler cilt  ve saçlarınıza renk veren melanin adlı  pigmentin artışından  kaynaklanmaktadır. Esmer kadınlarda daha belirgin olan bu  süreç  ,gebelerin yaklaşık %90 da gözlenmektedir.</p>
<p><img class="alignleft" title="cilt-catlagi" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_01.jpg" alt="cilt-catlagi" width="317" height="106" /><img class="alignright" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_02.jpg" alt="" width="249" height="232" /></p>
<p>Gözler, burun ve elmacık kemikleri  üzerinde  oluşan kahverengi lekelere &#8220;kloasma&#8221; veya &#8220;gebelik  maskesi&#8221; adı  verilir. Gebelerin yaklaşık %70 de kloasma gelişir. Güneşte  kalınan  süre arttıkça lekeler koyulaşır. Bu nedenle güneşte kalınan süre   azaltılmalı, güneşe çıkarken geniş kenarlı bir şapka takılmalı ve en az  15 SPF  olan koruyucu güneş kremleri kullanılmalıdır.<br />
Bu lekelerin tıbbi açıdan bir zararı  bulunmamaktadır ve gebelikten  sonraki bir kaç ay içinde soluklaşırlar fakat  tamamen kaybolmaları pek  söz konusu değildir. Bu arada cildinizde yeni veya hızla şekil değiştiren benler saptarsanız   , bu durumdan doktorunuzu hemen haberdar ediniz.</p>
<p>Bazı kadınlarda gebelik  sırasında göbekten çatı  kemiğine doğru uzanan koyu renkli bir hat belirir. Bu  çizgiye &#8220;linea  nigra&#8221; adı verilir. Bu çizgi de gebelik sonrası  dönemde  soluklaşacaktır.</p>
<p><strong>Cilt çatlakları</strong></p>
<p>Gebelikte büyümekte olan  bebeğe uyum gösterebilmek için gerilen  cildinizde belli bölgelerde çatlaklar  oluşabilir. Bu çatlaklar en çok  karın, kalçalar, göğüsler ve uyluk bölgelerinde  oluşmaktadır. Bu  çatlakların oluşup  ulaşmayacağını belirleyen temel belirleyici  cildinizin yapısıdır, yani bazı  ciltler çatlamaya daha yatkın  olmaktadır. İkinci önemli belirleyici gebelik  sürecinde alınan  kilolardır. Netice çatlakların oluşumu mekanik bir olaydır;  aynen  gerilen kumaşın yırtılması gibi oluşmaktadır.</p>
<p>Dolayısı ile fazladan  alınan kilolar, çatlak  oluşma riskini de artırmaktadır.<img class="alignright size-full wp-image-227" title="cilt_catlagi_03" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_03.jpg" alt="" width="245" height="180" /></p>
<p>Çatlak oluşumunu engellediği  iddia edilen pek çok krem, losyon veya yağ  piyasada satılmakla beraber, bu  ürünlerin işe yaradığına dair bilimsel  bir kanıt bulunmamaktadır. Cildinizi  nemlendirici bir kremle düzenli  olarak nemlendirmek cildi yumuşak tutmak  açısından faydalı olabilir.</p>
<p>Oluşan çatlakların renkleri  doğumdan sonra giderek açılır ve sedefi  renkte izler kalır.</p>
<p><strong>Saç değişiklikleri</strong></p>
<p>Gebelik sürecinde gerçekleşen  hormonal değişiklikler nedeni ile  saçların gürleşmesi sıklıkla görülmektedir.  Pek çok gebe kadın  saçlarındaki gürleşmeyi fark etmektedir. Bazen , normalde  kıl gelişimi  görülmeyen yüz, göğüs, karın bölgelerinde tüylerin çıktığı   görülmektedir. Bu durumu mutlaka doktorunuza bildirin, eğer tüyler çok  yoğun,  koyu renkli ve kalın değil ise tıraşla, ağda ile veya cımbız ile  yok edilmeleri  bir problem yaratmaz.</p>
<p>Doğumun üzerinden yaklaşık  olarak üç ay geçtikten sonra ,pek çok kadın  saçlarında dökülme başladığını fark  eder. Bunun nedeni hormonların  gebelik öncesi duruma dönmeleri ve gebelik  sırasında çıkmış ekstra saç  ve kıların dökülmesidir.</p>
<p>Bu dökülmeyi engelleyecek bir  ilaç bulunmamaktadır, 3-6 ay içinde  durumun normale dönmesi beklenir.</p>
<p><strong>Tırnak değişiklikleri</strong></p>
<p>Aynı saçlarda olduğu gibi  tırnaklarda gebelik sürecinde değişiklikler  gösterirler. Bazı kadınlar  gebelikte tırnaklarının daha hızlı uzadığını  gözlerler, bazıları ise  tırnaklarının çatladığını ve kolayca  kırıldığını gözlerler.<br />
Aynı saçlarınızdaki  değişiklikler gibi bunlarda gebelikten sonra  normale dönecektir.</p>
<p><strong>Varisler</strong></p>
<p>Giderek büyüyen rahminiz,  vücudun alt taraflarından gelen damarlar  üzerine basınç uygular ve buna bağlı  olarak bacaklarınızdaki damarlar  daha dolgun ve mor renkli görülmeye başlar. Bu  arada bacaklarınızda  ağrılar oluşabilir. Şişmiş ve kıvrımlı bu damarlara  &#8220;varis&#8221; adı  verilir. Toplar damarlardaki bu genişlemeler  bacaklarınızda oluştuğu  gibi vajinanızda ve anüs etrafında da oluşabilir ( bu  bölgede oluşan  varislere hemoroit adı verilir). Eğer yakın akrabalarınızda  varis  problemi var ise, sizde de bu problemin görülme ihtimali artmaktadır.   Varis oluşumunu tamamen engellemek mümkün olmasa da yapabileceğiniz bazı  şeyler  bulunmaktadır.</p>
<p>- Uzun süre oturur pozisyonda  veya ayakta sabit olarak durmayınız.  Zaman zaman yürüyerek, bacaklarınızdaki  kanı hareketlendiriniz.<br />
- Otururken bacak bacak üstüne  atmayınız.<br />
- Otururken, mümkün olduğu kadar  ayaklarınızı yukarı kaldırınız.<br />
- Düzenli olarak egzersiz  yapınız. Yürüme, yüzme ve egzersiz bisikleti  iyi birer seçim olabilir.<br />
- Bacaklarınızı destekleyen  çoraplar giyiniz.</p>
<p><strong>PUPPP</strong><strong> </strong>(Pruritic  urticarial  papules and plaques of pregnancy)<img class="alignright size-full wp-image-228" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="cilt_catlagi_04" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_04.jpg" alt="" width="264" height="114" /></p>
<p>Yaklaşık olarak her 200 gebelikte bir görülür.Gebeliğin ikinci  yarısında  çıkan , genellikle  karın bölgesinden başlayan; göğüslere ,  kalça ve uyluklara doğru yayılan  kurdeşen benzeri ,kızarık  kabarcıklardır.Aşırı kaşıntı yapabilir. Doğumdan  sonra kaybolan bu  lezyonları ve kaşıntılarını azaltmak için doktorunuz  antihistaminikli  veya steroidli kremler önerebilir.</p>
<p><strong>Prurigo</strong><br />
<img class="alignright size-full wp-image-229" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="cilt_catlagi_05" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_05.jpg" alt="" width="261" height="153" /><br />
Vücudunuzun herhangi bir bölgesinde ,böcek ısırığını andıran  ,kaşıntılı  kabarcıklar şeklinde  kendini gösterir. Gebeliğinizin  herhangi bir döneminde başlayabilir. Genellikle  bir kaç kabarcıkla  başlayıp giderek sayıları artar.Bir kaç ay içinde  kaybolabildiği gibi,  bazen de gebelik sonrası dahi bir süre devam etmektedir.  Genellikle  ilaç verilerek kontrol altına alınmaktadır.</p>
<p><strong>Pemphigoid Gestationis</strong><br />
Gebelik sırasında görülen, nadir bir hastalıktır. Genellikle  gebeliğin  üçüncü ayından sonra görülür. Özellikle karın cildinde  kabarcıklar <img class="alignright size-full wp-image-230" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="cilt_catlagi_06" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/cilt_catlagi_06.jpg" alt="" width="250" height="190" />belirir.Ağır  vakalarda kabarcıklar bütün cildi  kaplayabilir. Daha sonraki gebeliklerde de nüks etme  potansiyeli olan  bir hastalıktır. Dermatoloğun önereceği çeşitli ilaç ve  uygulamalar ile  kontrol edilmeye çalışılır. Bu arada anne karnındaki bebeğinde   dikkatli bir kontrol altında tutulması gereklidir.(Düşük doğum ağırlığı,  erken  doğum gibi problemlerle karşılaşılabilir;anne karnında bebek  ölümü ihtimali  artmaz, diğer gebeler gibidir)</p>
<p><strong>Gebelik kolestazı</strong></p>
<p>Gebelik sırasında en sık  görülen karaciğer problemidir.En sık görülen  belirtisi el ve ayak tabanlarında  kaşıntıdır. Bu kaşıntı zamanla  gövdeye de yayılabilir. Belirtiler genellikle  gebeliğin son üç ayı  içerisinde başlar ve doğumdan bir kaç gün sonra kaybolur.  Daha sonraki  gebeliklerde tekrarlama şansı olan bir rahatsızlıktır.Karaciğer   içindeki kanallarda safra akımı yavaşlamıştır ve safra tuzları kanda   birikmektedir.</p>
<p>Anne karnında bebek ölümü,  erken doğum,doğum sonrası kanama gibi  problemlere yol açabilen bu hastalık  teşhis edildiğinde , gebeliğiniz  çok yakından takibe alınacak, gerektiğinde de  erken sonlandırılacaktır.  Bu arada kaşıntıyı azaltacak şekilde ilaçla tedavi  düzenlenebilir,  fakat bu tedavilerin başarısı sınırlıdır,esas tedavi doğum ile   gerçekleşecektir.</p>
<p><strong>Daha önceden mevcut cilt hastalıkları</strong></p>
<p>Gebelik öncesinden mevcut cilt  hastalıklarının bir kısmı gebelik  sırasında düzelme gösterirken bazıları da  aksine kötüleşebilmektedir.  Örneğin kaşıntılı lezyonlarla giden &#8220;atopik  dermatit&#8221; vakaları gebelik  sırasında sıklıkla kötüleşirken;  &#8220;psoriasis&#8221; veya başka bir deyişle  sedef hastalığı gebelik sırasında  iyileşme göstermektedir. Eğer bir  cilt hastalığınız var ise , bu hastalığın  gebelik sırasındaki olası  seyri hakkında en doğru bilgiyi dermatoloğunuz  verecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-cilt-degisiklikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Egzersiz</title>
		<link>http://hsenyurt.com/gebelikte-egzersiz.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/gebelikte-egzersiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 11:49:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum ve Gebelik ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[Düzenli egzersiz yapmak, kas ve kemiklerinizi güçlendirir,size enerji verir ve sağlıklı kalmanıza yardımcı olur. Gebelik sürecinde de egzersiz yapmak benzer faydalar sağlayacaktır. Egzersizin Faydaları: Gebelik sürecinde kilo almanız, kendinizi yorgun hissetmeniz normaldir; egzersiz yapmanız kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabileceği gibi,gebelikle bağlantılı bazı sıkıntıları daha kolay atlatmanızı da sağlayabilir. Haftanın her günü değilse bile çoğu günleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli egzersiz yapmak, kas ve  kemiklerinizi  güçlendirir,size enerji verir ve sağlıklı kalmanıza  yardımcı olur. Gebelik  sürecinde de egzersiz yapmak benzer faydalar  sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Egzersizin Faydaları:</strong> <img class="alignright size-full wp-image-222" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="image001" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/image0011.gif" alt="" width="260" height="232" /></p>
<p>Gebelik sürecinde kilo almanız, kendinizi yorgun  hissetmeniz normaldir;  egzersiz yapmanız kendinizi daha iyi hissetmenizi  sağlayabileceği  gibi,gebelikle bağlantılı bazı sıkıntıları daha kolay  atlatmanızı da  sağlayabilir. Haftanın her günü değilse bile çoğu günleri en az  30  dakika süre ile aktif olmanız, egzersiz yapmanız size aşağıdaki  faydaları  sağlayabilir.</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Sırt ağrılarınız,kabızlık şikayetleriniz,karında gaz ve bacaklarda  şişlik  şikayetleriniz azalır.</li>
<li style="text-align: left;">Gestasyonel diyabetten korunabilirsiniz veya kontrol altına  alınmasını kolaylaştırabilir.</li>
<li style="text-align: left;">Enerji seviyeniz artar.</li>
<li style="text-align: left;">Ruhsal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.</li>
<li style="text-align: left;">Kaslarınız daha kuvvetli ve dayanıklı hale gelir.</li>
<li style="text-align: left;">Vücudunuzun duruş şekli düzelir.</li>
<li style="text-align: left;">Daha iyi uyursunuz.</li>
</ul>
<p>Düzenli aktivite gebelik süresince  vücudunuzun bedenen  iyi durumda olmasına yardımcı olurken, doğum  eyleminin ağrıları ile baş etme  kabiliyetinizi de artırır.Ayrıca  doğumdan sonra vücudunuzun eski formuna  dönmesini kolaylaştıracaktır.Bu  arada ,gebelik süresince kilo vermek amaçlı  egzersiz asla  yapılmamalıdır.</p>
<p><strong>Gebelik sırasında vücudunuzda olan değişiklikler</strong></p>
<p>Gebelik süresince vücudunuzda gerçekleşen  değişiklikler, egzersiz yapma  kabiliyetinizi de etkileyecektir.</p>
<p><strong>Eklemler:</strong><br />
Gebelik süresince gerçekleşen hormonal değişiklikler  eklemlerin  etrafındaki bağların gevşemesine neden olur.Bu eklemlerin hareket   kabiliyetini artırdığı için incinme riski de artış gösterir. İncinme ve   sakatlık riskini azaltmak için: gebelik sürecinde egzersiz yaparken  atlama,  zıplama veya eklem üzerine aşırı yük getiren hareketlerden  kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong>Denge:</strong><br />
Gebeliğin sonlarına doğru 12-20 kilo arası bir ağırlık  artışı  gerçekleşmiş olacaktır.Alınmış olan bu ekstra kilolar özellikle   vücudunuzun ön kısmında yerleşmiş olacağı için ağırlık merkezinizde yer   değiştirecektir.Bu durum özellikle leğen kemiği ve bel bölgesindeki  eklem ve  kaslara ilave yük getirecektir.Bu durum özellikle gebeliğin  son dönemlerinde  denge bozukluğu ve düşme riskinizi artırırken;  özellikle  belinizin alt kısımlarındaki ağrıları artıracaktır.</p>
<p><strong>Kalp hızı:</strong><br />
Gebelik sürecinde almış olduğunuz kilolar vücudunuzun  gebelik öncesine  göre daha fazla çalışmasını gerektirecektir.Egzersiz yapılması  kan ve  oksijen akımını vücudun diğer kısımlarından ,çalıştırılmakta olan   kaslara yönlendirir.Bu yüzden egzersizlerin abartılmaması doğru  olur.Egzersizin  makul düzeyde tutulması en doğru olanıdır; egzersiz  sırasında normal olarak  konuşabiliyorsanız kalp hızınızın kabul  edilebilir sınırlarda olduğu  söylenebilir.</p>
<p><strong>Başlamazdan önce</strong></p>
<p>Bir egzersiz programına başlamazdan önce, mutlaka  doktorunuzla  konuşarak gebelikle ilgili veya sizinle ilgili engelleyici bir  durum  olmadığından emin olunuz.</p>
<p>- Erken doğum riski olanlar<br />
- Vajinal kanaması olanlar<br />
- Su kesesi açık olanların</p>
<p>egzersiz yapmaları istenmez. Bunun dışında yüksek  tansiyon benzeri  problemi olan gebelere doktorları ne zaman ve ne tipte  egzersiz  yapabileceklerini söyleyecektir.</p>
<p><strong>Güvenli egzersizlerin seçilmesi</strong></p>
<p>Çoğu egzersiz şekli gebelik sürecinde emniyetli kabul  edilir.Fakat bazı  hareketler konusunda kısıtlamalar vardır.Örneğin ilk üç ay   tamamlandıktan sonra, sırtüstü yatarak yapılan egzersizlerden   kaçınmalıdır.Ayrıca uzun süre sabit pozisyonda kalmaktan da  kaçınmalıdır.</p>
<p>Gebelik sırasında  emniyetli kabul edilen sporlar;</p>
<p>- Yürüyüş herkes için güzel bir egzersizdir,tüm vücudu  çalıştırırken,  eklem ve kasları da fazla zorlamaz.Gebe kalmazdan önce çok aktif  bir  spor hayatınız yok ise ideal bir başlangıç egzersizi olabilir.<br />
- Yüzme de çok sayıda kasınızı çalıştırır ve vücudunuz için ideal bir   spordur.Suda kas ve eklemlerinize binen yük çok az olacağı için zorlanma  ve  sakatlanma ihtimali en azdır.Ayrıca serin kalmanızı ve  bacaklarınızda şişlik  olmasını da engeller.<br />
- Bisiklete binmek iyi bir aerobik egzersizdir.Fakat  karnınız büyüdükçe  denge problemleri olup düşme riskiniz artar.Bu neden le  gebelik  ilerledikçe sabit egzersiz bisikletlerini tercih etmelisiniz.<br />
- Aerobik kalp ve akciğerlerinizi kuvvetli tutmak için  iyi bir egzersiz  seçeneğidir.</p>
<p>Gebe kalmazdan önce de yapmış olmak kaydı ile  aşağıdaki egzersiz  çeşitleri de gebelikte yapılabilir.Yalnız bu sırada aşırıya  kaçılmamalı  orta yol izlenmelidir.</p>
<p>- Koşma: gebe kalmazdan önce de bu sporu yapıyordu  iseniz, gebelik  sırasında da koşmaya devam edebilirsiniz.Fakat koşu miktarını   değiştirmeniz gerekebilir;bu konuda doktorunuzla konuşmalısınız.</p>
<p>- Raket sporları:Tenis,badminton gibi sporları aşırıya  kaçmamak kaydı  ile gebelik sırasında da yapabilirsiniz.Yalnız ilerleyen  haftalarla  birlikte denge problemlerinin artacağını, düşme ve sakatlanma  riskinin  de dolayısı ile artacağını unutmayınız.</p>
<p>Aşağıdaki sporları ise gebelik sırasında yapmanız  istenmez:</p>
<p>- Kayak:özellikle slalom tarzı kayakta düşme ve  sakatlanma riskiniz  fazladır.Çünkü gebelikle birlikte denge problemleriniz  giderek  artacaktır.Ayrıca 1800m üzerindeki irtifalarda egzersiz yapıldığında   &#8220;dağ hastalığı&#8221; görülme riskiniz artar.Böyle bir durum yaşadığınız   takdirde solunum sıkıntınız olacağı için bebeğinizin de oksijen alması   zorlaşacaktır.<br />
- SCUBA dalış gebelik süresince yapılmamalıdır.<br />
- Futbol,basketbol gibi kontak sporlardan gebelik  süresince uzak  durulmalıdır.<br />
- Jimnastik,su kayağı,at binme gibi sporlarda düşme ve   sakatlanma riski fazla olduğu için gebelik süresince yapılmamalıdırlar.</p>
<p>Hangi tip egzersiz yapmak isterseniz isteyin,  öncesinde konuyu mutlaka  doktorunuzla görüşüp onun uyarılarını göz önüne alınız.</p>
<p>Gebelikte egzersizin ilk 24 haftada yapılması daha  pratiktir.Daha  önceden kolay gelen egzersizler dahi son üç ayda zorlayıcı   olabilmektedir.Bu normal bir durumdur.</p>
<p>Daha önceden yoğun bir egzersiz programı içinde  değilseniz, günde 5  dakika ile başlamanız yerinde olur.Daha sonra haftada 5 er  dakikalık  artışlarla 30 dakikaya kadar çıkabilirsiniz.</p>
<p>Her egzersiz seansına ısınma turu ile başlayınız, bu  5-10 dakika süren  yavaş yürüyüş gibi bir aktivite olabilir.Bu arada 10-20  saniyelik  sürelerle kaslarınıza germe hareketleri de uygulayabilirsiniz.</p>
<p>Egzersiz sonrası ise 5-10 dakika boyunca yavaş  hareketlere devam etmeli  ve kalp hızınızın normale dönmesini sağlamalısınız.Bu  daha sonra  kaslarınızın ağrımasını engelleyecektir.</p>
<p><strong>Dikkat etmeniz gerekenler</strong></p>
<p>Gebelik sürecinde vücudunuzda oluşan değişiklikler  belli pozisyon ve  aktiviteleri riskli duruma getirecektir.Egzersiz yaparken  atlama, hızlı  yön değiştirme gibi haretketlerden mümkün olduğu kadar   kaçınmalısınız.Bu tip hareketler eklemlerinizi zorlayabilir ve  sakatlanmalara  yol açabilir. Egzersiz sırasında vücut sıxcaklığınızın  aşırı yükselmesine izin  vermeyiniz;bu sıvı kaybetmenize ve gebelikle  ilgili problemler yaşamanıza neden  olabilir.Egzersiz yaparken aşağıdaki  husulara dikket etmeniz doğru olacaktır:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">İlk üç aydan sonra sırt üstü yatarak egzersiz  yapmayınız.</li>
<li style="text-align: left;">Ateşiniz varken veya hava çok sıcak ve nemli ise  egzersiz yapmaktan  kaçının.</li>
<li style="text-align: left;">Sizi serin tutacak kıyafetler giyerek egzersiz yapın.</li>
<li style="text-align: left;">egzersiz yaparken göğüslerinizi iyi bir şekilde  destekleyecek  sütyenler kullanın.</li>
<li style="text-align: left;">Vücudun susuz kalmasını,aşırı ısınmasını engelleyecek  şekilde bol  sıvı alın.</li>
<li style="text-align: left;">Gereki ekstra kalorileri almayı ihmal etmeyin.</li>
</ul>
<p>Egzersiz yaparken vücudunuz gözlemleyin ve enerjiniz tükeninceye kadar  asla spor yapmayın.Aşağıdaki belirtileri tespit ederseniz egzersiz  yapmayı kesin ve doktorunuzla temasa geçin:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;">Vajinal kanama</li>
<li style="text-align: left;">Baş dönmesi veya baygınlık hissi</li>
<li style="text-align: left;">Nefes darlığı</li>
<li style="text-align: left;">Göğüs ağrısı</li>
<li style="text-align: left;">Kaslarda güçsüzlük</li>
<li style="text-align: left;">Baldırlarınızda ağrı veya şişlik</li>
<li style="text-align: left;">Rahminizde kasılma</li>
<li style="text-align: left;">Bebek hareketlerinde azalma</li>
<li style="text-align: left;">Vajinadan sıvı gelmesi</li>
</ul>
<p><strong>Bebeğiniz Doğduktan Sonra</strong></p>
<p>Doğum ve bebek bakımı ağır yük getiren  durumlardır.Gebelik ve doğum  sonrası eski gücünüzü toplamanız biraz zaman  alacaktır.Eğer zor veya  komplikasyonlu bir dıoğum yaptı iseniz veya sezaryen  ile doğum yaptı  iseniz toparlanma süreniz biraz daha uzun olacaktır.Egzersiz  programına  geri dönmezden önce doktorunuzla bu konuda mutlaka görüşünüz.</p>
<p>Egzersiz programına geri dönmezden önce, bebeğinizle  beraber  yapacağınız yürüyüşler iyi bir seçim olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/gebelikte-egzersiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HPV Aşısı</title>
		<link>http://hsenyurt.com/hpv-asisi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/hpv-asisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 07:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=216</guid>
		<description><![CDATA[2006 yılının Şubat ayından bu yana rahim ağzı kanseri ve genital bölge siğillerinden korunma amaçlı bir aşı piyasada bulunmaktadır. Bu aşının içinde 4 değişik HPV nin (Human Papilloma Virus) antijeni bulunmaktadır. Aşının içeriğini ; en fazla rahim ağzı kanserinden sorumlu olan iki HPV tipi 16 ve 18 ile genital siğillere neden olan iki tip 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2006 yılının Şubat   ayından bu yana rahim ağzı  kanseri ve genital bölge siğillerinden korunma amaçlı   bir aşı piyasada  bulunmaktadır. Bu aşının içinde 4 değişik HPV nin (Human   Papilloma  Virus) antijeni bulunmaktadır. Aşının içeriğini ; en fazla rahim ağzı    kanserinden sorumlu olan iki HPV tipi 16 ve 18 ile <a href="http://hsenyurt.com/genital-sigiller.html">genital   siğillere</a> neden olan iki tip 6 ve 11 in sentetik  olarak üretilmiş   antijenleri oluşturur. Yaklaşık 100 çeşit HPV virüsü  olduğu düşünüldüğünde 4   çeşit antijen az gibi algılanabilirse de:  aşının içeriği genital siğillerden %90   ve rahim ağzı kanserinden %70  oranında korunma sağlamaktadır. Bir başka deyişle 6   ve 11 numaralı HPV  virüsleri genital siğillerin %90 dan 16 ve 18 numaralı   virüsler ise  rahim ağzı kanserinin %70 den sorumludur.<br />
Tüm dünyada yılda   yaklaşık 500 000 yeni rahim ağzı kanseri vakası  tespit edilmektedir ve her yıl   yaklaşık 280 000 kadın rahim ağzı  kanseri nedeni ile ölmektedir. Gelişmekte olan   ülkelerde bu kanser  ileri ülkelere göre daha fazla görülmektedir. Bunun nedeni   ileri  ülkelerde kadınların düzenli PAP smear yaptırmaları nedeni ile kanserin    daha başlangıç halinde yakalanması ve gerekli tedavilerin  yapılmasıdır. Dünya   çapında yaygın olarak aşılama  gerçekleştirilebildiği takdirde bu hastalığın   görülme sıklığının  azalacağı kesindir.</p>
<p><strong>Aşının   koruyuculuğu ne kadar sürer?</strong><br />
Bu konuda şu anda   hiç kimsenin bir fikri  bulunmamaktadır. Zamanla bu konu netleşecektir, fakat şu   andaki  verilere göre en az 8 yıl koruyuculuğun devam ettiği bilinmektedir  (belki   belli aralıklarla hatırlatıcı aşı yapmak gerekli olacaktır). <a href="http://hsenyurt.com/hpv-hakkinda.html">HPV </a>enfeksiyonlarının %75 i 15-24 yaşlar arasında  alınmaktadır, dolayısı ile genç   bir bayan cinsel olarak aktif olmazdan  önce aşı ile korunma altına alınır ise   riskin en fazla olduğu dönemde  korunma altında olacaktır.</p>
<p><strong>HPV aşısının   potansiyel yan etkileri  nelerdir?</strong><br />
Hastaların en sık   sorulardan biri  budur.Klasik aşı komplikasyonlarından ayrı özel bir komplikasyon    bilinmemektedir. En sık görülen komplikasyon enjeksiyon yerinde ağrıdır,  aşı   yapılanların %80 i aşı yerinde ağrı olduğunu bildirmektedir. Daha  seyrek olarak   aşı yerinde lokal şişlik,kızarıklık,kaşıntı ve ateş  bildirilmektedir.</p>
<p><strong>Aşı nereden   yapılmaktadır?</strong><br />
Aşı koldan   uygulanmaktadır. Herhangi bir  aşıdan farkı yoktur.</p>
<p><strong>Aşıdan dolayı   hastalık kapar mıyım?</strong><strong><br />
</strong>Sıkça sorulardan   biri de budur. Bu  aşı canlı virüs içermemektedir. Dolayısı ile aşı yaptırdığınız   için  HPV enfeksiyonu kapmanız mümkün değildir.</p>
<p><strong>HPV   enfeksiyonunu daha önceden almış  birisine aşı yapılır mı?</strong><br />
Evet yapılır, çünkü bu kişinin aşının    koruduğu 4 virüsün hepsi ile enfekte olmuş olma olasılığı sıfıra    yakındır. Dolayısı ile, aşı yapılarak diğer virüslerden korunma  sağlanmış   olacaktır.       Aşının cinsel olarak aktif olmazdan önce başlanması en   üst  düzeyde koruyuculuk sağlayacaktır.Aşının prospektüs bilgilerinde 9  yaşından   itibaren yapılabileceği yazmaktadır. Amerikan Hastalık  kontrol dairesi (CDC)   11-12 yaşlar civarında ilk dozun yapılmasını  tavsiye etmektedir. İlk dozdan 2 ay   sonra ikinci doz, ikinci dozda 4  ay sonrada son aşılama yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı ile ilgili   temel prensipler  aşağıda özetlenmiştir</strong>:<br />
- Aşı olmaktan dolayı   HPV enfeksiyonu olma  ihtimaliniz yoktur.<br />
- Aşının önemli bir   yan etkisi yoktur.<br />
- Aşı olduğunuz halde   Pap smear yaptırmaya  devam etmeniz gerekmektedir.<br />
- Gebelikte   aşılanmanız önerilmez.<br />
- Aşılarınız   tamamlanmadan gebe kalırsanız  kalan dozlar gebelik sonrası yapılabilir.<br />
- HPV çok yaygın bir   enfeksiyon olup 50  yaşına kadar kadınların %80 i bir şekilde HPV ye maruz   kalmaktadır.<br />
<a href="http://hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/hpv-asisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genital Herpes (uçuk)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/genital-herpes-ucuk.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/genital-herpes-ucuk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 07:12:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan viral bir enfeksiyondur. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde her 5 erişkinden biri  bu virüs ile enfekte durumdadır. Yakın ilişki ile ve sıklıkla da cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalıktır. En tipik özelliği: neden olduğu ağrılı kabarcıklar ve yaralardır. Bu yara ve kabarcıkların belirdiği yerler virüsün vücuda girmek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel   yolla bulaşan viral  bir enfeksiyondur. Kadınlarda erkeklere göre daha sık   görülmektedir.  Amerika Birleşik Devletlerinde her 5 erişkinden biri  bu virüs   ile  enfekte durumdadır.</p>
<p>Yakın   ilişki ile ve sıklıkla da cinsel ilişki  ile bulaşan bir hastalıktır. En tipik   özelliği: neden olduğu ağrılı  kabarcıklar ve yaralardır. Bu yara ve   kabarcıkların belirdiği yerler  virüsün vücuda girmek için kullanmış olduğu   noktalardır. Yaralarla  direkt temas edilmesi bulaşmaya neden olabilir fakat yara   yokluğunda  da bulaşma olabilmektedir.</p>
<p>Herpes   virüsü cinsel ilişki sırasında cilt veya  mukozalardaki ufak zedelenmelerden   geçerek vücuda girmektedir. <img class="alignright size-full wp-image-210" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="herpes_kar" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/herpes_kar.jpg" alt="" width="265" height="271" />Vücuda  giren virüs o bölgedeki sağlam hücrelere   girip çoğalmaya başlamakta  ve vücudun bağışıklık sistemi de virüs ile savaşmaya   başlamaktadır.  Virüs ile bağışıklık sistemi arasındaki bu mücadeleye bağlı   olarak  biraz önce bahsedilen yaralar oluşmaktadır.</p>
<p>Cinsel   organların yanında, dil, ağız, gözler, dişetleri, dudaklar  parmaklar ve vücudun   diğer yerleri de enfekte olabilmektedir. Hatta  vücudunuzdaki yaralara elinizle   dokunduğunuzda vücudunuzun başka  yerlerine özellikle de gözlerinize hastalığı   taşıyabilirsiniz.  Gözlerde oluşacak enfeksiyon çok ciddi problemler yaratabilir<br />
( herpetik keratit).</p>
<p>Herpes   virüsü vücut dışında birkaç saat yaşayabilirse de: tuvalet  oturaklarından,   küvetlerden veya diğer objelerden bulaştığına dair bir  kanıt bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>BELİRTİLER</strong></p>
<p>Herpes   virüsü ile enfekte olmuş insanların  çoğunda herhangi bir semptom yoktur.   Semptomlar görüldüğünde ise  kişiden kişiye çok fazla değişiklik görülmektedir.   Bazı kişilerde çok  sayıda ve ağrılı yaralar açılmakta, bazı kişilerde ise hafif   bir takım  belirtiler ile hastalık geçmektedir. Belirtiler genellikle virüs    vücuda girdikten 2-10 gün sonra çıkmaktadır. Bu sırada sizde grip  benzeri   belirtiler oluşabilir. Lenf bezleriniz şişebilir, ateş,  titreme, kas ağrıları,   yorgunluk hissi, bulantı ve kusmalar  oluşabilir. Bu arada cinsel organınızda,   kalçalarınızda veya diğer  bölgelerinizde içi sıvı dolu minik kabarcıklar   belirebilir.<a onclick="expandingWindow('http://www.hsenyurt.com/herpes_fotograflar.htm');return  false" href="http://hsenyurt.com/herpes_fotograflar.htm" target="_blank"> TIKLAYINIZ.</a> Bu kabarcıklar tek olmaktan ziyade genellikle  kümeler şeklindedir.</p>
<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-full wp-image-212" style="border: 5px solid black;" title="herpes_1" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/herpes_11.jpg" alt="" width="250" height="180" /><img class="size-full wp-image-213 aligncenter" style="border: 5px solid black;" title="herpes4" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/herpes4.jpg" alt="" width="242" height="176" /><br />
Bu arada idrar yaparken bir batma veya yanma hissi  oluşması da sıkça görülen   şikâyetlerdendir.</p>
<p>Dış genital bölge ve vajen girişinde herpes    lezyonları</p>
<p>Dış genital bölgede kabarcık şeklinde herpes</p>
<p>İlk herpes atağı 2-4 hafta  sürebilir. Bu süre içinde kabarcıklar patlar ve   yaralardan bir sıvı  sızmaya başlar, daha sonra yara kabuklanır ve iz bırakmadan   iyileşir.<br />
Tekrarlayan   herpeste ise ilk  önce virüsün vücuda girmiş olduğu yerde yanma, kaşıntı veya   batma  hissi oluşur. Bu sırada sırtınızda, kalçalarınızda ve dizlerinizde ağrı    hissedebilirsiniz. Bu öncü belirtilere <strong><em>prodrom</em></strong> adı verilir. Birkaç   saat sonrada yaralar çıkmaya başlar. Tekrarlayan  hastalıklarda genellikle ateş   çıkmaz ve yaralar daha çabuk iyileşir.  İyileşme süreci çoğu vakada 3-7 gündür.   Tekrarlayan enfeksiyonlarda  genelde daha az ağrı duyulur.<br />
Genital herpes   düşündüren  belirtileriniz var ise hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz.    Doktorunuz eğer teşhisi doğrular ise tedavinize hemen başlanacaktır.</p>
<p><strong>TEŞHİS</strong></p>
<p>Doktorunuz   bir veya daha fazla test isteyerek  teşhisi doğrulayacaktır. En kesin tanı   yöntemi yaralardan alınacak  örneklerde virüsün izole edilmesidir. Bu testin   sonuç vermesi yaklaşık  bir hafta alabilir ve her yerde yapılma imkânı yoktur.   Pozitif  sonuçlar teşhisi doğrularsa da negatif sonuç teşhisi ekarte    ettirmemektedir. Kanda yapılacak antikor ölçümleri yeni ve eski  enfeksiyonları   göstermekte yardımcı olmaktadır ( HSV IgG ve IgM)</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong></p>
<p>Herpesin   kökten tedavisi bu gün için mümkün  değildir. Hastalığın süresini kısaltacak ve   rahatsızlığı azaltacak  tedaviler yapılabilmektedir.</p>
<p>Daha önce   bu hastalığı geçirmiş iseniz ve yukarıda anlatılan  prodromal bulgular   başladığında doktorunuzun size reçete etmiş olduğu  antiviral tedaviye   başlarsanız hastalığın hafif ve kısa sürmesini  sağlamak mümkün olmaktadır.   Böylece hastalığı başkalarına bulaştırma  şansıda azalmaktadır.</p>
<p>Bazı çok   ağır herpes vakalarını hastaneye yatırıp, damar yolu ile  verilen ilaçlarla   tedavi etmek gerekli olmaktadır.</p>
<p><strong>NÜKSLERİ ÖNLEME</strong></p>
<p>Herpes   lezyonları birkaç gün veya hafta içinde  iyileşmekle beraber herpes virüsü   vücudunuzu terk etmez. Virüs  sinirleri takip ederek omurilikteki sinir   hücrelerine yerleşir ve  varlığını orada sürdürür. Yeni bir tetikleyici olayı   takiben dinleme  yerini terk eder sinir boyunca ilerler ve vücuda ilk girdiği   yerde  tekrar kabarcıklar oluşturarak alevlenir. Bazen yara ve kabarcıklar  yokken   de virüs ortamda bulunabilir.</p>
<p>Herpes   neden tekrarladığı net olarak  bilinmemektedir fakat bazı tetikleyiciler sıklıkla   karşımıza  çıkmaktadır. Ruhsal ve fiziksel stres bunlardan biridir. Bir kadın    kendini baskı altında hissettiğinde hastalık tekrarlayabilir. Soğuk  algınlığı ve   grip geçirilmesi de nükslere neden olabilmektedir.  Nüksleri engellemek açısından   vücudunuzu güçlü tutmalısınız: dengeli  beslenme, yeterli dinlenme ve stresle   mücadele bu bağlamda önemlidir.</p>
<p>%90 kişide   nüksler oluşmaktadır. Fakat bu  nükslerin ne sıklıkta görüleceği kişiden kişiye   çok değişmektedir.  Bazı kişilerde senede bir veya iki atak oluşurken   diğerlerinde yedi  sekiz atak oluşabilmektedir. Fakat nüks ataklar ilk atağa göre   daha  hafifi seyrederler.</p>
<p><strong>ÖNLEME</strong></p>
<p>Sizin veya   partnerinizin oral veya genital  herpesi var ise: prodromal semptomların   başlamasından yaralar kabuk  bağlayıp kaybolana kadar ilişkide bulunmayınız.   Lezyonlara kaza ile  dokunmanız halinde hemen sabunla yıkayınız ve ellerinizi   özellikle  gözlerinize götürmeyiniz.</p>
<p>Görünür lezyonu   olmayan  birisinden de hastalığı almanız mümkündür zira herpes virüsü belirti    vermeden de hastalık yapabilmektedir.ilişki sırasında kondom kullanmak  faydalı   olabilir fakat %100 garanti sağlamaz çünkü kondomun örtmediği  bölgedeki   lezyonlardan hastalık alabilirsiniz.</p>
<p><strong>GENİTAL   HERPES VE GEBELİK</strong></p>
<p>Eğer gebe iseniz   ve herpes  geçiriyorsanız bunu doktorunuza söylemeniz gerekir. Özellikle gebelik    sırasında ilk defa herpes geçirilmesi tehlikelidir. Bebeğe bulaşma  genellikle   doğum kanalından geçerken oluşmakta ve ciddi beyin ve göz  problemleri   oluşabilmektedir.</p>
<p>Gebelik   sırasında ilk defa  herpes geçiren kadınların bunu çocuklarına geçirme ihtimali    %30-60tır. Bu kadınlar daha önce bu hastalığı geçirmediklerinden  kanlarında   koruyucu antikorlar oluşamamıştır ve virüsün bebeğe geçişi  daha kolay   gerçekleşir. Gebelik öncesi bu hastalığı geçirmiş olanlarda  ise antikor oluşu   gerçekleştiğinden gebelik sırasında tekrarlayan  herpes durumunda virüsün bebeğe   geçmesi daha zor olur.</p>
<p>Bazı tekrarlayan   herpes  vakalarında gebeliğin son dört haftasında ilaç verilerek doğuma yakın    dönemde hastalığın nüks etme ihtimali azaltılabilir.</p>
<p>Doğumun   başladığı dönemde  prodromal belirtiler var ise veya lezyonlar görülür halde ise   sezaryen  ile doğum tercih edilecektir. Böylelikle bebeğin virüslü doğum    kanalından geçmesi engellenmiş olacaktır.<br />
Eğer su kesesi   erken açılmış ise  bebek daha anne karnında iken enfekte olabilir, böyle bir   durumda  sezaryen gerekli korumayı sağlamayabilir.</p>
<p>Genital herpesi   olan bir anne  bebeğini emzirebilir. Süt ile bulaşma olmaz. Fakat eğer bebeğin    dokunabileceği yerlerde herpes lezyonları varsa bebek oralara  dokunduğunda   virüsü alabilir.<br />
<a href="http://hsenyurt.com/index.html" target="_blank"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/genital-herpes-ucuk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bartholin Bezi Kisti ve Apsesi</title>
		<link>http://hsenyurt.com/bartholin-bezi-kisti-ve-apsesi.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/bartholin-bezi-kisti-ve-apsesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:59:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Bartholin bezleri vajinanın girişinde yer alan bir çift salgı bezidir,vajinayı kayganlaştırıcı karakterde bir salgıları vardır. Bazı durumlarda bu bezlerin çıkış ağızları tıkanır ve salgının boşalamamasına neden olarak şişmesine neden olur.Bu durumda Bartholin kistinden bahsedilir. Bazen ise kist içeriğinde mikroplar çoğalarak Bartholin apsesine neden olurlar. Bartholin kist ve apseleri nispeten az görülen rahatsızlıklardır. Bartholin kistlerinin tedavisi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bartholin bezleri vajinanın girişinde yer alan bir çift salgı bezidir,vajinayı   kayganlaştırıcı karakterde bir salgıları vardır.<img class="alignright size-full wp-image-206" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="bartholin" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/bartholin1.jpg" alt="" width="275" height="183" /> Bazı  durumlarda bu bezlerin   çıkış ağızları tıkanır ve salgının  boşalamamasına neden olarak şişmesine neden   olur.Bu durumda Bartholin  kistinden bahsedilir. Bazen ise kist içeriğinde   mikroplar çoğalarak  Bartholin apsesine neden olurlar.<br />
Bartholin kist ve apseleri nispeten az görülen rahatsızlıklardır.  Bartholin   kistlerinin tedavisi, kistin büyüklüğüne göre ve enfekte  olup olmamasına göre   değişir. Bazı durumlarda evde alacağınız basit  önlemler yeterli olurken, bazı   durumlarda cerrahi girişim ve  antibiyotik tedavisi gerekir.</p>
<p><strong>BELİRTİLER</strong></p>
<p>Kist küçük olduğunda ve enfeksiyon yok ise  <img class="size-full  wp-image-207 alignright" style="margin: 10px; border: 5px solid black;" title="bartholinkisti" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/bartholinkisti.jpg" alt="" width="325" height="192" />farkına varmamanız mümkündür. Kist   büyüdüğünde vajinanın girişinde bir şişliğin farkına varırsınız. Kistler   genellikle ağrısızdır.</p>
<p>Kist enfekte olduğunda aşağıdaki semptomlar görülebilir.</p>
<p>- Vajinanın girişinde hassas ve ağrılı bir şişlik<br />
- Yürürken ve otururken rahatsızlık<br />
- Cinsel ilişkide ağrı<br />
- Ateş</p>
<p><strong>NEDEN OLUR?</strong></p>
<p>Bartholin bezinin kanalının tıkanmasının bu  sürecin ilk adımı olduğu kabul   edilmektedir. Bu tıkanma sonucu bezin  içinde salgı birikmeye başlar.</p>
<p><strong>Ne zaman tıbbi yardım   aramalısınız?</strong><br />
Vajina girişinde iki üç günlük bir şişlik fark  ettiğinizde, ağrınız ve ateşiniz   yoksa, bu bölgeye sıcak sulu kompres  uygulaması yaparak evde tedaviyi   deneyebilirsiniz. Sıcak uygulaması  tıkanmış kanalın açılmasını bazen   sağlayabilmekte ve böylece birikmiş  olan salgı boşalabilmektedir. İki üç günlük   tedavi ile  rahatlayamadınızsa veya ağrınız var ise hemen doktorunuzu    aramalısınız.</p>
<p>40 yaş üzerinde iseniz ve vajina girişinde böyle bir kitle tespit  etmeniz   durumunda derhal doktorunuzla temasa geçmelisiniz. Nadir  görülse de kanser gibi   ciddi bir problemle karşı karşıya  olabilirsiniz.</p>
<p><strong>Teşhis</strong><br />
Genellikle hikayeniz ve yapılacak muayene teşhis  için yeterlidir. Doktorunuz   cinsel yolla bulaşan hastalıkların  teşhisine yardımcı olmak için rahim ağzından   kültür alabilir.</p>
<p>Menopoz sonrası dönemde veya 40 yaş üzeride iseniz kanseri ekarte  etmek için   doktorunuz biyopsi almak durumunda kalabilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Bartholin bezi kistlerinin tedavisi kistin  büyüklüğü, verdiği rahatsızlığın   derecesine göre ve abse olup  olmamasına göre bir tedavi planı uygulanacaktır.   Tedavi seçeneklerinin  başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p>Oturma banyoları:<br />
Küçük, komplike   olmayan kistlerin tedavisinde  uygulanabilir. Günde birkaç kez dayanabileceğiniz   sıcaklıkta suya  oturmanız 3-4 gün içinde kistin kendiliğinden boşalmasını   sağlayabilir.</p>
<p>Cerrahi drenaj:<br />
Çok büyük olan   veya apseleşmiş kistlerin doktor  tarafından cerrahi olarak boşaltılması gerekir.   Bu işlemi doktorunuz  lokal anestezi ile veya sedasyon anestezisi altında ve   muayenehane  şartlarında gerçekleştirebilir. Doktorunuz kist veya apse üzerine    yapacağı küçük bir kesik anında rahatlamanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Antibiyotikler:<br />
Kist enfekte olmuş ise   veya cinsel yolla  bulaşan bir hastalık teşhis edilmiş ise doktorunuz bir süre    antibiyotik kullanmanızı isteyebilir.</p>
<p>Marsupializasyon:<br />
Kistin daha sonraki   dönemlerde tekrarlaması  halinde, doktorunuz marsupializasyon denen cerrahi   işlemi  uygulayabilir. Bu işlemde apse cerrahi olarak boşaltıldıktan sonra kesik    kenarlarına konulan dikişlerle kalıcı bir açıklık oluşması amaçlanır.  Böylece   hastalığın tekrarlaması büyük ölçüde engellenmiş olur.</p>
<p>Yapılan tüm tedavi   girişimlerine rağmen hastalık tekrarlamaya devam  ederse, o zaman doktorunuz   Bartholin bezinin cerrahi olarak  çıkarılmasını önerebilir. Fakat bu ameliyata   çok fazla gerek  kalmamaktadır.</p>
<p>Önleme:<br />
Bartholin bezi kistlerinin   oluşumunu önlemenin  bir yolu yoktur. Güvenli seks uygulamaları içinde olmak ve   cinsel  ilişki sırasında kondom kullanmak iyi bir önlemdir. Bunun dışında dış    genital bölgenin günlük temizliğini ılık su ve yumuşak bir sabunla  yapmanız   yerinde olur. Bisiklete veya ata binmek gibi bir  alışkanlığınız var ise   bisikletin selesinin veya eğerinizin yumuşak  olmasını tercih etmelisiniz. Ayrıca   sık molalar vererek genital  bölgenizde devamlı basınç oluşmasını   engellemelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/bartholin-bezi-kisti-ve-apsesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzında Yara (Erozyon)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/rahim-agzinda-yara-erozyon.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/rahim-agzinda-yara-erozyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[Kadın hastalıkları muayenesine gidenlerin sıkça duyduğu teşhislerden biri &#8220;rahim ağzında yara&#8221; olduğudur. Bu teşhis hastalarda bir kafa karışıklığı ve zaman zamanda panik havası yaratmaktadır. Aslında tıbbi olarak kullanılan böyle bir tanım bulunmamaktadır, fakat doktorlar hastalarına bazı bulguları aktarır iken bu tanımlamayı kullanmaktadır.  &#8220;Rahim ağzında yara&#8221;  &#8220;servikal erezyon&#8221; gibi tanımların tıbbi karşılığı servikal ektropiondur&#8221;. Normalde çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları muayenesine  gidenlerin sıkça   duyduğu teşhislerden biri &#8220;rahim ağzında  yara&#8221; olduğudur<img class="alignright size-full wp-image-201" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="normal_rahim_agzi" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/normal_rahim_agzi.jpg" alt="" width="276" height="174" />. Bu teşhis hastalarda   bir kafa karışıklığı ve zaman  zamanda panik havası yaratmaktadır. Aslında tıbbi   olarak kullanılan  böyle bir tanım bulunmamaktadır, fakat doktorlar hastalarına   bazı  bulguları aktarır iken bu tanımlamayı kullanmaktadır.  &#8220;Rahim ağzında  yara&#8221;  &#8220;servikal erezyon&#8221; gibi   tanımların tıbbi karşılığı servikal  ektropiondur&#8221;. Normalde çok katlı yassı bir epitel dokusu ile   kaplı  olması gereken rahim ağzı (serviks) bakıldığında uçuk pembe renkli ve    parlak bir görünümdedir.</p>
<p>NORMAL RAHİM AĞZI<br />
Rahim ağzında yara var denildiğinde    genelde kastedilen : normalde rahmin içini ve rahim boynunun içini  kaplayan tek   katlı epitel dokusunun , rahim ağzından dışarı çıkıp,  rahim ağzının bir kısmını   kaplaması kastedilir. Yani orada gerçek  anlamda bir yara veya doku kaybı   (erezyon) söz konusu değildir.</p>
<p>Tek katlı epitel dokusu, çok katlı  epitel (   normalde bu bölgede olması gereken) dokusundan farklı olarak  salgı yapma   <img class="alignright size-full wp-image-202" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="servikal_erezyon" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/servikal_erezyon.jpg" alt="" width="219" height="258" />özelliğine sahiptir ve dış etkilere karşı daha az  dayanıklıdır. Böyle bir dokunun varlığı kendini genellikle   artmış  vajinal akıntılar ile kendini belli eder, bazen de cinsel ilişki sonrası    leke şeklinde kanamalar görülür ( bu dokunun dış etkilere dayanıksız  olması   nedeni ile). Zaman zamanda alınan mikroorganizmaların yaptığı  enfeksiyon sonucu &#8220;servisit&#8221; olarak tanımlanan rahim ağzının iltihapları    oluşabilir. Rahim ağzı yaraları (ektropion) genellikle   hormonal  dalgalanmaların çok olduğu bazı dönemlerde ,örneğin: adolesan dönemi ve    doğum sonrası dönemlerde sıkça görülmektedir. Doğum kontrol hapı  kullananlarda   da diğer kadınlardan daha sık görülmektedir Kadın doğum  hekimleri, genelde rahim ağzı   yaralarını gördükleri zaman tedavi etmek  isterler. Bunun nedeni: söz konusu   bölgenin dış etkenlere daha az  dayanıklı olması yüzünden bir takım kötü   hastalıklara zemin  hazırlıyabileceği endişesi, bu bölgenin enfeksiyon   hastalıklarına daha  açık olduğunun düşünülmesi ve erezyone bölgenin neden olduğu   akıntıyı  kesme arzusudur.</p>
<p>Tedavi amacı ile kullanılan  metodların temeli: o   bölgedeki çok katlı yassı epitel hücrelerinin  tahrip edilmesi ve alttan gelen   çok katlı yassı epitel dokusunun  bölgeyi kaplaması esasına dayanır. Bu amaçla en   sık kullanılan  metodlar elektro koterizasyon ( elektrik kullanılarak dokunun   tahribi)  ve kriyo ( dokuyu dondurarak tahrip) uygulamalarıdır. İki metodun da     temelde yaptığı oradaki hücreleri öldürmektir. Bu iki metot dışında bir  de LEEP   denilen bir uygulama ile hastalıklı doku kesilerek    çıkarılabilir. Tedavi edici herhangibir işlem yapılmazdan önce    doktorunuzun mutlaka &#8220;smear&#8221; testi yaparak rahim ağzında şüpheli bir  hastalık   (rahim ağzı kanseri gibi) olmadığını tespit etmesi ve daha  sonrada tahrip edici   uygulamalar olan koter veya kriyo gibi işlemleri  gerçekleştirmesi   beklenir. Koter veya kriyo  işlemlerinden sonra  vajinal   akıntılarınız bir süreliğine artış gösterecektir ve hatta bu  dönemde bir miktar   vajinal kanamalarınız da olabilir. Daha sonra  akıntılarınız giderek azalacaktır.   Tam iyileşme iki ay kadar bir  zamanızı alacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/rahim-agzinda-yara-erozyon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miyom</title>
		<link>http://hsenyurt.com/miyom.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/miyom.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:50:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Rahimde gelişen ve kanserle alakası olmayan iyi huylu tümörlerdir. Rahmin yapısını oluşturan düz kaslardan köken alırlar. Nerede ise dört kadından üçünde görülürler, fakat genellikle belirti vermediği için çoğu kadın miyomun varlığından habersizdir. Genellikle başka bir nedenle yapılan jinekolojik muayene sırasında veya gebelik takipleri sırasında tespit edilirler. Miyomlar genelde problem çıkartmazlar ve ancak bazı durumlarda tedavi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahimde gelişen ve kanserle alakası olmayan iyi huylu tümörlerdir.<br />
Rahmin yapısını oluşturan düz kaslardan köken alırlar.<img class="alignright size-full  wp-image-197" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="miyom_yerlesimleri" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/miyom_yerlesimleri.jpg" alt="" width="315" height="213" /><br />
Nerede ise dört kadından üçünde görülürler, fakat genellikle belirti  vermediği   için çoğu kadın miyomun varlığından habersizdir. Genellikle  başka bir nedenle   yapılan jinekolojik muayene sırasında veya gebelik  takipleri sırasında tespit   edilirler.</p>
<p>Miyomlar genelde problem çıkartmazlar ve ancak bazı durumlarda tedavi  edilmeleri   gerekir. Nadiren acil tedavi gerektiren tablolara neden  olurlar (şiddetli ağrı   gibi)</p>
<p><strong>Belirtiler</strong></p>
<p>Miyomlar genelde belirti vermezler. Fakat belirti   vermeye  başladıklarında en sık görülenler aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>- Aşırı adet kanaması<br />
- Uzamış adet kanaması<br />
- Ara kanamaları<br />
- Leğen kemiği (pelvis) içinde hissedilen basınç ve ağrı<br />
- Sık idrara çıkma ve idrar kaçırma veya idrarını hiç yapamama<br />
- Kabızlık<br />
- Sırtta ve bacaklarda hissedilen ağrı</p>
<p>Nadiren miyomu besleyen damarlar miyomu beslemekte   yetersiz  kalırlar ve miyomu oluşturan hücreler ölmeye başlar. Bu durumda ilmekte    olan miyom hücrelerinden salınan maddeler şiddetli ağrı ve ateşe neden  olabilir.   Aynı tablo, saplı bir miyomun sapı etrafında dönmesi  (torsiyon) ve kan akımının   bozulması sonucu da oluşabilir.</p>
<p>Miyomların yerleşim yeri, oluşan belirtileri de belirler.</p>
<p>- Submukozal miyomlar: rahmin iç boşluğuna yakın yerleşen bu miyomlar uzun ve    aşırı kanamalı adetlere neden olurlar.<br />
- Subseröz miyomlar: rahmin dışına taşan miyomlar bazen mesanenize bası  yaparak   idrar yolu ile ilgili şikâyetlere neden olabilirler. Bazen de  rektuma ( kalın   bağırsağın son kısmı) baskı yaparak kabızlığa neden  olurlar.</p>
<p><strong>Neden oluşurlar?</strong></p>
<p>Rahmin düz kas hücresinden köken alırlar.  Tek   bir kas hücresinin çoğalmaya başlaması ile neticede soluk renkli,  lastik   kıvamında ve etraftaki normal dokudan ayırt edilebilen  tümörlerdir.</p>
<p>Gözle görülemeyecek kadar ufak olabildikleri gibi rahmi büyütüp  şeklini bozacak   boyutlarda da olabilirler. Tek veya çok sayıda  olabilirler ve bazen o kadar   büyüyebilir ki rahim kaburgalara  dayanacak şekilde büyüyebilir.</p>
<p>Miyomların neden oluştuğu bilinmemektedir. Değişik teoriler söz  konusudur.<br />
- Genetik değişiklikler: Pek çok miyomdaki hücreler incelendiğinde rahim düz    kasını ilgilendiren genlerde bazı kodlama değişiklikleri gözlenmektedir.<br />
- Hormonlar: östrojen ve progesteron rahmi gebeliğe hazırlayan   iki  kadınlık hormonudur. Miyom dokusu incelendiğinde, miyom dokusundaki    hücrelerde östrojen reseptörlerinin normal rahim kası hücrelerinden daha  fazla   olduğu tespit edilmektedir.<br />
- Diğer faktörler: İnsülin benzeri büyüme faktörü gibi bir takım   maddeler  miyom büyümesini etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Risk faktörleri</strong></p>
<p>Miyomlarla ilgili birkaç risk faktörü bilinmektedir<br />
Kalıtım:  Anneniz veya kız kardeşinizde   miyom görülmüş ise , sizde de görülme  ihtimali artmaktadır<br />
Irk:  siyah ırktan olan kadınlarda diğer   ırklardan kadınlara göre daha fazla  miyom görülmekte , bu miyomlar daha genç   yaşlarda ve daha büyük  olmaktadır.</p>
<p>Ne zaman doktora başvurmalısınız</p>
<p>Aşağıdaki durumlarda doktorunuzla temasa  geçmeniz doğru olacaktır</p>
<p>- Ağrılı ve fazla kanamalı adet görme<br />
- Adet dönemi dışında lekelenme ve kanamalar<br />
- Cinsel ilişkide ağrı<br />
- Mesanenizi boşaltırken zorlanma<br />
- Bağırsaklarınızın tembelleşmesi</p>
<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Miyomlar genellikle kadın doğum muayenesi  sırasında tesadüfen bulunurlar.   Doktorunuz muayene sırasında rahmin  büyüdüğünü, şeklinin düzensizleşmiş olduğunu   tespit eder ve miyomdan  şüphelenir.</p>
<p>Ultrason</p>
<p>Ses dalgaları kullanarak çalışan bir tanı  aracıdır. Yapılan inceleme sonucunda   miyomlarınız görüntülenir,  yerleri ve büyüklükleri tespit edilir. Vajinal yolla   yapılan ultrason  incelemesi daha detaylı bilgiler verebilmektedir. Bazen de   gebelik  takibi sırasında yapılan ultrason incelemesinde tesadüfen miyomlar    tespit edilmektedir.</p>
<p>Diğer görüntüleme teknikleri:</p>
<p>Eğer ultrason incelemesi yeterli bilgiyi  sağlamaz ise doktorunuz ilave   görüntüleme tekniklerine başvurabilir.</p>
<p>Histerosonografi: bir çeşit ultrason   incelemesi olan bu inceleme  sırasında rahmin içine serum verilerek şişirilir ve   rahmin içindeki  boşluğun daha iyi görülmesi sağlanır.<br />
Histerosalpingografi: röntgen   ışınlarını geçirmeyen bir ilacın rahim içine  verilmesi sırasında çekilen bir   röntgen incelemesidir. Rahim iç  boşluğundaki miyomları gösterebilir ve tüplerin   açık olup olmadığı  konusunda fikir verir.<br />
Histeroskopi: ışıklı  bir alet ile   rahim içine girilerek rahmin iç duvarları incelenir.<br />
Nadiren kompüterize   tomografi, manyetik rezonans gibi görüntüleme  tekniklerine başvurmak gerekir.</p>
<p>Diğer testler<br />
Anormal vajinal kanamalarınız oluyorsa doktorunuz    potansiyel nedenleri bulmak için bir dizi test isteyebilir. Uzun süre  devam eden   kan kaybının kansızlığa neden olup olmadığını anlamak için  tam kan sayımı   istenebilir. Kanamanızın hormonlarla bağlantısını  incelemek için hormon testleri   istenebilir.</p>
<p>Komplikasyonlar</p>
<p>Miyomlar genelde tehlikeli kabul edilmemekle  beraber kan kaybına bağlı   kansızlığa neden olabilirler. Bazen ince bir  sapla rahime bağlı olabilen   miyomlar, bu sapın etrafında dönmeleri  durumunda kan akımlarının bozulmasına   bağlı olarak şiddetli karın  ağrısı gelişmesine neden olabilirler.</p>
<p>Gebelik ve miyomlar</p>
<p>Miyomlar tipik olarak üreme çağındaki kadınlarda  geliştiği için, doğal olarak   miyom görülen pek çok kadın gebelik ve  miyomlar hakkında endişe duyarlar.</p>
<p>Miyomlar genelde gebe kalma ve gebeliğin gidişatı ile ilgili problem    yaratmazlar. Nadir durumlarda  miyom yerleşim yeri ve büyüklüğü ile  tüplerden   veya rahim ağzından geçişi engelleyerek gebeliği  engelleyebilir. Submukozal   miyomlar ise döllenmiş yumurtanın rahmin  içine  yerleşmesine engel olabilir.</p>
<p>Yapılmış araştırmalar: Miyomu olan gebelerde düşük, erken doğum, plasentanın    erken ayrılması, bebeğin rahim içinde anormal pozisyonda durması,  plasentanın   erken ayrılması gibi istenmeyen durumlara biraz daha fazla  rastlandığını   göstermektedir. Bu istenmeyen durumların görülüp  görülmemesini miyomların   büyüklüğü, sayısı ve yerleşim yeri belirler.  Miyomların çok sayıda olması ve   submukozal miyomların olması durumunda  bu olumsuzlukların görülme ihtimali en   yüksektir. Miyomların gebelik  sırasında neden olabildiği bir problem 16-20.   Gebelik haftaları  arasında görülebilen lokalize şiddetli ağrılardır. Bu ağrılar    genellikle ağrı kesiciler ile kontrol altına alınabilmektedir.</p>
<p>Çoğu gebede ,miyomlar gebeliğin gidişatını olumsuz etkilemezler. Eskiden    miyomların gebelik sırasında hızlı büyüdükleri kabul edilirdi fakat  son   zamanlarda yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını  göstermektedir. Çoğu miyom   gebelik süresince aynı büyüklükte kalır,  büyüme gösterebilen az sayıdaki   miyomlar ise bu büyümeyi genellikle  gebeliğin ilk üç ayında gösterirler.</p>
<p>Tekrarlayan gebelik kayıplarınız oldu ve miyomlarınız var ise doktorunuz  bu   problemi düzeltmek için miyomlarınızın bir veya daha fazlasını  ameliyatla almayı   önerebilir. Bu özellikle gebelik kaybını izah edecek  başka bir neden bulunamadı   ise başvurulacak bir ameliyattır.</p>
<p>Sezaryen sırasında aşırı kanama riski nedeni ile doktorlar  genellikle miyomları   almazlar.</p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Miyom tedavisinde tek bir yaklaşım yoktur.</p>
<p>Gözlem<br />
Rahminde miyom olan pek çok   kadın gibi iseniz yani hiçbir belirti  ve şikayetiniz yok ise  : en iyi yaklaşım   hiçbir şey yapmadan sadece  periyodik muayenelere gitmek ve miyomun gidişatını   gözlemek olacaktır.  Miyomların kansere dönüşmesi çok nadirdir ve gebeliğin   gidişatına  nadiren engel olurlar. Miyomlar genellikle yavaş yavaş büyürler ve    menopozdan sonra hormon seviyelerinin düşmesi ile beraber genellikle  küçülürler.</p>
<p>İlaçlar<br />
Miyom tedavisinde   kullanılan ilaçlar adet kanamalarınızı kontrol  eden hormonları hedef alır ve   aşırı kanama ve leğen kemiği içindeki  baskıyı azaltmayı hedeflerler.    Gn-RH   agonistleri. Normalde beynin  bir bölümü olan hipotalamustan salgılanan bir   hormon olan Gn-RH  hipofiz bezinden yumurtalıkları çalıştıran hormonların   salgılanmasını   sağlar. Bu hormonun benzeri etki yapan ilaçlara Gn-RH agonisti    denilmektedir (Lupron, Synarel) . bu ilaçlar doğal hormonun tersi bir  etki   yaparak östrojen ve progesteron seviyelerinin düşmesine neden  olurken miyomlar   küçülür ve kanamanız azalacağı için kansızlık  problemi de   düzelir.<br />
Androjenler. Yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinizde normalde de    üretilen androjenler (erkeklik hormonları) ilaç olarak verildiklerinde    miyomların neden olduğu bazı rahatsızlıkları engelleyebilirler. Danazol  isimli   sentetik bir androjen miyomların ve rahmin küçülmesine neden  olurken adet   kanamaları da kesilir. Fakat bu ilaç kilo artışı,  depresyon, akne, baş ağrısı,   seste kalınlaşma ve tüylenme gibi yan  etkilere neden olabilir. Bu yüzden çoğu   kadın bu ilacı kullanmak  istememektedir.<br />
Diğer ilaçlar: Doğum kontrol hapları   ve projestinler (progesteron  benzeri etki yapan sentetik ilaçlar) kanamalarınızı   kontrol etmek için  verilebilir fakat bu ilaçlar miyomların boyutunu küçültmezler.</p>
<p>Histerektomi<br />
Rahmin alınması   anlamına gelen bu operasyon miyomlardan kalıcı  olarak kurtulmanın tek yoludur.   Büyük bir ameliyat olan histerektomi  ile beraber çocuk yapma kabiliyetiniz sona   erecektir. Operasyon  sırasında yumurtalıklarınızda alınırsa menopoza girmiş   olacaksınız.</p>
<p>Miyomektomi</p>
<p>Bu operasyonda   cerrah sadece miyomlarınızı alacak rahminiz yerinde  kalacaktır. Çocuk sahibi   olmayı düşünüyorsanız bu ameliyat sizin için  bir seçenektir yalnız   histerektomiden farklı olarak miyomların  tekrarlama riski vardır. Miyomektomi   yapmanın değişik yolları  bulunmaktadır:</p>
<p>Abdominal miyomektomi: çok sayıda,   büyük veya derin yerleşimli miyomlarınız  olduğunda karın duvarından yapılacak   bir kesi ile ameliyat  gerçekleştirilecektir.</p>
<p>Laparoskopik miyomektomi: miyomlar   ufak ve az sayıda ise doktorunuz bu metodu  tercih edebilir. Karnınızdan   yapılacak iki veya üç küçük kesikten(0.5  cm-1 cm) ışıklı bir aletle girilerek   işlem gerçekleştirilir.</p>
<p>Histeroskopik miyomektomi: rahmin   içinde yerleşen veya submukozal denilen miyom  tiplerinde bir seçenek   olabilmektedir. Işıklı bir alet yardımı ile  rahim ağzından rahmin içine   girilerek miyom alınmaktadır.</p>
<p>Miyomların dışarı alınmadan tahrip edilmesi şeklinde yapılan  Miyomektomi   varyasyonları.<br />
Miyolizis:  bu uygulama laparoskopik   olarak yapılır ve elektrik akımı ile miyom  tahrip edilir.<br />
Kriyomiyolizis: sıvı nitrojen ile   miyom dondurularak tahrip edilir.<br />
Endometrial ablasyon: genelde   histeroskopik olarak yapılan bu işlemde ısı  enerjisi kullanılarak rahmin iç   tabakası tahrip edilir. Böylece adet  kanamaları azalır veya tamamen kesilir.   Böylece miyomların neden  olduğu kanamalar kontrol altına alınabilirse de   miyomların kendisi  üzerine bir etkisi olmaz.</p>
<p>Uterin arter embolizasyonu<br />
Bu   uygulamada rahmi besleyen damarın içine ufak partiküller  enjekte edilir ve   miyomlara giden kan akışı kesilmeye çalışılır. Kan  akımı kesilen miyomlar   küçülürler.bu uygulamanın cerrahiye  üstünlükleri:<br />
- Kesi olmaması<br />
- Hızlı toparlanma sürecidir<br />
Eğer yumurtalık ve çevre organlara giden kan akımı da bu işlem  sırasında   bozulursa komplikasyonlar oluşabilir.</p>
<p><strong>Odaklanmış ultrason cerrahisi (focused    ultrasound surgery)        <img class="alignright size-full wp-image-198" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="FUS" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/FUS.jpg" alt="" width="310" height="225" /><br />
</strong></p>
<p>2004 yılında FDA tarafından onaylanan bu işlem  (FUS) özel bir manyetik rezonans   görüntüleyicisi ile anatomik  yapınızın belirlenmesi ve daha sonrada yüksek   frekanslı ve yüksek  enerjili ses dalgalarının miyomlara odaklanması esasına   dayanır. Bir  seanslık uygulama birkaç saati alabilmektedir. Kısa vadeli   sonuçların  umut vaat ettiği bu metodun uzun vadeli sonuçları henüz    bilinmemektedir.</p>
<p><strong>Karar vermeden önce</strong><br />
Miyomların kanserle ilişkisinin olmaması ve genelde yavaş büyümeleri  nedeni ile   tedavi seçenekleri konusunda karar vermek için zamanınız  vardır. Sizin için doğru olan kararı verirken şikâyetleriniz ve bunların  ne kadar   rahatsız edici olduğu, gebelik düşünüp düşünmediğiniz,  menopoza ne</p>
<p>kadar yakın olduğunuz ve  cerrahi hakkındaki düşünceleriniz önemlidir. Karar   vermeden önce her  tedavi seçeneğinin artılarını ve eksilerini doktorunuzla    tartışmalısınız. Bu ararda çoğu kadının miyom nedeni ile herhangi bir  tedavi   görmesine gerek kalmadığını da unutmayınız.</p>
<p><strong>Korunma</strong></p>
<p>Miyomlara neyin ve nasıl neden olduğu konusundaki çalışmalar devam  etmekle   beraber şu anda miyomları önleme konusunda yapılabilecek bir  öneri   bulunmamaktadır. Miyomları önlemek şu anda mümkün olmasa da en  azında çoğu   miyomun tedavi gerektirmemesi rahatlatıcı bir gerçektir.</p>
<p>Alternatif tıp</p>
<p>İnternet ve kadın sağlığı ile ilgili kitaplarda görebileceğiniz  bitkisel ilaçlar   ve diğer alternatif tıp uygulamalarının geçerliliği  konusunda bilimsel bir kanıt   bulunamamıştır. Bu tip uygulamalara  girmeden önce bir kere daha düşünmeniz   faydalı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/miyom.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı Adet Kanaması (Menoraji)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/asiri-adet-kanamasi-menoraji.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/asiri-adet-kanamasi-menoraji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:47:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Üreme çağındaki kadınların zaman zaman yaşadıkları bir problem: aşırı adet kanaması. Tıbbi olarak bu konuda iki tanım bulunmaktadır bunlardan birincisi menorajidir. Menoraji; kanamaların fazla veya uzun sürmesi anlamına gelir. İkinci kavram ise hipermenoredir; kanamaların hem fazla miktarda olması ve hem de uzun sürmesi anlamına gelir. Her kadının adet düzeni farklıdır. Ortalama olarak 21-35 günlük aralıklarla, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üreme çağındaki   kadınların zaman zaman yaşadıkları bir problem: aşırı  adet kanaması. Tıbbi   olarak bu konuda iki tanım bulunmaktadır  bunlardan birincisi menorajidir. Menoraji; kanamaların fazla veya uzun  sürmesi   anlamına gelir. İkinci kavram ise hipermenoredir; kanamaların  hem fazla miktarda   olması ve hem de uzun sürmesi anlamına gelir.</p>
<p>Her kadının adet   düzeni farklıdır. Ortalama olarak 21-35 günlük  aralıklarla, 4-5 gün süren ve   ortalama olarak <strong>30-40 </strong>cc  (2-3 yemek kaşığı) kadar kan kaybının olması   normal olarak kabul  edilir. Adetleriniz düzenli veya düzensiz, az kanamalı veya   çok  kanamalı, ağrılı veya ağrısız, uzun veya kısa olabilir. Bir  adet  döneminde   80 cc üzerinde kan kaybı oluyor ise o zaman menorajiden  bahsedilebilir.</p>
<p>Menopoz öncesi   dönmede fazla kanama olması sık görülen bir durumdur,  fakat az sayıda kadında bu   kanamanın miktarı menoraji sınırına gelir.</p>
<p><strong>Belirtiler</strong><br />
Aşağıda tarif edilen   durumlar menoraji işareti olabilir:<br />
-    Bir kaç   saat süresince, her saatte bir pet veya tamponun kanla  dolması<br />
-    Geceleyin   pet değiştirme ihtiyacı olması<br />
-    Kanamayı   kontrol edebilmek için aynı anda birden fazla pet kullanma  ihtiyacı olması<br />
-    Yedi   günden uzun süren adet kanamaları olması<br />
-    Adet   kanaması ile birlikte büyük pıhtıların gelmesi<br />
-    Günlük   yaşantınızı olumsuz etkileyecek şiddette kanamanızın olması<br />
-    Adet   döneminde karnın alt kısımlarında sürekli ağrı olması<br />
-    Yorgunluk   ve nefes darlığı (kansızlık işaretidir)</p>
<p><strong>NEDEN   OLUR?</strong><br />
Bazı durumlarda   kanamanın neden olduğu anlaşılamasa da, sık  karşılaşılan sebepler aşağıda   sıralanmıştır.<br />
- Hormonal   dengesizlik: Normal adet düzeninde, östrojen ve  progesteron hormonlarının   dengeli olarak artıp azalarak rahmin iç  tabakasının (endometrium) kalınlaşıp   dökülmesini (adet kanaması)  kontrol ederler. Hormonal bir dengesizlik söz konusu   olduğunda rahmin  iç tabakası fazla miktarda kalınlaşabilir ve  adet kanaması   fazla  olur. Hormonal dengesizlikler en çok: yeni adet görmeye başlamış kızlar  ve   menopoza yaklaşan kadınlarda görülür. Tiroit bezine ait hormonal  bozukluklar da   adet kanamalarının artmasına neden olabilir. Böyle bir  durumda tiroit bezine   yönelik bir tedavi ile kanamalar da kontrol  altına alınabilir.<br />
- Miyomlar:   Rahimde sıkça görülen iyi huylu tümörlerdir ve aşırı  kanamalara neden   olabilirler. <a onclick="expandingWindow('http://www.hsenyurt.com/miyom.htm');return  false" href="http://hsenyurt.com/miyom.htm" target="_blank">Miyom</a><br />
-   Polipler:   Rahmin iç tabakasında gelişen ufak, iyi huylu  çıkıntılardır. Genelde üreme   çağındaki kadınlarda yüksek hormon  seviyeleri sonucu gelişirler.<br />
-   Yumurtalıkların fonksiyon bozuklukları: Yumurtlamanın olmaması, hormon    dengesizliklerine ve neticede aşırı kanamalara neden olur.<br />
-   Adenomiyosis: Orta yaş ve üzeri doğum yapmış kadınlarda sıkça görülür.       Rahmin iç tabakasının (endometrium)  kimi yerlerde rahmin kas dokusuna     gömülmesi ile oluşur.<br />
-    Rahim içi   araç: Rahim içi araçların en sık neden oldukları yan  etkilerdendir ve kanamayı   izah edecek başka bir neden yok ise  genellikle rahim içi araç çıkarılarak tedavi   sağlanır.<br />
-   Gebelik   komplikasyonları: İlk defa olan gecikmeli olmuş, fazla  kanamalı bir adet   kanamasının düşük nedeni ile olması mümkündür. Fakat  söz konusu adet kanaması   beklediğiniz tarihte olmuş ise düşük pek  ihtimal dahilinde değildir. Dış   gebelikte de aşırı kanama olabilir.<br />
-   Kanser:   Nadiren rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanserine bağlı aşırı  kanamalar   görülebilir.<br />
-   İlaçlar:   Bazı ilaçlar, örneğin antiinflamatuar ilaçlar, antikoagülan  ilaçlar (kamı   sulandıran ilaçlar) aşırı ve uzun süreli kanamalara  neden olabilir.<br />
-   Diğer   tıbbi problemler: Yumurtalık iltihapları (PID),tiroit  hastalıkları,   endometriosis, karaciğer ve böbrek hastalıkları aşırı  adet kanamalarına neden   olabilir.<strong></p>
<p>Risk   Faktörleri</strong><br />
Üreme çağındaki her   kadında fazla adet kanamsı olma ihtimali vardır.  Adet görmeye yeni başlayan kız   çocuklarında özellikle ilk 12-18 ay ve  menopoza yaklaşan kadınlar özellikle   riskin fazla olduğu gruplardır.  Kalıtsal kanama problemi olan kadınlarda da risk   yüksektir.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurmalısınız</strong>?<br />
Normalde her   kadının yılda bir kez jinekoloğuna giderek muayene  olması ve smear yaptırması   gerekir. Fakat düzensiz veya aşırı  kanamalarınız oluyorsa hiç beklemeden   doktorunuzdan randevu almanız  yerinde olacaktır.  <strong></p>
<p>Teşhis</strong><br />
Doktorunuz adet   kanamalarının oluş şeklinde sizi sorguladıktan sonra  bir dizi inceleme yapmak   isteyecektir.<br />
-  Kan   testleri: kanamaya bağlı kansızlık (anemi) gelişip gelişmediğini  anlamak için ve   pıhtılaşma mekanizmasının bozukluklarını anlamaya  yönelik testler istenecektir.   Bu arada özellikle tiroit bezinin  fonksiyonları da ölçülebilir.<br />
- Pap testi   (smear):Rahim ağzından alınan bu testte rahim ağzı  kanserine yönelik inceleme   yapılır<br />
-  Endometrial biyopsi: Rahmin iç tabakasından alınan örnek patoloji    laboratuarında incelenir<br />
-  Ultrason   incelemesi: Rahim ve yumurtalıklar yüksek frekanslı ses  dalgaları vasıtası ile   değerlendirilir.<br />
Yukarıda anlatılan   temel incelemelerin yönlendirmesine göre ilave  testler de   istenebilir.<br />
-   Sonohisterogram: Rahmin içine sıvı verilerek rahim içindeki boşluk daha    iyi görülebilir hale getirilir, endometrial polip, miyom gibi  oluşumlar daha iyi   teşhis edilebilir.<br />
Histeroskopi: Işıklı bir cihaz ve optik sistem sayesinde rahmin iç    boşluğu doktor tarafından direkt olarak gözlenir, gerekirse biyopsi  alınır.<br />
-   Dilatasyon ve küretaj (D&amp;C): bu prosedürde rahim ağzı özel aletler    ile genişletilir ve küret adı verilen özel bir alet ile rahmin iç  tabakası   kazınır. Alınan dokular patolojik incelemeye alınır.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar</strong><br />
Aşırı ve uzun   süreli kanamalar bir dizi probleme yol açabilir.<br />
-   Demir   eksikliğine bağlı kansızlık (anemi): Aşırı kan kaybına bağlı  olarak kandaki   hemoglobin seviyesi düşer. Solukluk, yorgunluk  halsizlik gibi belirtiler ortaya   çıkar. Daha ileri durumlarda nefes  darlığı, kalp çarpıntısı, baş dönmeleri ve   baş ağrıları ortaya  çıkabilir<br />
-   Şiddetli   ağrılar: Aşırı kanamalar genellikle rahimde oluşan  kramplarla birlikte olur. Bu   ağrılar ilaç kullanmayı ve hatta cerrahi  girişimi ( kürtaj) gerekli   kılabilir.   <strong></p>
<p>Tedavi</strong><br />
Aşırı adet   kanamalarının tedavisinde kullanılacak yaklaşımı bazı  faktörler   belirler.<br />
-    Genel   sağlık durumunuz ve sağlık öz geçmişiniz<br />
-    Kanamaya   neden olan neden ve derecesi<br />
-    Size   uygulanacak ilaç, prosedür ve diğer tedavileri nasıl tolere  ettiğiniz veya   etmediğiniz<br />
-    Aşırı   kanamanın yaşam tarzınızı nasıl etkilediği<br />
-    Sizin   fikirleriniz ve tercihleriniz</p>
<p>Menoraji   tedavisinde kullanılabilecek ilaçlar:</p>
<p>-    Demir   içeren ilaçlar: eğer aşırı kan kaybına bağlı olarak kan  seviyeleriniz de düşme   eğilimi var ise doktorunuz size bir demir ilacı  önerebilir.<br />
-    Nonsteroid anti inflamatuar ilaçlar: Bu gruptan ilaçlar örneğin  ibuprofen   kan kaybını azaltmak ve ağrıları dindirmek konusunda  yardımcı olabilir.<br />
-    Doğum   kontrol hapları: Gebelikten korumanın yanında, yumurtlama  mekanizmasını da   kontrol ederek aşırı ve uzun süreli adet kanamalarını  kontrol edebilirler.<br />
-    Progesteron: Hormonal dengesizliği düzenleyip kanamaları kontrol etmek    için kullanılabilecek ilaçlardandır.Progesteron ,özel bir rahim içi  araç   (<strong>MIRENA</strong><strong>®</strong>) vasıtası ile de  verilebilir.Rahim içi araç   uygulaması tercih edilir ise ve kanamayı  kontrolde başarılı olursa 5 yıl boyunca   ilaç almanız gerekmeyecektir.<br />
İlaçların başarısız   olduğu durumlarda cerrahi yaklaşımlara  başvurulur<br />
-    Dilatasyon ve küretaj: Yukarıda da anlatıldığı gibi, rahim ağzı    genişletilip, rahmin iç tabakası küret denilen alet ile kazınır. Bu  uygulama   genellikle kanamayı kontrol altına alır. Fakat dezavantajı  ilerleyen zamanlarda   tekrar uygulamanın gerekli olabilmesidir.<br />
-    Operatif   histeroskopi: Işıklı bir sistem ile rahim içindeki boşluğa  girilerek gözlem   yapılır ve kanamaya neden olabilecek polip gibi  oluşumlar kesilip çıkarılabilir.<br />
-    Endometrial ablasyon: Rahmin iç tabakasının değişik metotlarla  (ultrason,   sıcak su, mekanik tahribat, elektrikle yakma) tahrip  edilmesi esasına dayanır.   Kanayan yüzey azaltıldığı için kanama  miktarı da azalmış olur. Yalnız bazı   vakalarda kanama çok  azalabilmekte veya tamamen kesilmektedir. Endometrial   ablasyon kadının  gebe kalma kabiliyetini genellikle azaltır.<br />
-    Histerektomi: Rahim ve rahim ağzının cerrahi olarak alınması  işlemidir.   Hastane şartlarında, ameliyathane ortamında yapılan bir  operasyondur. Aynı   operasyonda yumurtalıklarda alınabilir, bu durumda  kadın menopoza girecektir.   Kalıcı bir işlem olduğundan, son çare  olarak uygulanmalıdır.<br />
Histerektomi   dışındaki seçenekler genellikle hastaneye yatmadan  ayaktan yapılan   uygulamalardır. Adet kanamalarının   fazlalığına, tiroitle ilgili hastalıklar neden  oluyor ise, bu hastalıkların   tedavisi kanamayı da düzeltecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/asiri-adet-kanamasi-menoraji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşük (Abortus)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/dusuk-abortus.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/dusuk-abortus.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[20. Gebelik haftasından önce gebeliğin kaybedilmesi durumuna düşük denilir. Gebelik testi (+) çıktıktan sonra bir gebeliğin düşük ile sonlanma ihtimali %20 dir. Birde daha gebelik testi yapılmadan oluşan düşükler söz konusudur ( örneğin gebelik oluşup bir kaç gün sonra bozulması durumunda) bu oran muhtemelen çok daha yüksektir ( bu durumda kadın daha gebe olduğunu öğrenmeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>20. Gebelik haftasından önce gebeliğin kaybedilmesi    durumuna düşük denilir. Gebelik testi (+) çıktıktan sonra bir  gebeliğin düşük ile   sonlanma ihtimali %20 dir. Birde daha gebelik  testi yapılmadan oluşan düşükler   söz konusudur ( örneğin gebelik  oluşup bir kaç gün sonra bozulması durumunda) bu   oran muhtemelen çok  daha yüksektir ( bu durumda kadın daha gebe olduğunu   öğrenmeden  gebelik sonlanmış olmaktadır).</p>
<p>Çoğu düşüğün nedeni : gelişmekte olan   embryo veya fetusta bir  problem olması ve bunu bir şekilde algılayan anne   vücudunun gebeliği  sonlandırmasıdır.     Düşük oldukça sık görülen bir durum olmakla beraber ,bu   problemi  yaşayan kişi açısından olay o kadar kolay değildir. Kucağına alacağı    bebeğin hayallerini kurarken, düşük olayını yaşamak her kadın için  yıkıcı   olmaktadır.</p>
<p>BELİRTİLER</p>
<p>Düşüklerin çoğu 12.gebelik haftasından önce olur ve   en sık görülen  belirti ve bulgular aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p>• Vajinadan leke şeklinde veya daha fazla  miktarda   kan gelmesi.<br />
• Karnınızda ve sırtınızın alt kısımlarında    hissedilen ağrı veya kramplar.<br />
• Vajinadan sıvı gelmesi veya doku parçalarının düşmesi.</p>
<p>Gebeliğin erken haftalarında lekelenme ve kanama   oldukça sık  görülmektedir ve bu şekilde kanaması olan gebelerin çoğunda daha   sonraki dönemde gebelik problemsiz devam etmektedir. Bazen çok şiddetli  kanamalar   olduğu halde gebelik problemsiz devam edebilmektedir.  Gebeliğin düşük ile   sonuçlandığı bazı durumlarda rahim içinde  enfeksiyon gelişir bu durumda &#8220;septik   düşük&#8221;ten bahsedilir. Böyle bir  durumda.</p>
<p>• Ateş<br />
• Titreme<br />
• Vücutta genel bir kırıklık hissi ve ağrılar<br />
• Vajinadan koyu ve pis kokulu bir akıntı  gelebilir</p>
<p>NE ZAMAN DOKTORUNUZU ARAMALISINIZ?</p>
<p>Aşağıdaki belirtilerden birini kendinizde   gözlerseniz hemen  doktorunuzla temasa geçiniz.</p>
<p>• Çok azda olsa leke gelmesi veya kanama olması<br />
• Vajinadan birden su boşalması<br />
• Vajinadan doku parçalarının dökülmesi</p>
<p>Düşen parçaları bir kaba koyarak doktorunuza   ulaştırırsanız,  düşüğün neden olduğu anlaşılmasa bile ; plasenta parçaları   olduğu  tespit edildiğinde bir dış gebelikle karşı karşıya olunmadığı    anlaşılabilir.</p>
<p>NEDEN OLUR?</p>
<p>Çoğu düşüğün nedeni embriyo veya fetusta bir   gelişme bozukluğu  olmasıdır. Bu duruma çoğunlukla embriyonun kromozomlarında veya    genlerindeki problemler neden olur. Bu problemler çoğunlukla, anne veya  babadan   aktarılmaktan ziyade, döllenmeden sonraki hücre bölünmelerinde  oluşur; yani   kalıtsal problemler değildir. Böyle bir problem bir kaç  tablo halinde karşımıza   çıkabilir.</p>
<p>• Blighted ovum (kavrulmuş yumurta olarak tercüme    edilebilir): 12. gebelik haftasından önce gerçekleşen düşüklerin  yaklaşık %50 si   bu şekildedir. Döllenme gerçekleştikten sonra plasenta  ve zarlar gelişir fakat   embriyo gelişmez.<br />
• İntrauterin fötal ölüm: Bu durumda embriyo veya    fetüs (gebeliğin 8. haftasından önce embriyo daha sonra ise fetüs&#8217;tan    bahsedilir) mevcuttur fakat düşük ile ilgili hiç bir belirti olmadan  ölmüştür. Bu   duruma da genetik problemlerin yol açmış olma ihtimali  vardır.<br />
• Molar gebelik (üzüm gebeliği): Gestasyonel    trofoblastik hastalıkta denilen bu durum yaklaşık 1000 gebelikte bir    görülür.Döllenme ile ilgili bir problem sonucu plasentada gelişen bir  hastalık   halidir.Rahim içinde embriyo olabilir veya olmayabilir ama  plasenta ( bebeğin   eşi) minik kistler şeklinde hızla büyüyerek rahmin  içini doldurur.</p>
<p>Bazı durumlarda annenin sağlık durumu düşüğe neden   olur.Bunun  başlıca nedenleri aşağıda sıralanmıştır.</p>
<p>• Kontrolsüz diyabet (şeker hastalığı)<br />
• Tiroit hastalıkları<br />
• Hormonal problemler<br />
• Rahim ve rahim ağzını ilgilendiren   problemler</p>
<p>Neler düşüğe sebep   olmaz?</p>
<p>• Egzersiz yapmak<br />
• Yük kaldırmak<br />
• Cinsel ilişkide bulunmak<br />
• Zararlı kimyasallara maruz kalmamak şartı  ile, çalışmak</p>
<p>Risk Faktörleri</p>
<p>Düşük riskinizi artıran faktörler aşağıda   sıralanmıştır.</p>
<p>• Yaş: 35 yaş üzerindeki kadınlarda daha genç  olanlara   göre düşük ihtimali artar. 35 yaşında %20 civarında olan  düşük riski, 40 yaşında   yaklaşık %40 civarındadır. 45 yaşında düşük  riski %80 dir. Baba yaşınında riski   artırma yönünde etkili olduğuna  dair şüpheler vardır.<br />
• İkiden fazla düşük öyküsü: İkiden fazla düşük  yapmış   kadınlarda (yani 3 ve üzeri) düşük ihtimali artmaktadır. Tek  bir düşük yapmış   kadının bir sonraki gebeliğinde düşük riski, hiç  düşük yapmamış bir kadınla   aynıdır.<br />
• Kronik hastalıklar: Diyabet, tiroit hastalığı  gibi   kronik hastalık durumlarında gebe kadının düşük riski  artmaktadır.<br />
• Rahim ve rahim ağzı ile ilgili problemler: Bazı    rahim anomalileri, zayıf veya kısa rahim ağzı gibi durumlar düşük  riskini   artırmaktadır.<br />
• Sigara,alkol ve uyuşturucu kullanımı: Bahsedilen  bu   üç durumda da düşük riski artmaktadır.<br />
• İnvazif prenatal testler: Koryonik villus    örneklemesi, amniyosentez gibi incelemeler az da olsa bir düşük riski  içerirler.</p>
<p>Testler ve Teşhis</p>
<p>Doktorunuz bir dizi test ve muayeneye başvurabilir.<br />
• Pelvik muayene: Doktorunuz bu muayene ile rahim    ağzının açılıp açılmadığını anlamaya çalışacaktır.<br />
• Ultrason: Bu muayene ile embriyo veya fetüsün  kalp   atımlarının olup olmadığı ve gelişmesinin yolunda gidip gitmediği  anlaşılmaya   çalışılır.<br />
• Kan   testleri: Düşük yaptı iseniz beta HCG  hormonun kan seviyelerine bakarak düşüğün   tam olarak gerçekleşip  gerçekleşmediği, geride parça kalıp kalmadığı konusunda   yorum  yapılabilir.</p>
<p>Olası Tanılar</p>
<p>• Düşük tehdidi (abortus imminens): Kanamanız  vardır   fakat rahim ağzı halen kapalıdır. Bu durumda gebelik genellikle  problemsiz devam eder.<br />
• Kaçınılmaz düşük (abortus incipiens): Rahim  ağzınız   açık,kanamanız var ve rahminizde kasılmalar oluyor ise düşük  kaçınılmazdır.<br />
• İnkomplet düşük (tamamlanmamış düşük): Bir  miktar gebelik ürünü (plasenta ve embryo-fetüs) rahim dışına atılmış  fakat bir kısmı halen rahim içindedir.<br />
• Missed abortus: embryo veya fetüs ölmüştür,  fakat halen atılmadan rahim içinde durmaktadır<br />
• Komplet düşük: Gebelikle ilgili tüm ürünler  rahim   dışına atılmıştır. 12 haftadan önce olan düşüklerde gözlenen  genelde bu durumdur.<br />
• Septik düşük: Rahim içinde bir enfeksiyon  geliştiğinde bu durumdan bahsedilir.Hayatı tehdit eden durumlara neden  olabilir, hemen gerekli müdahalelerin yapılmasını gerektirir.</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Düşük tehdidi yaşıyorsanız doktorunuz kanama ve ağrılar   kesilene  kadar yatak istirahati yapmanızı önerecektir. Bu arada egzersiz  yapmamanız, seksten uzak durmanız da istenir. Özellikle yeterli tıbbi  hizmetleri   zor bulacağınız yerlere seyahat yapmaktan da kaçınmanız  doğru olur.</p>
<p>Ultrason kullanımının yaygınlaşması ile embriyonun   yaşayıp  yaşamadığı veya hiç gelişmemiş olduğu eskiye göre çok daha kolay    saptanabilmektedir. Buna göre de yaklaşımlar değişmektedir.</p>
<p>• Bir şey yapmadan beklemek: Ultrason öncesi  dönemde bir kadının düşükle karşı karşıya olduğu pratik olarak  bilinemezdi ve ancak olay tam olarak yerleştiğinde anlaşılırdı. Bu eski  tecrübelere dayanarak bilmekteyiz ki düşük süreci kendi haline  bırakılabilir ve düşük embriyonun ölmesinden bir kaç hafta sonra  gerçekleşir .Bazen bu süre 3-4 haftayı bulabilir. Duygusal olarak bir  kadının böyle bir sürece katlanması zordur ve günümüzde pek tercih  edilmez<br />
• Tıbbi tedavi: Düşük yapacağınız kesinleştiğinde  bazı ilaçlar ile düşük süreci hızlandırılabilir.Bunun için bazı ilaçları  ağız yolu ile veya vajinal yolla kullanmanız istenebilir. Genellikle  düşük ,ilaçların verilmesinden sonraki 24 saat içerisinde gerçekleşir.<br />
• Cerrahi tedavi: D&amp;C verilen işlemle  doktorunuz rahim ağzını genişlettikten sonra rahmin içini vakum ile  temizler. Nadiren (özellikle ölü embryo veya fetüsün rahim içinde çok  uzun süre beklediğinde) küret adı verilen bir aletle rahim duvarlarını  kazımak gerekebilir. Komplikasyonlar nadirdir.<br />
Kaçınılmaz düşük (abortus incipiens) durumunda kanamayı kesmek için  derhal cerrahi girişim yapılması gerekli olabilir.</p>
<p>Yaşam tarzı</p>
<p>Fiziksel iyileşme<br />
Düşük olayının fiziksel etkilerinden kurtulmanız genellikle bir kaç  saat ile bir kaç gün arasında gerçekleşecektir. Adetlerinizin tekrar  başlaması 4-6 hafta içinde olacaktır. Bu süre içinde olabilecek aşırı  kanamalar, ateş, titreme veya şiddetli ağrı durumlarında doktorunuzu  arayınız. Düşükten sonraki iki hafta süre ile vajinanıza tampon  koymayınız, eğer vajinal duş yapma alışkanlığınız varsa bu uygulamayı da  yapmayınız.</p>
<p>Daha sonraki   gebelikler</p>
<p>Düşüğünüzü takip eden adet döneminizden itibaren gebe   kalmanız  ihtimal dahilindedir.Eğer siz veya partneriniz gebelik düşünüyorsanız    buna duygusal olarak hazır olduğunuzdan emin olmalısınız.   Eğer çok sayıda ardışık düşüğünüz oldu ise (en az üç kez   ve arka  arkaya olmak şartı ile) altta yatan bir neden olup olmadığı    incelenmelidir.Rahim anomalileri, kan pıhtılaşması ile ilgili problemler  veya   kromozomal problemler tekrarlayan düşüklere neden  olabilmektedir.Eğer yapılan   incelemelerde herhangi bir neden bulunamaz  ise ümitsizliğe kapılmayınız. Tedavi   yapılmayanlarda dahi neticede  %60-70 oranında başarılı gebelik oluşmaktadır (   yani bu çiftlerin  %60-70 i neticede çocuk sahibi olmaktadır)</p>
<p>Destek</p>
<p>Düşük olayı yaşandığında, duygusal düzelme fiziki   düzelmeye göre çok  daha geç olarak gerçekleşebilir.Öfkeden umutsuzluğa kadar   değişik  duygular yaşayabilirsiniz, bu duygulardan kurtulabilmek için kendinize    biraz zaman tanımalısınız.Gerektiğinde bu konuda profesyonel destek  almaktan   çekinmeyiniz.</p>
<p>Önleme</p>
<p>Düşük vakalarının çoğunda, önleme anlamında   yapılabilecek pek bir  şey bulunmamaktadır.Düzenli olarak gebelik kontrollerinize   devam  ediniz, sigara ve alkolden uzak durunuz.Kronik hastalıklarınız var ise    bunların kontrol altında tutulmasını sağlamalısınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/dusuk-abortus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda İnfertilite (Kısırlık)</title>
		<link>http://hsenyurt.com/kadinlarda-infertilite-kisirlik.html</link>
		<comments>http://hsenyurt.com/kadinlarda-infertilite-kisirlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:45:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji ile İlgili Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hsenyurt.com/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[İnfertilite  nedir? Bir yıl düzenli cinsel ilişki olduğu halde gebe kalınamıyorsa infertilite (kısırlık ) sözkonusudur. İnfertilite yaklaşık olarak her altı çiftten birinde karşımıza çıkmaktadır. Kadın ve erkeğe ait değişik problemlerden kaynaklanabilir. Problemin ne olduğu tespit edilebilenlerde  %40 kadına ait ,%40 erkeğe ait %20 de hem kadına hem erkeğe ait  kusurlar  görülmektedir. Neden olur? Kadın infertilitesi incelendiğinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnfertilite  nedir?</strong><br />
<img class="alignright size-full wp-image-190" style="border: 5px solid black; margin: 10px;" title="yuzde" src="http://hsenyurt.com/wp-content/uploads/2010/05/yuzde.png" alt="" width="285" height="155" /><br />
Bir yıl düzenli cinsel ilişki olduğu halde gebe kalınamıyorsa  infertilite   (kısırlık ) sözkonusudur. İnfertilite yaklaşık olarak  her altı çiftten   birinde karşımıza   çıkmaktadır. Kadın ve erkeğe ait  değişik   problemlerden kaynaklanabilir. Problemin ne olduğu tespit  edilebilenlerde  <strong>%40</strong> kadına ait ,<strong>%40</strong> erkeğe ait <strong>%20</strong> de hem kadına hem erkeğe   ait   kusurlar  görülmektedir.</p>
<p><strong>Neden  olur?</strong></p>
<p>Kadın infertilitesi incelendiğinde en sık görülen neden  yumurtlamanın olmaması   veya seyrek olması dır. Kadınların yumurtlama  kapasitesi doğal olarak yaşla   birlikte azalır, bunun dışında  yumurtlamayı azaltacak   nedenler:</p>
<p>- Aşırı yüksek   veya düşük kilo<br />
- Sigara<br />
- Aşırı   stres<br />
- Sağlıksız   beslenme<br />
- Yumurtalık tümör   ve kistleri<br />
- Aşırı egzersiz<br />
- Alkol ve   uyuşturucu kullanımı<br />
- Hipofiz bezinin   tümörleri<br />
- Diabet gibi   kronik hastalıklar<br />
- Bazı   ilaçlardır</p>
<p>Normal olarak yumurtlamayan bir kadının adetleri genelde düzensiz  olur ve hatta   bazı durumlarda hiç olmaz.</p>
<p>Bir diğer infertilite nedeni tüplerdeki anormallik ve  zedelenmelerdir.   Yumurtalıktan atılan bir yumurta tüpler vasıtası ile  rahime ulaşır ve bu   yolculuk sırasında tüplerin 1/3 dış kısmında sperm  tarafından döllenir.   Tüplerdeki bir problem döllenmenin  gerçekleşmesine engel olabilir. Tüplerdeki   problemler şu nedenlerle   oluşabilir:</p>
<p>- Enfeksiyonlar<br />
- Doğuşten gelen   anomaliler<br />
- Miyom ,polip   gibi oluşumlar<br />
- Geçirilmiş   ameliyatların oluşturduğu yara dokuları  (yapışıklıklar)<br />
- Endometriozis (   sıkça görülen bir kadın hastalığı)<br />
- DES sendromu (   annenizin gebe iken aldığı bir ilaçtan kaynaklanan  anatomi bozukluğu)</p>
<p>Rahim ağzınızdaki bazı problemler spermlerin yumurtaya ulaşmasına  engel   olabilir. Bu problemler:</p>
<p>- Servikal stenoz   ( rahim ağzının dar veya kapalı olması)<br />
- Anormal rahim   ağzı salgısı<br />
- Servisit  (   rahim ağzının iltihabı)</p>
<p>Nadir durumlarda kadının vücudu  sperme   allerjiktir ve spermleri  yok eder.</p>
<p>Bazı nadir genetik problemler de   infertiliteye neden olabilir.<br />
<strong>%30</strong> vakada  ise tüm araştırmalara   rağmen hiçbir neden  bulunamaz.</p>
<p><strong>Teşhis   nasıl konulur?</strong></p>
<p>Sizin ve eşinizin derinlemesine incelenmesi   gerekecektir.</p>
<p>- Tıbbi ve ailevi   geçmişiniz<br />
- Cinsel   yaşantınız<br />
- Daha önceki   gebelik, düşük ve doğumlarınız<br />
- Diyet ve   egzersiz alışkanlıklarınız<br />
- Stres   durumunuz<br />
- İlaç, alkol ve   tütün kullanımınız   sorgulanacaktır.</p>
<p>Doktorunuz yumurtlamanızın olup   olmadığını araştıracaktır. Bunu  öğrenmek için bir seri ultrasona girmeniz veya   kan testleri  yaptırmanız istenebilir.</p>
<p><strong>Bunun dışında </strong></p>
<p>- Enfeksiyon   kastalıkları ve hormon dengenize yönelik kan ve idrar    testleri<br />
- Rahim ağzı   salgınız ve rahmin iç tabakasından alınan örneklerin    incelenmesi<br />
- Partnerinizin   sperm sayı ve kalitesinin incelenmesi  gerekebilir.</p>
<p>Tüplerinizde   tıkanıklık olup olmadığını öğrenmek, rahminizin  içinde yapışıklıklar veya   doğumsal anomaliler olup olmadığını öğrenmek  ve endometriozis olup olmadığını   öğrenmek için:</p>
<p>- Histeroskopi (   ışıklı bir aletle vajen ve rahim ağzından geçerek  rahminizin içinin   gözlenmesi)<br />
- Laparoskopi (   göbeğinize yapılacak 1cm lik bir kesiden girilerek  ışıklı bir aletle karın içi   organların gözlenmesi)<br />
- Histerosalpingografi ( rahim ağzından verilen bir ilaçtan sonra  çekilen röntgen   ile  rahim içi ve tüplerin görüntülenmesi)   yapılabilir.</p>
<p><strong>Nasıl   tedavi edilir?</strong></p>
<p>Doktorunuz ilk önce probleminize neyin   sebep olduğunu anlamaya  çalışacak  ve bir neden bulabilir ise ona yönelik tedavi    planlıyacaktır. Tedavi planında ilaçlar ( genellikle hormonlar ve    antibiyotikler) ve cerrahi girişimler bulunabilir. Bazen hem erkeğe hem  de   kadına yönelik girişimlerin birlikte yapılması gerekebilir.  Kadınlara yönelik   uygulanan tedavilerden bazıları</p>
<p>- Hormon   dengesizlikleri , endometriozis ve kısa adet periyotları  için hormonal   tedaviler<br />
- Sigara   içiyorsanız sigaranın bırakılması<br />
- Alkol    kullanıyorsanız bırakılması<br />
- Yumurtlamayı   uyaran ilaçların uygulanması<br />
- Tüpleriniz ,   rahminiz, rahim ağzınız veya leğen kemiği içinde  yapışıklıklar varsa bunların   giderilmesine yönelik cerrahi girişimler<br />
- Rahminizde polip   veya miyomlar varsa bunların alınmasına yönelik  girişimler   önerilebilir.</p>
<p>Partnerinizin sperm sayısının düşük olması durumunda ,   aşılama da  denilen intrauterin inseminasyon işlemi denenebilir. Bu işlemde:    yumurtlama döneminize yakın bir dönemde , partnerinizden alınan spermler  özel   bir yıkama işleminden geçirildikten sonra ince bir plastik boru  vasıtası ile   rahminizin içine yerleştirilir.</p>
<p>Yardımcı üreme teknikleri  ( ART ) diğer   bir seçenek olarak  karşınıza gelebilir.  Değişik tekniklerin söz konusu olduğu   bu durumda  temelde yapılan sizden alınan yumurtaların vücut dışında labaratuar    ortamında sperm ile döllenmesi ve;  döllenmiş ve belli bir aşamaya kadar    gelişmiş olan gebelik ürününün rahminize tekrar yerleştirilmesi söz  konusudur.   Erkeğin sperm sayısı çok düşük olduğunda veya kadının  tüpleri tıkalı olduğunda   öncelikle tercih edilen yoldur. Maddi ve  manevi yönden ciddi külfet getiren ,   zaman alıcı bir uygulamadır,  fakat bu sayede bir çok insan çocuk sahibi   olabilmektedir.</p>
<p>İnfertilite nedeni ile tedavi edilen çiftlerin yaklaşık   2/3 ü  amaçlarına ulaşabilmektedir, fakat bu süreçte yaşananlar çift için ciddi    stres kaynağı olabilmektedir. Böyle durumlarda profesyonel yardım  almak yerinde   olur.</p>
<p><strong>Kısırlığa   engel olabilirmiyim?</strong></p>
<p>Genetik problemlerden ve doğuştan   gelen hastalıklardan kaynaklanan  infertiliteyi engellemeniz mümkün değildir. Ama   diğer nedenlerden  bazılarını engellemeniz mümkündür.</p>
<p>- Cinsel yolla   geçen hastalıklardan korunmak için kondom  kullanınız.<br />
- Sizin ve   partnerinizin başkaları ile seks yapmaması önemlidir<br />
- Haftada 1-2   kadehten fazla içki içmeyiniz<br />
- Reçeteli ve   reçetesiz ilaçları ölçülü kullanınız<br />
- Uyuşturucu   kullanmayın<br />
- Sigara   kullanmayın<br />
- Kişisel   hijyeninize dikkat edin<br />
- Cinsel ilişkide   kayganlaştırıcı ürünleri kullanmayın, bu ürünler  spermlerin yumurtaya ulaşmasına   engel oluşturabilir.</p>
<p>Aşağıda yazılı olan değişiklik veya şikayetler   oluşur ise hemen  doktorunuzu arayın.</p>
<p>- Anormal vajinal   akıntı<br />
- Ateş<br />
- Anormal   kanama<br />
- Adet düzeninizde   değişiklik<br />
- İlişki sırasında   ağrı<br />
- Vajen ve anal   bölgede yaralar ve kaşıntı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hsenyurt.com/kadinlarda-infertilite-kisirlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

